La Boheme

La Boheme

Giacomo Puccini’nin (1858–1924) La Bohème operası şüphesiz opera repertuarının en çok seslendirilen, en sevilen eserlerinden biridir. Manon Lescaut’nun başarısından sonra, yine libretto arayışı sıkıntısına giren Puccini, Lakme türünde egzotik bir konuyu ve Giovanni Verga’nın Dişi Kurt adlı eserini ( yazarın bir hikâyesinden esinlenen Mascagni’nin Cavalleria Rusticana’sının başarısı üzerine) devre dışı bıraktıktan sonra, 1892 yılında Fransız yazar Henri Mürger’in “Bohem Hayatından Sahneler” başlıklı, otobiyografik romanı üzerinde durur. Leoncavallo’nun da konuyla ilgilenmesi, aralarını açar. Leoncavallo’nun La Bohème operası, arkadaşınınkinden bir yıl sonra sahnelenecek, ancak fazla ilgi görmeyecektir.

Dramatik içgüdüsü ve duyarlığı son derece yüksek bir insan olan Puccini, bir konuyu, kendisinde yarattığı yankılanışa göre seçer; ondan sonra librettocularla, bir terziye kostüm sipariş edermişçesine, titizlikle siparişini verir, onunla birlikte çalışırmış. Puccini’yi cezbeden Fransız romanın adı, garip biçimde evinin bulunduğu Torre del Lago’da arkadaşlarıyla kurduğu “Club de la Boheme” ile ilintilidir. 1830’lu yılların Paris’inde, neşeli ve keyfince hareket eden yoksul öğrencilerin yaşamları besteciyi çekmiş ve libretistleri, Illica ve Giacosa ile temasa geçmiştir. Üç yıl boyunca, bestecinin geçimsizliği neticesinde bitmeyen tartışmalar olmuş; sonuçta Giacosa’nın müdahalesiyle libretto sonuçlanmıştır. Operanın müziği, kısmen “Club de la Bohème”in akortsuz duvar piyanosunda, kısmen de Lucca’nın yirmi kilometre kuzeyindeki villa Pescia’da bestelenmiş; orkestrasyonun tamamlanması 1895 yılını bulmuş, son mezürler 10 Aralık’ta yazılmıştır. Operanın ilk seslendirilişi, Puccini’nin karşı gelmesine rağmen, Ricordi’nin ısrarıyla Torino’da, 1 Şubat 1896 da, Manon Lescaut’nun aynı yerde başarılı ilk temsilinden günü gününe üç yıl sonra, genç Toscanini yönetiminde gerçekleşmiştir. Manon kadar olmasa bile, ilk seslendiriliş başarılı olur; Rodolfo’nun ölümsüz aryası yeniden seslendirilir; 2nci perde izleyicileri şaşırtır; son perde ise ağlatır. Eleştirmenler bestecinin gelişimi karşısında şaşırmışlar, eseri ciddi biçimde eleştirmişler, kısa bir ömür biçmişler. Ama ay sonundan önce, eser yirmi dört kez başarıyla seslendirilmiş, yüzyılın sonunda ise, seslendirilmeyen opera sahnesi kalmamış gibidir.

La Bohème Puccini’nin dramatik dehasını en doğal, en içten ve en inandırıcı biçimde ortaya koyduğu, zirveye yerleştirilebilecek bir yapıtıdır. Bugün bile, hâlâ popülerliğini koruması, doğallığı sayesinde olduğu kadar, konu ile müziksel yorum arasında olağandışı bir bütünlüğün olmasındandır. Aynı zamanda, bestecinin öngördüğü kostüm, dönem ve dekorlara sadık kalınması halinde bile, eserin içeriğiyle izleyicinin özdeşleşebildiği, gençlik, fakirlik, tutku, neşe, cesaret, arkadaşlık ve aşk gibi unsurlar taşımaktadır.

La Bohème’in dört perdesi, Henri Mürger’in eserinin, başarılı biçimde bölümlere ayrılmış bir özetidir ve başkahramanlar, Rodolfo ile Mimi’nin etrafında oluşur. Operanın konusu, dört “bohem” gencin yaşamından kesitlerin yan yana getirilmesinden oluşmaktadır: bunlar, şair Rodolfo; ressam Marcello, müzisyen Schaunard ve filozof Colline’dir. Rodolfo ile Marcello’nun yaşamlarına, iki genç kadın, 19ncu yüzyıl kadın tiplemesinin iki zıt kutbu sayılabilecek olan duygusal ve narin Mimi ile inatçı ve kaygısız Musetta karışır. Olay, her biri farklı bir vakayı anlatan statik tablolar içinde gelişir: Mimi ve Rodolfo’nun birbirlerine âşık olmaları, Musetta’nın ortaya çıkması, Mimi’nin üzücü bir durumda olduğunun anlaşılması ve nihayet Mimi’nin ölümü. Puccini operasına uvertür koymayı gereksiz görmüştür. 1.Perde açıldığında, operanın başlangıç temasını besteci, Milano Konservatuarı döneminde bestelemiş olduğu Senfonik Kapris (1883) adlı eserinden almıştır. Viyolonsellerin, kontrbasların ve fagotların sunduğu bu başlangıç teması, bir leitmotiv olmaktan öteye, dört arkadaşı haber veren tema olacaktır. Mimi, bestecinin yarattığı en zarif karakterlerdendir. Onu tanımlayan ve genç kızın narinliğini ve çekingenliğini anlatan ünlü tema, daha ilk sözlerinden itibaren orkestra tarafından ortaya dökülür. Tüm tenorların mutlaka repertuarlarına aldıkları İtalyan operasının en tipik aryalarından, şairin kendini anlattığı arya (Che gelida manina….Chi son? Sono un poeta.) ve hemen arkasından Mimi’nin kim olduğunu açıklaması, melodik müzik cümlelerinin arasına sıkıştırılmış bir diyalogdur aslında ve izleyicinin kulağında mutlaka iz bırakır. “Parlar cantando” nun (şarkı söyleyerek konuşmak) en güzel örneklerinden biriyle karşı karşıya kalırız. Orkestra, ortamı tasvir eder ( kemanlar, arp ve flütler). 2.Perde, bayram zamanı olduğunu hatırlatan bakırlı çalgıların tiz seslerinin hâkim olduğu, zengin armonik buluşları olan, renkli, canlı bir sahneyle açılır ve de öyle devam eder. Bir önceki perdenin tam zıddıdır. Giacosa ve Illica, Mürger’in eserinden çok sayıdaki karakteri atmışlar, trajik ve komik unsurları yan yana koymuş olan romanın sadece ruhunu ve atmosferini muhafaza etmek istemişlerdir. Böylelikle de, romantik Mimi/Rodolfo ikilisiyle, komik denebilecek Musetta/Marcello ikilisi karşımıza çıkmıştır. Musetta bu perdenin dikkat çeken karakteridir. Biraz şehvet, biraz da alayla, Marcello’nun dikkatini çekmek için söylediği ünlü vals melodisi (Quando me n’vò..) Perde’nin odak noktasını teşkil eder. Musetta/Marcello ikilisinin tartışmaları perdeyi sonlandırır.

3.Perde “l’ambientazione” (ortamların ressamı) ustası Puccini’yi tanıtır bize : orkestra bir soğuk kış sabahı tablosunu, flütlerle arp de karın yağdığını tasvir ederler; yakındaki meyhaneden gelen gürültüler, Musetta’nın önceki perdede söylediği valsi hatırlatan sesi, gümrük memurlarıyla satıcıların gelişleri, buranın yaşayan bir mekân olduğunu anlatır. Sonraki sahnelerde, Puccini’nin, karakterlerinin acılarını, kolaya ve basite kaçmadan, insanların duygularını da sömürmeden, ince bir dille anlattığı görülür. Mimi’nin şaire veda ederken ve önceki perdelerdeki aryaları hatırlatan yürek burkan sahne ele alındığında bu, çok güzel anlaşılmaktadır. Perde muhteşem bir dörtlüyle sonlanır: Rodolfo ile Mimi’nin lirik, duygulu ve acı veren düeti ve Musetta ile Marcello arasındaki parlando’ya (konuşarak) yakın, kısa notalardan oluşan bir tartışmayı yansıtan düeti. (“ Dunque è propio finita”). Perde yoğun bir orkestra partisiyle sonlanır. 4.Perde üç bölümden oluşur: birinci perdedeki çatı katında, sevgililerinden ayrılmış olan şair ile ressamın dertleşmeleri (“O Mimi, tu più non torrni”); sonra dört arkadaşın yalandan kendilerine ziyafet çekerek açlık ve soğukla alay etmeleri ve nihayet, Mimi’nin ölümü. Burada kullanılan temaların hemen hepsi daha önce duyduğumuz temalardır; Puccini Manon Lescaut’nun son tablosunda kullandığı, geçmişin “tematik hatırlatmalarla” anımsanması tekniğini burada çok güzel uygulamış, bu motifleri sık sık kullanarak, konunun akışı içinde çağrışımlar yaratmaktadır. Son sahnede ortaya çıkan melodi, Mimi’nin hayatının sonunu simgeler; iç karartıcı, dokunaklı, aynı zamanda dinginliğin hâkim olduğu son solo, orkestra tarafından tutta forza yinelenir. Puccini böyle bir sonun, başrol karakteri gibi sade ve ölçülü, ama aynı zamanda gerçek dramı ortaya koyan bir görkeme sahip olmasını arzu etmiş. Amacına da ulaşmıştır; diğer hiçbir operasının böylesine yoğun bir hüzün yaratmadığını söylemek gerek. Oscar Wilde “Bu müzik insanı son derece duygulandırıyor ve yüreğini deliyor. Puccini nota yazan bir Alfred de Musset…” şeklinde duygularını ifade etmiş. La Bohème’in, kendinden ve opera yaşamına katkısından emin, kırkına yaklaşmış bir yaratıcının, şiir ve gerçekçilikle dolu bir eseri olduğu tartışılmaz gerçektir.

Kayıtlar:
Freni,Gedda,Sereni, Schippers(şef)(EMI 1963)
Freni, Pavarotti,Panerai, Karajan (şef) (Decca 1972)
Callas,, di Stefano, Panerai, Votto(şef) (EMI 1956)
Tebaldi, Bergonzi, Bastianini, Serafin (şef) (Decca 1958)
Gheorghiu, Alagna,Keenyside, Chailly (şef) (Decca 1999)

FacebookTwitterGoogle GmailYahoo Mail

İlgili Haber / Yazı