25 Eylül 2009

 
Klasik Dönem / Romantik Dönem Geçiş Bestecileri

 LUDWIG von BEETHOVEN

Ludwig van Beethoven 1770 yılında Bonn’da 8 oğlu olan, fakat bunların hepsinin de özürlü olduğu bir ailenin çocuğudur. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Alkolik bir müzisyen olan babasının Beethooven’a piyano eğitiminde çok sert ve acımasız davrandığı bilinir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır.

1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi.

Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir. İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.

Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, Haydn ve Mozart’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemini başlatmıştır.

Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. Hatta hepimizin çok iyi bildiği 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.

1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak ölmüştür ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

 

FERDINANDO CARULLI

1770 – 1841 yılları arasında yaşamış İtalyan gitar sanatçısı ve bestecisi.

Gitarın sevilip yaygınlaşması için eğitim alanında büyük çaba göstermiş, 1808 yılında Paris’e yerleşmiş ve burada öğretmenlik yapmıştır.

Gitar için kuartet, trio, duo, fantasia ve çeşitlemelerden başka konçertolar da bestelemiştir.

 

 

 

 

ANTON REICHA

Çek asıllı fransız müziği bestecisi ve nazariyecisi (Prag 1770-Paris 1836), çek viyolonselcisi ve bestecisi Joseph Reicha’nın (Klattau 1746-Bonn 1795) yeğe­ni.

Amcasının yardımıyla seçici prensin or­kestrasına flütçü olarak girdi. Beethoven, aynı orkestrada alto çalıyordu. 1794′te Ham­burg’da ilk operasını yazdı: Oubaldi ou les Français en Egypte (Oubaldi veya Fransız-lar Mısır’da). Sonra Paris’e gitti, Haydn ile birlikte çalıştığı, Albrechtsbergen ve Salieri ile dostluk kurduğu Viyana’da yaşadı (1802-1808). Daha sonra Paris’te yerleşti; 1829′da fransız uyruğuna geçti.

Üflemeli çalgılar için 26 beşli’iyi iyi karşılandı ve Paris Konservatuvarı kontrapunto ve füg profesörlü­ğüne getirilmesini sağladı (1818). Müzik eği­timi ve nazariyatı konusunda birçok kitap yazdı: Etudes ou Theories Pour le Piano-forte, Dirigees d’une Maniere Nouvelle (Ye­ni Metotla Yürütülen Piyano-Forte İncele­meleri ve Nazariyeleri) [1800], Traite de Melodie Abstraction Faite de Ses Rapports avec l’Harmonie (Armoni ile İlişkilerini Göz önünde Tutmadan Melodi İncelemesi) [1814], Cours de Composition Musicale ou Traite Complet et Raisonne d’Harmonie Pratique (Müzik Besteleme Dersleri veya Pratik Armoni Dersleri) [1818], Traite de Haute Composition Musicale (Yüksek Bes­te Dersleri) [1824-1826], L’Art du Compositeur Dramatique ou Cours Complet de Com­position Vocale (Opera Bestecisinin Sanatı veya Ses Eserleri İçin Beste Dersleri) [1833]. Peüt Traite d’Harmonie (Armoni Dersleri Elkitabı). Bilgisi, tekniği ve bilimi, Liszt, Berlioz, Franck ve Gounod gibi ünlü beste­cilerin kendisinden ders almasına yol açtı.

 

 JOHANN NEPOMUK HUMMEL

14 kasım 1778 – 17 Ekim 1837 yılları arasında yaşamış Avusturyalı besteci ve piyano virtüözü.

müzikleri, klasik çağdan romantik müzik çağına geçişi yansıtır. piyano çalma ve parmak vuruşlarıyla ilgili 1828 yılında almanya da yayınladığı A Complete Theoretical and Practical Course of Instruction on the Art of Playing the Piano Forte adlı kitap basıldığı günlerde yüzlerce satmıştır. Geliştirdiği yeni tekniği 19. yüzyıl bestecilerinden Carl Czerny yi etkilemiştir. sonradan Franz Liszt de aynı tekniği Carl Czerny den öğrenmiştir. önceleri Beethoven la çalışan Carl Czerny, bir gece dinlediği hummel in müziğinden etkilenerek Beethoven la çalışmayı bırakmıştır.

Hummel in etkileri, Frederic Chopin ve Robert Schumann ın ilk eserlerinde hissedilir derecede görülmektedir.

Carl Czerny, Friedrich Silcher, Ferdinand Hiller, Sigismond Thalberg, Felix Mendelssohn ve Adolf von Henselt bestecinin önemli öğrencileri arasındadır.

MAURO GIULIANI

19. yüzyılın büyük gitaristlerinden İtalyan Giuliani gençliğinde keman, flüt ve gitar dersler almış, ülkesinde gitar virtüozu olarak tanındıktan ve Paris’te resitaller verdikten sonra 1807’de Viyana’ya yerleşmiş, yorumcu ve öğretmen olarak yaşamını kazanmaya çalışmıştır. İlerde imparatoriçe olan Marie-Louise ve Kont Waldstein gibi soylular ondan ders almış, ünlü piyanist Moscheles ile dizi konserler vermiş, Hummel ve Diabelli ile dost olmuş, Beethoven ve Haydn ile tanışmış, hatta Beethoven’in 7. Senfonisinin 1813’teki ilk yorumuna orkestrada keman çalarak katılmıştır. Bu arada çok yetenekli iki çocuğu da yetişmiş; evlilik dışı doğan ilki Michel Barletta Giuliani (1801-67) Paris Konservatuarında şan öğretmeni, diğeri Emilia Giuliani (1813-40) hem beste yapan, hem de konser veren virtüoz bir kadın gitarist olmuştur. Ancak Giuliani Viyana’da besteci olarak pek ilgi görmemiş, eserlerini yayınlayan Artaria yayınevi başarılı olamamış; 1819’da para sıkıntısı ve borçları nedeniyle İtalya’ya dönmüş, 1821’den sonra İtalya, Hollanda, Almanya ve Londra’da konserler vermiş ve Napoli’de 8 Mayıs 1829’da ölmüştür. Arkasında üç gitar konçertosu (Op.30, 36,70), bir dizi fantezi (Op.119 Rossiniana’lar), keman, gitar sonatları, bir metod, şarkılar, düolar, prelüdler, etüdler ve varyasyonlar gibi Opus sayısı olan 150, olmayan 70 kadar gitar eseri ve parçası bırakan Giuliani, özellikle tanınmış opera besteleri üzerine yazdığı eserlerle zamana uymuştur. Ancak onun Romans kısmını kullandığı Aşk ve Şöhret (Liebe und Ruhm) operasının bestecisi, Cherubini’nin öğrencisi, 7 yaşında harika çocuk olarak şan ve piyano konserleri veren Ulm doğumlu Johann Christoph Kienlen (1783-1829) adlı Alman –Suabyalı- besteci bugün unutulmuştur. Viyana’ya dört operasından birini sahnelemek için gelen, 1815-17 arasında bu kentte kalan besteciyi Giuliani izlemiş, belki de oradaki seslendirilişte bile yer almış, operanın en ilginç bulduğu Romans’ı üzerine Op.105 Varyasyonları yazmıştı. Op.105 1820’lerde yayınlanmıştır.

 

DANIEL FRANÇOIS AUBER

29 Ocak 1782 - 13 Mayıs 1871 yılları arasında yaşamış Fransız besteci.

Auber, babasının tüccar olması girişimlerine rağmen küçük yaşlarda besteciliğe yönelmiş ve müzik öğretimi için Londra’ya gitmiştir.

1804′de Paris’e dönen Auber, kendini tamamen sanata vermiştir. 1811′de ilk operası; “Julie”yi yazmış, İtalyan bestecisi Cherubini’in dikkatini çekmiş, verdiği sanat eserleriyle bütün dünyada tanınmıştır.

1828′de yazdığı “Porticili Dilsiz Kız”la müzik tarihine geçmiş, daha sonra hafif operalara devam etmiştir.

 

 

NICOLO PAGANINI

27 Ekim 1782 tarihinde İtalya’nın Cenova şehrinde doğdu. 8 yaşına basmadan, amatör bir müzikçi olan babasından keman dersleri almaya başladı. 11 yaşındayken müzik çalışmalarını ilerletmek üzere Parma’ya gittiyse de buradaki öğretmenler Paganini’ye kendilerinin yeni bir şey öğretmelerine imkân olmadığını söylediler. Bunun üzerine, çalışmalarına kendi kendine devam etti. 13 yaşındayken konser turnelerine başladı, verdiği konserlerde ağır parçaları öyle bir ustalıkta çalıyordu ki dinleyiciler, gözyaşlarını tutamıyorlardı. Halk arasında Paganini hakkında çeşitli söylentiler yayılmaya başladı. Büyük kemancının şeytanla arkadaş olduğu, yayını şeytanın ona verdiği sihirli kuvvetle kullandığı söyleniyordu.Kemandaki değişik tekniği iskelet sistemiyle alakalı Marfan Sendromu sonucunda oluştuğunu ölümden sonra iskeletini inceleyen doktorlar ortaya koymuşlardır.

Paganini şöhrete kavuştuktan sonra son derece lüks bir hayat sürmeye koyulmuştu. Çok fazla para kazanıyordu, çok kumar oynuyordu. Bir keresinde bir kemanını kumar masasında rehin bırakmış, bir konserde keman çalması gerekince bir başka meslektaşından ödünç keman istemek zorunda kalmıştı.Kumar tutkusu onu 1838 yılında Paris’te bir kumarhane açmaya kadar götürmüştür. Ancak bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Livorno’da verdiği bir konserden sonra bir Fransız tüccar kendisine Guarnerius yapımı olağanüstü bir keman hediye etti. Paganini hayatı boyunca bu kemanı çaldı. Bu keman halen Cenova’da saklanmakta ve sergilenmektedir.

1825 yılında beraber turneye çıktıkları Antonia Binachi’den Cyrus Alexander adında bir oğlu olmuştur. Her nekadar oğlunun annesiyle evlenmese de ömrünün sonuna kadar oğlundan ilgisini esirgememiştir ve onu da bir müzisyen yapmıştır

Paganini belli başlı eserleri arasında keman için 24 cappricio, keman ve orkestra için iki konçerto, ayrıca çeşitli keman parçaları vardır.

Paganini, 27 Mayıs 1840′da Fransa’nın Nice şehrinde gırtlak kanserinden öldü, ölmeden önce günah çıkartmayı kabul etmediği için, uzun yıllar boyunca ölüsüne gömülecek yer verilmeyen müzisyen İtalya’nın Parma şehrinde gömülüdür. İtalyan Posta İdaresi 1982 yılında, doğumunun 200. yılı anısına bir hatıra pulu bastırmıştır.

 

CARL MARIA von WEBER

18 Aralık 1786 yılında Eutin’de doğmuş, 5 Haziran 1826 Londra’da ölmüştür.

Weber’in adını duyunca hatırımıza şarkılarıyla, korolarıyla “Freischütz” operası gelir. Bu eser, dünyadaki esrarlı kuvvetlerin sihrine kapılarak onu terennüm eden, romantik bir ruh ile doludur. Düşen çiğlerin serinlettiği bir sabah vakti gibi cürretli ve taze fikirlerle klasizmden ayrılarak doğan, fakat form bakımından hala klasik geleneğe bağlı kalan yeni romantizm Weber’de belirmektedir. Weber’in değerli ve espri ile dolu yazılarıda vardır. Bu yazılara bakanlar orada başka bir Weber keşfederşler. O, “Freischütz” deki orman fısıltılarını ve esrarengiz sesleri teganni eden, parlak bir atılganlıkla klarnet namelerini ve piyano virtiözlüğünü pırıl pırıl saçan Weber’den başka biridir.

Weber, Mozart’dan hareket ederek işe başladı, hiç olmazsa form ve teknik bakımından O’na yakındır. Bir “Hayaller” operasıda denilebilecek olan “Freischütz” te, ruhunu şeytana satan genç avcının hikayesini canlandırır. Bir müzikli dram olan “Euryanthe” de daha sonra varılan sonuçlara yaklaşır. Enstürman eserlerinde incilerden mürekkep şaşaalı gerdanlıklar kabilinden sesler dizer. Doğuştan müzisyen olan kafasında büyük ve ciddi tasavvurları gittikçe kemale erdiren Weber’in şahsında zamanın zevki ile bunun üstünde olan unsurların ne kadar girift halde olduğunu müşahade etmek enteresandır. “Freischütz” ün, Berlin’deki ilk temsili opera tarihinde Mozart zamanından beri, görülmemiş olan, bir dönüm noktası oldu. Yeni bir çığır açılmıştı. Weber bu yeniliği, güfte yönünden başarılı olmayan, fakat müzik bakımından çok değerli olan “Euryanthe” ile fevkalade derinleştirdi. Vakitsiz ölümün engel olduğu “Oberon” un rövizyonu ile şüphesiz bu yolda daha yeni gelişmelere varabilirdi.

Gençliğinde en çok sevdiği şeyler resimle müzikti. Fakat müzik galip geldi ve onun yanında kalemi de usta bir yazarınki kadar gelişti. Sert tenkit ve tahliller ihtiva eden yazılarında başka kendi hayatına ait itiraflarla ilgili tamamlanmamış bir romanda bırakmıştır. Bu iki taraflı istidat, güzel sanatların kaynaşmasını hayallerinde ideal bir gaye olarak canlandıran romantik sanatkarların özelliğiydi. (E,Th.A.Hoffman, Jean Paul, Runge).

Weber, damarlarında Fransız kanı da bulunan bir “Aleman” idi.

Babasının memleketi Schwarzwald’dı. Fakat Konstanze Mozart’ın amcası olan, dehaya yakın bir dereceden kabiliyetli olup, türlü işlere karışan, fakat haddini bilmeyen ve bazan dürüst olmayan babası huzursuz bir halde bir diyardan ötekine koşuyor, bir yere yerleşemiyordu. Bu yüzden Weber’in çocukluğu bir göçebe hayatı şeklinde geçti. Doğduğu Eutin’den Hildburghausen’e sonra Salzburg’a gitti. Orada Michael Haydn, Weber’e hoca ve rehber oldu. Daha sonra Münih’e taşındılar ve orada Weber, ikinci “opus“u olan eserini kendi eliyle en yeni taş basma tekniği ile bastı. Freiberg’e, tekrar Salzburg’a, sonra Hamburg, Augsburg ve nihayet Viyana’ya gittiler. Viyana’da çok kudretli ve nüfuzlu Abbé Vogler, Weber’e hocalık yaptı sonunda Breslau şehir tiyatrosunda orkestra şefi oldu. Henüz yirmi yaşındayken, Silezya’da, Karlsrude’de oturan Württemberg Prensi Eugen’in hizmetine girdi. Prensin yardımı sayesinde babası ile birlikte Stuttgard’a yerleşti ve orada “Silvana“ operasını yazdı. Fakat burada geçirdiği mesut günler feci bir şekilde sona erdi. Babasının işlediği ihtilas (para aşırma) suçundan dolayı Württenberg’den sürgün edildiler. Bu sırada olgun bir şahsiyete erişen Weber, Darmstadt ve Mannheim’da kısa bir müddet kaldıktan sonra tekrar Vogler’in etrafında toplanan talebeler arasına katıldı. Ondan sonra başarılı bir piyanist ve besteci olarak bütün Almanya’yı dolaştı. Prag’da da bir müddet tutundu ve nihayet Dresden operasında yerini buldu. Gerçi orada bürokrasi ve rakipler ile mücadele etmen zorunda kaldı ama, dokuz sene müddetle mesut ve istikrarlı bir hayat geçirdi. Sonra “Oberon“ operasının temsili için Londra’da iken ağır hasta olan Weber’in elinden öşlüm kalemini aldı.

Weber müziğin her nevinden eserler vermiştir. Oda ve kilise müziği, koro, orkestra ve piyano için eserler ve liedler yazdı. Fakat asıl sahası operaydı. Sahnenin çok cepheli ülkesi “Abu Hasan“ın mizahi havasından ve “Pireziosa“ piyesini tasvir eden sahne müziğinden “Euryanthe“ nin yüceliğine, “Oberon“ un dramatik zenginliğine kadar uzanıyordu. Fakat hepsinin başında en çok kalpleri cezbeden “Freischütz” operasıdır. Weber’in müziği sonraki devirlerin ışığı altında tekrar tekrar ilgi toplamaktadır. Wagner, Pfitzner ve Hindemith gibi isimler bunun şahididir.

 

GIACOMO MEYERBEER

Giacomo Meyerbeer, doğum adıyla Jakop Liebmann – Beer,  5 Eylül 1791 yılında Berlin’de doğmuş, 2 Mayıs 1864 yılında Paris’te hayatını kaybetmiş Alman Opera bestecisidir.

Zengin bir bankacının oğlu olarak dünyaya gelen Meyerbeer, müzik öğrenimine küçük yaşta başlamış, bilgisini özellikle Karl Zenter, Anselm Weber, Abt Vogler’den edinmiştir.

Bir süre İngiltere ve Fransa’da bulunduktan sonra İtalya’ya geçmiş, önce bu ülkedeki opera akımlarının etkisinde kalmış, daha sonra Paris’e yerleşerek “Robert le Diable” (Şeytan Robert) ve “Les Huguenots” gibi ilk önemli operalarını vermiştir. Bir ara Prusya Genel Müzik Müdürü olarak Berlin’de görev alan sanatçı, tekrar Paris’e dönmüş; burada “Le Prophéte” (Peygamber) ve “L’Africaine” (Afrika’lı Kadın) gibi üslup ve kişiliğini yansıtan örnekler yazmıştır.

Eserleri; Jephtas Gelübte, Wirt und Gast, Das Brandenburger Tor, Romilda e Costanza, Semiramide riconosciuta, Emma di Resburgo, Margherita d’Anjou, L’Almanzore, L’esule di Granata, Il crociato in Egitto, Robert le diable, Les Huguenots, Ein Feldlager in Schlesien, Le prophète, L’étoile du nord, Le pardon de Ploermel, L’Africaine.

 

GIACCHINO ROSSINI

29 Şubat 1792, Pesaro, İtalya – 13 Kasım 1868, Fransa.

İtalyan opera bestecisi. “Mösyö Kreşendo” takma adı ile anılır.

İtalya’nın doğu kıyısında Pesaro adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Annesi opera şarkıcısı idi, babası ise korno çalardı. Çocukken şarkı söylemeye, viyolonsel ve korna çalmaya başladı. 15 yaşına geldiğinde bir müzik okuluna yazıldı ve beste yapmayı öğrendi.

İlk operası Evlilik Sözleşmesi (La Cambiale di Matrimonio) 18 yaşında Venedik’te sahnelendi, dördüncü eseri ciddi opera Tancredi ve beşinci eseri komik opera Cezayir’de İtalyan Kız (L’Italiana in Algeri) operaları ile ün kazandı, başyapıtı Sevil Berberi (Il Barbiere di Siviglia) operasını ise 24 yaşında iken Roma’da sahneledi. Sindrella masalından esinlenen Külkedisi (La Cenerentola) operasını da aynı yıl (1816’da) yazdı. 18 – 37 yaşları arasıda 39 opera besteledi. Son operası uvertürü, fırtına sahnesi ve bale müziği ile ünlenen Guillaume Tell idi. 37 yaşında opera bestelemeyi bıraktı. Yaşadığı dönemde çok popüler bir besteci idi. Eserlerinin bir kısmı bugün de sıklıkla sahnelenir.

Napoli’deki San Carlo Tiyatrosu, Paris’teki İtalyan Operası gibi birkaç yerin müzik direktörlüğünü yürüttü. 1830 Fransız Devrimi’nden önce Kral X. Charles’ın bestecisi olarak çalıştı.

Rossini iki defa evlendi. 1822′de evlendiği eşi Isabella Colbran, eserlerinin pek çoğunda baş rol oynayan bir opera sanatçısı idi. İlk eşinin ölümü üzerine 1846’da opera şarkıcısı Olympe Pélissier ile evlendi. Rossini, 1824-1836 yılları arasında yaşadığı Fransa’ya 1855’te geri döndü ve yerleşti, evi sanatçıların buluşma noktası haline geldi, bu dönemde “yaşlılık günahları” diye adlandırdığı besteler yapıp kendi salonunda seslendirdi. 13 Kasım 1868’de hayatını kaybetti.

Rossini başarıyı komik operalarıyla yakalamıştı. En önemli eserleri olarak Guillaume Tell, Tancredi, ve Semiramide kabul edilir. Othello Verdi’nin başyapıtı olmasına karşın, Rossini’nin Othello’su da dinlemeye değerdir. Gençliğinde bestelediği yaylı çalgılar sonatları onun Haydn ve Mozart gibi klasik dönem bestecilerinin eserlerini derinlemesine incelediğini gösterir.

 

GAETANO DONIZETTI

29 Kasım 1797 (Bergamo, İtalya) – 8 Nisan 1848, (Bergamo) yılları arasında yaşamış  İtalyan opera bestekarı. En ünlü bestesi 1835 yılında bestelediği Lucia di Lammermoor ‘dir.

Altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak çok fakir bir ortamda dünyaya geldi. Babası Andrea tefeci dükkânında görevliydi, annesi Domenica Nava ise terziydi. Müzikle ilgisi olmayan ailesine rağmen, Donizetti’nin içindeki gizli yetenekler opera bestecisi olan Simon Mayr’in desteği altında ortaya çıktı. Mayr, 1806 yılında parasız eğitim veren bir müzik okulu kurmuştu. Donizetti bu okula katılan ilk öğrencilerdendi ve 1814 yılına kadar burada eğitim gördü. Bu okul, İtalya’nın diğer şehirlerinde sık rastlanmayan bir müzik eğitimi veriyordu. Mayr, Donizetti’ye büyük destek sağladı, hatta iki yıl boyunca Bolonya’daki Padre Mattei’den konturpuvan dersi alması için maddi destek verdi. Donizetti, 1817 yılında Bergamo’ya döndüğünde Mayr, genellikle Venedik’te iş yapan bir kuruluştan kontrat almasını sağladı. Donizetti’nin “Zoraida di Granata” operası Napoli operası ile verimli bir anlaşma yapmasını sağlayacak kadar başarılı bulunmuştu.

Meteorik kariyeri olan çağdaşlarının aksine Donizetti, şöhret basamaklarını ağır ağır tırmandı. 1822 yılında Napoli’de besteci olarak çalışmaya başladı Ve içlerinde “L’ajo nell’imbarazzo” ve “Elisabetta al Castello di Kenihvorth” olan bazı güzel eserlerini besteledi. Fakat ilk büyük başarısı ancak 1830 yılında Milano’da Teatro Carcano’da oynanan “Anna Bolena” ile geldi. Eser Öyle büyük ilgi uyandırdı ki kısa zamanda Paris, Londra, Madrid, Dresden ve Havana’da oynandı. Enerjik çatışmalar ve vokal gösterişe dayalı Anna Bolena, Donizetti’nin sıklıkla kullanacağı; İngiltere, İskoçya ve delilik temalarını içeren ilk operasıdır. En çok bilinen operası “Lucia di Lammermoor”‘da aynı temaları içerir.

Verimli, rahat ve zengin bir şekilde çalışma masasında oturur, etrafını saran kıskançlıklara karşı duyarsız ve habersiz bir şekilde kantatların, dini eserlerin ve motetlerin yanında başarılı iki üç operayı bir yıl içinde besteler, üzerine düşen her görevi yapardı. Kontrat, libretto ve tiyatrolardaki kargaşalara rağmen ayrıca Napoli Konservatuarında öğretmenlik görevi de üstlenmişti. Her ne kadar en güzel eserlerini Napoli’de verdiyse de bu şehirde hep bir yabancı olarak kaldı.

Roma’lı bir avukatın kızı olan Virginia Vasselli ile 1828 yılında evlendi. Üç çocuklarından hiçbir tanesi çocukluk yaşlarından sağ olarak kurtulamadı. Karısının 1837 yılında kolera salgınından ölmesi Donizetti’yi ciddi bir bunalıma soktu.

Karısının ölümünden sonra ve en güzel operaları San Carlo tarafından reddedilince ayrıca konservatuardaki müdürlük görevi kendisine verilmeyince Donizetti bu şehri terk etmeye karar verdi. Böylece 1838 yılında Napoli, en güzel operalarını (Aşk iksiri (L’elisire d’amore)(1832), Parisina (1833), Lucrezia Borgia (1833), Maria Stuarda (1834), Roberto Devereux (1837)), ayrıca hepsinden başarılı olarak kabul edilen Lucia di Lammermoor (1835) besteleyen Donizetti’yi sonsuza dek kaybetmiş oldu.

Napoli Operası ile olan kontratını iptal etmesi Avrupa’daki diğer büyük operalarla serbestçe çalışmasına imkân verdi. Aşk iksiri (L’elisire d’amore) işte bu zamanda, 1832 yılında Milano’da bestelenmiştir.

Olağanüstü verimli olması ve hızlı çalışması aldığı bir çok opera kontratını ve diğer opera dışı kontratları tamamlamasına olanak veriyordu. Değişik operalar için yılda beş tane eser besteliyor, bunlar bir perdelik komedilerden ciddi dramlara kadar çeşitlilik içeriyordu.

Zor bir durum içinde olduğunu gören arkadaşı Rossini, onu Paris’e çağırdı. Diğer operaları başarı ile oynanırken, Donizetti burada yeni eserler vermeye başladı. Paris’te yeteri kadar para kazanıp emekliye ayrılmayı düşünse de, fizik ve akıl sağlığının bozulmaya başlaması onu daha yoğun bir şekilde çalışmaya mecbur ediyordu.

Paris Operası için yaptığı ilk çalışma Corneille’in harika ve etkileyici oyunundan temelini alan “Poliuto” operasının yeniden yorumlanmış hali olan Les Martyres oldu. Poliuto operası birkaç ay önce İtalyan sansür kurulu tarafından yasaklanmış bir eserdi. Donizetti’nin Paris’te onu taçlandıracak olan operalarının her ikisi de komedi tarzında oldu: La fille du Regiment ve Don Pasquale. Don Pasquale Theatre Italien için bestelenmişti. Bu operanın bestelenişi sırasında Donizetti: “Konu insanı memnun ederse kalp konuşur, insanın kafası ileri doğru hamle yapar ve el yazar” demiştir.

1840′larda Avusturya, İtalya’nın büyük bir bölümünü işgal etmiş olmasına rağmen Avusturya’daki Kapellmeister pozisyonunu 1842 yılında kabul etti. Giuseppe Verdi’nin aksine Donizetti, politik olaylara karşı oldukça duyarsızdı. 1848 yılında Verdi, “La Battaglia di Legnano” operasıyla Avusturya işgaline karşı oldukça politik mesajlar yollayacaktı.

Donizetti melankolik yapısı, garip hareketlen ve felçli olmasına rağmen opera bestelemeye devam etti. 1845 yılında Paris’e geri döndü, yeğeni onu doktor gözetimine aldırdı. Frengi kaynaklı beyin-omurilik bozulması teşhisi konuldu. 17 ay boyunca Paris dışında bir sanatoryumda kaldı. 1847 yılında konuşamaz ve felçli bir halde Bergamo’ya geri döndü ve 1848 yılında ölene kadar burada kaldı.

Donizetti, İtalyan Romantik dönemin en verimli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Operaları dramatik yapı taşır ve karakter betimlemelerini ustaca yorumlar. 23 yaşındaki bariton Giorgio Ronconi’nin olağanüstü yeteneğinden etkilenmiş ve bu baritona göre eserler yazmıştır. Böylelikle ilende Verdi tarafından daha da geliştirilecek olan ses tipinin gelişimini başlattığı bilinir.

 

FRANZ SCHUBERT

31 Ocak 1797 yılında Viyana yakınındaki Lichtenhal’de doğmuş, 19 Kasım 1828 yılında Viyana’da ölümüştür.

Roman ve operet kabilinden birtakım uydurmalar –filmden hiç söz etmeyelim- Franz Schubert’i hissi bir hayalperest seviyesine indirmiştir. Bir öğretmenin oğlu ve Beethoven’in çağdaşı olarak klasizm devrinden sonraki Viyana’da mütevazi bir hayat geçiren Schubert, hikayecilerin kurbanı olmuştur.

Gerçekte Schubert hakkındaki bilgimiz pek azdır. Çünkü genel olarak bilinen hususlar şahsiyetini ve eserlerini bir bütün halinde değil, ancak kısmen ortaya koymaktadır. Meçhul kalan eserlerini meydana çıkarmak mümkün değilse de, yaşadığı devri ve tarih yönünden önemini belirtecek birçok hususları Schubert’te bugün de ortaya koymak mümkündür.

Onun Nüfus alanı hoşa giden güzel danslarında, hatta liedlerinde bile tayin edilmiş değildir. gerçi şiirin tarifsiz bir şekilde işlendiği bu liedlerin edebi ilgisi cüsati Homeros’tan Goethe’ye ve o zamanki modernlere (Müller, Rückert, Grillparzer ve Heine) kadar uzanır. Fakat onun asıl ve henüz anlaşılmayan büyük tarihi önemi, tahmin edildiği gibi bu danslar ve liedlerde değil, bilakis sayısız enstrümantal eserlerinde, senfonilerinde, oda müziği ve piyano eserlerindedir. Lied konusundaki önemi çoktandır bilinmektedir. Şimdiye kadar sadece sezebildiğimiz hususların bitmez tükenmez oluşundan dolayı Schubert’i keşfetmek hala daha mümkündür.

Schubert’in sanatkarlığı klasik ve romantik hayat duygusunun ağırlık noktası teşkil eder. Yeni bir form anlayışı ararken, lirik minyatürler denilen lied ve piyano parçalarından, sonat, oda müziği ve senfonişerin İLAHİ UZUNLUĞUNA (Schumann’ın ifadesiyle) vardı. Bu yolda Schubert’in ifade tarzı, ananevi veya sonradan doğan hükümlere takdir edilmeyen bir özellik kazanmıştır. Fakat bizi her zaman muamma ve mucize karşısında bırakan keyfiyet sadece form ve şekil değil, bütün eserlerine nüfuz eden ve onlara iddia edilenden daha gerçek bir büyüklük veren özel bir karakterdir. Bu karakter hissi ve trajik mahiyette değildir; daha ziyade kederli ve ümitsizdir. Neşeli müzisyenliği hafifçe kaplayan yaralı bir ruh halidir. Onun ürpertici büyüklüğü buradadır. Schubert’te Viyana’yı andıran özellikler ona çevreden geçmiştir. Ruhunda anne ve babasının memeleketleri olan Moravya ve Silezya’nın tesirleri görülmektedir. Viyana’nın kenar bir mahallesindeki öğretmen evi genç kemancının ilk öğrenim yeri oldu. Viyana çocuk korosunun yatılı okulunda meşhur Salieri ve Ruczizka’dan besteciliğin temel kurallarını öğrendi. (İhtiyar Ruczizka, “herşeyi kendiliğinden bilen çocuğa fazladan birşey gösteremeyeceğim’’, diye ona ders vermekten vazgeçti.) Daha çocuk korosun üyesi iken “Gretchen Çıkrık Başında’’ ve “Erlkönig’’ gibi eserleri yazdı. Sonradan babasının yanında öğretmen yardımcısı olarak çalıştı. Kont Esterhazy’nin kızlarının piyano öğretmeni olarak iki defa Macaristan’a, dostu büyük muganni Vogl ile konser vermek üzere Linz, Graz ve Salzburg’a gitti. Bunun dışında kendini sadece yaratıcılığa hasreden, çekingen, fakat ciddiyetle yolunu arıyan bir insanın hayatını yaşadı. Beethoven ve Goethe’ye, ayrıca Michael Hayd’a sonsuz hayranlık besleyen Schubert’in çalışkanlığı hudutsuzdu. Vakitsiz ölümünden kısa zaman önce Simon Secter’in kontrpuan derslerine devam etmeyi düşünmüştü. Bu niyetini tahakkuk ettirmedi. Ancak bu hususlar ve etrafındaki dostları onu münzevi hayatından çekip dünyaya bağlıyordu.

Beethoven’in ölümü onu çok sarstı. Yaşayışına derin bir hüzün çöktü. Bedbin ruhlu şair Wilhelm Müller’in WİNTERREİSE /kış yolculuğu) adlı şiiri üzerine yazılan liedlerde ve do majör tonunda olan iki büyük eserde (do majör senfonisi ve daha sonraki Bruckner stiline yönelen do majör kentedinde) bu son olgunlaşmanın havası esmektedir.

Filhakika, Schubert’in liedlerinde, senfoni, oda müziği ve piyano eserlerinde, kilise müziğinde, hatta operalarında keşfedilecek daha pek çok şey vardır.

 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR