24 Eylül 2009

 
Klasik Dönem Bestecileri

FRANZ JOSEPH HAYDN

31 Mart 1732’de Avusturya’nın Rohrau kentinde doğan Haydn, yoksul bir ailenin çocuğu idi. Ailesi onu, 6 yaşında iken bir koroya katılmak üzere Viyana’ya gönderdi. Sesi kalınlaştıktan sonra da Viyana’da kalarak müzisyenlik yapmaya devam etti, bestecilik dersleri aldı. 1761’de Esterházy ailesinin yanında iş buldu ve hayatının 30 yıldan fazlasını bu soylu aileye hizmet ederek geçirdi. İşi, onların istekleri ve ihtiyaçlarına uygun müzik bestelemekti. Diğer bestecilerden ve müzik çevrelerinden uzak oluşu, onun yaratıcılığını ortaya çıkardı, ününün yayılmasına ise engel olmadı. 1780’lerde besteleri tüm Avrupa’da çalınmaktaydı. Ününden ötürü çeşitli yerlere davet edilir ve davet edildiği şehirde ilk kez çalınmak üzere bir eser bestelemesi istenirdi. Bu şekilde yazdığı Paris Senfonileri ve Londra Senfonileri en çok bilinenlerdir. Yaylı dörtlüleri için yazdığı eserlerde de kendinden öncekilerden farklı olarak her çalgıya eşit rol vererek yenilik getirmiş ve bu düşüncesiyle Mozart’ı etkileyerek Haydn’a adanmış altı kuartet bestelemesine neden olmuştur. Beethoven’ın ilk dönem eserlerinde de Haydn etkisi görülür. İki sanatçının 1781’de başlayan arkadaşlıkları yıllarca sürmüştür. Beethoven’a ise Esterhzy sarayında özel ders vermiştir.

100 kadar senfoni, çok sayıda konçerto, oda müziği eserleri, 40 sonat, şarkılar, oratoryolar bestelemiştir.

Haydn, Esterházy ailesinin müziksever üyesi Prens Nikalaus öldükten sonra emekli olmuş ve daha önce Viyana’ya kadar gitmesine bile izin verilmeyen ortamdan kurtulup seyahat özgürlüğüne kavuşmuştur. 2 defa İngiltere’ye giden Haydn, Oxford Üniversitesi’nden fahri doktor unvanını aldı; ömrünün son yıllarında ise Viyana’ya yerleşerek koro ve orkestra için Yaratılış Oratoryosu, Mevsimler Oratoryosu gibi dini koro ve orkestra eserleri besteledi. 31 Mayıs 1809’da Viyana’da hayatını kaybetti.

 

WOLFGANG AMADEUS MOZART

27 Ocak 1756′da Avusturya’da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791′de Viyana’da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası’nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kızkardeşi Maria Anna (Nannerl)’ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang’ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.

Gerçekten de Wolfgang’ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.

Zaman geçtikçe Mozart’ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.

Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa’da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang’ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart’ların portre ve resimlerini yaptılar.

O günlerde Wolfgang’ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.

Ondört yaşında iken, ilk opera eseri “Lucia Silla” Milano’da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya’da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen “Altın Mahmuz” nişanı ve şövalyelik beratı verildi.

Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.

Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.

Mozart’ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında “Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım” diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.

Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti.

Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.

Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.

Mozart’ın otuzaltı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.

Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart’ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.

Müziğin bu eşsiz çocuğuna reva görülen bu davranışın utancını duyan Viyana şehri onun 32. ölüm yıldönümünde, mezarının bulunduğu varsayılan yere bir heykelini dikti.

 

CHRISTOPH WILLIBALD GLUCK

Operada ilk devrimi gerçekleştiren Christoph Willibald von Gluck’tur Gluck, tüm Klasik dönem boyunca geçerli olan uluslararası bir opera türü yaratır. Bohemya’da doğmuş, ilk müzik eğitimini Çekoslovakya’da görmüş, İtalya’da Sammartini’nin öğrencisi olmuştur. Londra ve Almanya’da orkestra şefi olarak görev almış, Viyana’da saray besteciliği yapmıştır. 1756′da Papa tarafından Altın Mahmuzlu Şövalye rütbesine değer bulunur. 1773′te Paris’te, eski öğrencisi Marie Antoinette’in hizmetine girer.

Gluck’un ilk yapıtları İtalyan ciddi operası türündedir. Bu arada opera seria’nın başarısız yönlerini de saptamıştır. Aynı zamanda Rameau ve Handel’in etkisiyle kendini geliştirir. İtalyan operasında mutlaka bir reform gerektiğini savunur. 1762-1770 yılları arasında yazdığı üç başyapıt ile reformcu amaçlarını kanıtlar: Orfeo ve Euridice; Aheste; Paris ve Helena. Bu operalarında İtalyan melodi güzelliğini, Alman ciddiyetini ve Fransız lirik trajedisinin görkemini kendi reformcu anlayışı ile birleştirir.

Gluck’un reformunda başlıca amaç, şiiri yine odak noktası yapmak, müziği şiirin (güftenin) hizmetine sunmak, solistin ses güzelliğini sergilemesi için şiiri bozmasına izin vermeyerek bu vokal süslemeleri, yapay uzatmaları, yinelemeleri ortadan kaldırmak; yaşanan anın, yalın ve doğal güzelliğini dramatik yönüyle değerlendirmektir. Böylece İtalyanların ayrı bir olay olarak gördükleri uzun aryalar, Gluck’un operasında yeniden şekillenmiş, yapıtın akışıyla tümleşmiştir. Ayrıca, perde «ıhılmadan önce orkestranın seslendirdiği uvertür bir sinfoniu yapısında olup, operanın müziksel özeti olmalıdır. Gluck’a göre bu reformlar müziğe “güzel bir yalınlık” getirmektedir. Bu “güzel yalınlık” felsefesi de Klasik dönem operasının özelliği olmuştur. Gluck, Fransız besteci Etienne Mehul (1763-1817)’ü; İtalyan bestecilerden Luigi Cherubini ve Gasparo Spontini’yi, Avusturya’dan Mozart’ı etkilemiş; bir sonraki yüzyılda Berlioz ve Wagner’in çalışmalarına ışık tutmuştur.

 

MUZIO CLEMENTI

23 Ocak 1752′de Roma’da doğan Clementi, 7 çocuklu bir ailenin ilk çocuğuydu. Kuyumculuk yapan babası Nicolo Clementi aynı zamanda amatör bir müzisyendi, oğlunun yeteneğini çok erken yaşta farketti ve 7 yaşında iken onu org çalmaya yönlendirdi. Oğlu, 2 yıl sonra yetişkinlerin arasından seçilerek yerel kilisenin orgçusu olmuştu. 7 yıl sonra zengin bir İngiliz olan Sir Peter Beckford yeteneğini duydu ve müziğinden etkilenerek onu korumasına almak istedi. Onu beraberinde İngiltere’ye götürmek, müzik öğrenimi görmesini sağlamak istiyordu. Babası kabul etti. Clementi’nin kendisine sağlanan olanaklar karşısında tek yapması gereken müziği ile konukları eğlendirmekti. İyi bir müzik öğrenimi görme fırsatı bulduğu gibi, kendini geliştirebilmek için bol zamanı vardı. Resital piyanisti kariyerine 18 yaşında başladı. 1774′te Sir Peter Beckford’a olan yükümlülükleri sona erince Londra’ya taşındı. 1779′da yayımladığı 6 piyano sonatı ile ün kazandı. Bu eserler müzik dünyasında piyano sonatı ile klavsen sonatının birbirinden ayrılmasını sağladı.

Bir yıl sonra artık müziğini İngiltere sınırlarının dışına çıkarmak zamanı geldiğini hissetti. İlk durağı Paris oldu, sonra Viyana’ya geçti. Ününü duyuan İmparator 2. Josef, dönemin bir başka üstün yetenekli virtüöz-bestecisi olan Mozart ile ikisi arasında bir yarışma düzenledi. 24 Aralık 1781 günü düzenlen yarışta her iki sanatçı da kendi eserlerini çalmış ve doğaçlama yapmıştı. Yarışın sonunda bir galibi açıklanmadı ama bu hadise iki sanatçıda iz bırakmıştı. Mozart, babasına yazdığı mektuplarda Clementi’den “şarlatan” diye bahsederken, Clementi hep Mozart’ı övmüştür.

Avrupa turnesi sırasında tanıyıp aşık olduğu bir kızla evlenme niyetiyle 1784′te kaçan Clementi, kızın babasının onları kovalaması ve çifti ayırması sonucu kırık bir kalple yalnız kalmıştı. Yaşadıklarının hiçbiri beste yapmasına engel olmadı. O vakte kadar zaten yüzden fazla sonat yazmıştı, hatta iki bölümlü olan klasik İtalyan sonatlarına üçüncü bölümü ekleyecek sonat yazımına yenilik getirdi. Bir yıl sonra Londra’ya döndüğünde o sıralar çok popüler olan senfonilerini yazmaya başladı. Bir süre sonra ise en çok aranan piyano öğretmeni haline geldi. Öğrencilerinden ikisinin ünü zamanla kendisini geçti: Johann Baptist Cramer ve John Field.

Piyano öğretmenliğinden elde ettiği gelir ona piyano yapımı işine girmek için gerekli sermayeyi sağladı. Hayatının geri kalanında vaktinin büyük kısmını müzik yayımcılığı ve piyano üretimine ayırdı. 1791-1794 yıllarında Franz Joseph Haydn’ın İngiltere’ye gelişi Clementi’yi olumsuz etkilemişti. Bir besteci olarak Haydn’ın müziği ile rekabet edemiyordu ve Haydn’ın İngiltere’ye her gelişi, Clementi’nin müziğine olan ilgiyi azaltıyordu, yine de bestelemeyi bırakmadı. Öte yandan yayımcılık ve piyano üretimi işi iyi gitmekteydi. Avrupa’yı gezerek hem bestelerini hem de piyanolarını tanıtmaya çalıştı ve 1810 yılında kadar yeniden İngiltere’ye dönüp yerleşmedi.

1807 yılında çıkan bir yangında fabrikası hasar gördü. Aynı yıl, kendisinin bir hayranı olan Beethoven, müziğinin İngiltere’deki tüm yayın haklarını ona verdi. Clementi’nin müzik tarihinde bestecilik özelliğinin yanı sıra Beethoven’ın eserlerinin yayımcısı ve yorumlaycısı olarak da yeri önemlidir. Beethoven’ın hayatının geri kalanında özellikle oda müziği alanında İngiliz pazarına yönelik eserler üretmesinin nedeni yayımcısının orada bulunması ile açıklanabilir.

İngiltere’ye gittiğinde Emma Gibson ile evlendi. Çiftin zaten dört çocuğu vardı. Sanatçı artık konserleri bırakmış kendisini tamamen bestelere ve piyano yapımına vermişti. 1817′de Gradus ad Parnassum’u besteledi. Bu eser, günümüzde halen piyanistler tarafından egzersiz amacıyla kullanılmaktadır.

Çok yönlü bir sanatçı olan Clementi, 10 Mart 1832′de hayatını kaybetti.

 

 LUDWIG von BEETHOVEN

Ludwig van Beethoven 1770 yılında Bonn’da 8 oğlu olan, fakat bunların hepsinin de özürlü olduğu bir ailenin çocuğudur. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Alkolik bir müzisyen olan babasının Beethooven’a piyano eğitiminde çok sert ve acımasız davrandığı bilinir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır.

1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi.

Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir. İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.

Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, Haydn ve Mozart’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemini başlatmıştır.

Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. Hatta hepimizin çok iyi bildiği 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.

1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak ölmüştür ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

 

NICCOLO PAGANINI

27 Ekim 1782 tarihinde İtalya’nın Cenova şehrinde doğdu. 8 yaşına basmadan, amatör bir müzikçi olan babasından keman dersleri almaya başladı. 11 yaşındayken müzik çalışmalarını ilerletmek üzere Parma’ya gittiyse de buradaki öğretmenler Paganini’ye kendilerinin yeni bir şey öğretmelerine imkân olmadığını söylediler. Bunun üzerine, çalışmalarına kendi kendine devam etti. 13 yaşındayken konser turnelerine başladı, verdiği konserlerde ağır parçaları öyle bir ustalıkta çalıyordu ki dinleyiciler, gözyaşlarını tutamıyorlardı. Halk arasında Paganini hakkında çeşitli söylentiler yayılmaya başladı. Büyük kemancının şeytanla arkadaş olduğu, yayını şeytanın ona verdiği sihirli kuvvetle kullandığı söyleniyordu.Kemandaki değişik tekniği iskelet sistemiyle alakalı Marfan Sendromu sonucunda oluştuğunu ölümden sonra iskeletini inceleyen doktorlar ortaya koymuşlardır.

Paganini şöhrete kavuştuktan sonra son derece lüks bir hayat sürmeye koyulmuştu. Çok fazla para kazanıyordu, çok kumar oynuyordu. Bir keresinde bir kemanını kumar masasında rehin bırakmış, bir konserde keman çalması gerekince bir başka meslektaşından ödünç keman istemek zorunda kalmıştı.Kumar tutkusu onu 1838 yılında Paris’te bir kumarhane açmaya kadar götürmüştür. Ancak bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Livorno’da verdiği bir konserden sonra bir Fransız tüccar kendisine Guarnerius yapımı olağanüstü bir keman hediye etti. Paganini hayatı boyunca bu kemanı çaldı. Bu keman halen Cenova’da saklanmakta ve sergilenmektedir.

1825 yılında beraber turneye çıktıkları Antonia Binachi’den Cyrus Alexander adında bir oğlu olmuştur. Her nekadar oğlunun annesiyle evlenmese de ömrünün sonuna kadar oğlundan ilgisini esirgememiştir ve onu da bir müzisyen yapmıştır

Paganini belli başlı eserleri arasında keman için 24 cappricio, keman ve orkestra için iki konçerto, ayrıca çeşitli keman parçaları vardır.

Paganini, 27 Mayıs 1840′da Fransa’nın Nice şehrinde gırtlak kanserinden öldü, ölmeden önce günah çıkartmayı kabul etmediği için, uzun yıllar boyunca ölüsüne gömülecek yer verilmeyen müzisyen İtalya’nın Parma şehrinde gömülüdür. İtalyan Posta İdaresi 1982 yılında, doğumunun 200. yılı anısına bir hatıra pulu bastırmıştır.

 

 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR