Yorum Ekleyin   |                                                                                                                                                                                               25 Haziran 2009
 
Kültür Yerine Kültürsüzlük mü Üretiyoruz?

Bazı çok kullanılan kavramlar, örneğin geçen haftaki yazımda sözünü ettiğim ‘bilgi’ kavramı gibi, bazen koşullar gereği çok daha güncel hale gelirler. Bu güncellik, beraberinde o kavramı daha dikkatli, içeriğini daha bir denetleyerek kullanma gereğini de getirir. Ama bizimkisi gibi, kavramları kullanmaktan yana eli açık, fakat o kavramları bilme bağlamında zihni genellikle kapalı toplumlarda bu durumun farkına varılabildiği, enderdir.

‘Bilgi’ gibi, ‘kültür’ kavramı açısından da şimdilerde sanırım benzer bir durumla karşı karşıyayız. Her alanda her şeyin kültüründen söz ediyoruz; ama bilimsel-nesnel ölçütleri uyguladığımızda, ortaya yine hemen her alanda kültür değil, fakat kültürsüzlük ürettiğimiz ortaya çıkıyor. Peki bu, nasıl olabilir? Yani kültür yerine kültürsüzlük nasıl üretilebilir? Bu soruya en net yanıtı sanırım değerli düşünce adamımız Prof. Dr. Bülent Özer, “Kültür, Sanat, Mimarlık” adlı kitabında (Yapı Yayın, Kasım 2004, İstanbul) topladığı yazılarında vermiş. Özellikle “Kültür ve Uygarlık” başlıklı yazısında konuyu derinliğine işleyen Bülent Özer, kültür kavramı için ‘insanın elinden ve zihninden çıkma her şey’ tarzındaki çok geniş tanımdan ayrılıp Mclver’in ‘kültür’ ve ‘uygarlık’ arasındaki ayrımına ağırlık tanıyarak konuya netlik getiriyor. Buna göre kültür, “yaşayış ve düşünüş tarzımızda, günlük ilişkilerimizde, sanatta, edebiyatta, sevinç ve eğlencelerimizde tabiatımızın, mizacımızın bir ifadesidir. Bu saptamanın ardından ‘uygarlık’ ise, karşımıza kültürü üretken ve yararlı kılmanın bir olmazsa olmazı niteliğiyle çıkıyor. Buna göre uygarlık, yaşayışını etkileyen koşulları kontrol altına almak amacıyla insanoğlunun sarf ettiği çabaların sonunda meydana gelen mekanizma ve örgütlerin tümü”dür. Bu tanımın önemi kültürün, içine bütün yapılıp edilenlerin doldurulduğu bir bohça gibi gösterilmesi yerine, hesaplaşılan bir birikim sonucu ortaya çıkabilecek bir kavrama dö- nüştürülmesinde kendini gösteriyor. ‘Uygarlık’ ise bu hesaplaşmanın araçlarını ve amaçlarını saptayan bir ölçüt oluyor. Şöyle de diyebiliriz: Uygarlık, belli bir birikimin bugün ve gelecek için üretken ve yararlı kılınmasını sağlayan bilme süreci’dir; dolayısıyla, kültürün kendisi bilgi olmayıp bilmenin nesnesidir ve ancak bu bilme sürecinin başarısı oranında kültüre dönüşebilir.

Bülent Özer, yukarıda değindiğim “Kültür ve Uygarlık” başlıklı yazısında kültür ve kültürsüzlük konusunda da şu saptamaları yapmış: “…özellikle sanat tarihi alanındaki araştırmaların, çalışmaların ortaya koyduğu bilimsel gerçekler, hoşa giderek üretilen, üstelik kolayca müşteri bulabilen her halının, resmin, heykelin, evin, romanın ya da –günümüzdeki birçok örnekte görüldüğü üzere– halkın ağzından bir türlü düşmeyen her melodi veya şarkının özgün anlamda kültürel değere sahip olamayacağını kanıtlamıştır. Başka bir deyişle, kültür’ün oluşumunda vazgeçilmez bir otantiklik sorunu belirdiği gibi, kişilerin, giderek de toplumların ‘kültürsüzlük’ ya da ‘sözde-kültür’ üretebilecekleri saptanmıştır. Değişik çeşitlemeleriyle ‘eklektisizm’ bunun en açık göstergesidir. Nitekim, türlü faktörlerden kaynaklanabilen yabancılaşmayla özgün verilerden, otantiklikten uzaklaşılabileceği, kültür’ün de böylece yozlaşarak bir kültürsüzlüğe, yapay ya da sözde-kültür’e dönüşebileceği gerçeği bilimsel kesinlik kazanacaktır…”

Bu durumda, bilmeden üretilenler’den oluşma bir birikimi hemen ‘kültür’ diye adlandırmanın, kültür için düşünülebilecek en büyük tehlike olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cumhuriyet / Ahmet CEMAL / Odak Noktası (25.06.2009) 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR

  • İlgili haber / yazı bulunamadı