“Ayıp, utanç verici, skandal, rezalet, vah vah, tüh tüh…” Bu yıl da üniversite sonuçları için seçilen manşetler, genellikle böyleydi. Yanılmıyorsam Ardahan’da hiçbir çocuk kazanamadığından, kentteki üniversitenin rektörü, çağrıldığı bir ziyafeti, “Zıkkım yesinler!” diye reddetmiş. İzmir’den ve Ege kentlerinden bu vahim tabloya dair, henüz bir inci duymadık. “Bizden şu kadar şampiyon çıktı” mealindeki dershane ilanlarını da pek okumadığımıza göre, varın ötesini siz düşünün.
Bin kez yazdım; vardığımız nokta gidişat değil, sonuçtur. Kanıt mı isteniyor, verelim: 30 bin üniversite sınav kağıdının aldığı puana bakın. Ne görüyorsunuz? Rakamla “0”! 30 bin genciniz, eğitim sisteminizi, biçmeye çalıştığınız kisveleri, hamasi nutuklarınızı ıskartaya çıkarıverdi işte. Özeti, yazıyla “sıfır”! Siz bu tabloda ne görüyorsunuz bilemem. Ben, şu yaşında diri diri umutsuzluk kuyularına atılan, bizlere oralardan kırgınlıkla, öfkeyle bakan, hayat sevinci çalınmış, gelecek düşleri örselenmiş 30 bin çift göz görüyorum.
Sıkıntımızı bastırıp, işin konumuzla ilgili boyutuna bakalım. Hiçbir bölümü kazanamadığı için, “hiç olmazsa” güzel sanatlara girmek için, bu yıl kaç kişi başvuru formu dolduracak acaba? Bu da sistemin ortaya çıkardığı, ama görmezden gelinen bir tuhaflıktır ve mutlaka bir çözüm üretilmesi gerekir. Sanırım, işe lise eğitiminden başlanmalıdır. Yeri gelmişken, anımsatmak istedim.
Dramatik Yazarlık dalından örneklerle ilerleyelim. Sık sorulan sorulardan biri de şudur; “Ben yazar mıyım, beni seçerler mi?” Arkadaşlar, zaten bir yazarsanız, niye bu YÖK batağında, derslerle, uygulamalarla ve sınavlarla uğraşasınız ki? Yazın, para kazanıp hayatınızı sürdürün, ödüller alıp emeğinizi taçlandırın, yazdıklarınızla şu hayata anlam kazandırın. Ne işiniz var, yıllar sürecek bu cenderede? Bakın bu yılın GSF ve konservatuar haraçlarını, pardon harçlarını da açıkladılar. Yol, kitap, defter, bot, palto, simit harcamaları yanında, 387 ile 589 lira arasında ödeme yapacaksınız. (Bu arada gencecik duruşlarıyla, haraçlara, pardon harçlara direnen, seslerine ses arayan Öğrenci Kolektiflerine selam olsun!)
Sorumuza dönüp, yanıtı sürdürelim. Birşeyler yazmışsanız, elbette işinize yarayacaktır. Kesinlikle unutmamalısınız ki; siz yazar olduğunuz için değil, yazar olabileceğinizin ipuçlarını verip, ikna edeceğiniz oranda okula kabul edileceksiniz. Peki, bu nasıl olacak? Ne kadar okudunuzsa, izledinizse, gözlemledinizse, hayata bakış varsıllığınız ne kadarsa, o kadar olacak.
Kendinizi yazarak anlatmayı ne kadar seçmişseniz, o kadar olacak. Sizi, bir okula ihtiyaç duymadan önce, yazma eylemini seçtiren, özleten, ihtiyaç duyuran hayat ile hayatınızı buna göre biçimleme isteğiniz-kararlılığınız olacak.
Arkadaşlar, sıkmayın canınızı bu kadar, telaşa, evhama boşverin. Kendiniz olun, inandığınız gibi yazın, gereksiz süsten püsten kaçının, bilmediğiniz hiçbir şeyi yazmayın. Verin “olabileceğinize dair” ipuçlarını, sizi “dramatik yazarlık” bölümüne seçsinler. Bu ülkede “yetenekleri” görünce bayram eden bölümler, öğretmenler hala vardır, inanın. Öyleyseniz, zaten seçilirsiniz. Artık şu fakiri zorlamayın ve unutmayın; “kötü örnek, örnek olmaz”, anlaştık mı?
Haftaya, başta “kurslar” olmak üzere, öteki sorularla tefrikayı bitireceğiz.
Cumhuriyet / Ege / Haluk IŞIK
iLGiLi HABERLER / YAZILAR