Yorum Ekleyin   |                                                                                                                                                                                               29 Temmuz 2009
 
Güzel Sanatlara Hazırlık (2)

Gençlerimiz adına önemli bir konuya değindiğimizi, gelen iletiler de kanıtlıyor. Değerli okurlarımız yalnızca “sanat” dallarında değil, “yetenek sınavıyla” öğrenci kabul edilen her okulda (spor bölümleri gibi) sıkıntılı durumların yaşandığını anlatıp, yakınmaktadır. Ortak bir derdi, birlikte tartışıyoruz.

Genel bir şemsiye açmaya çalışmış, “sık sorulan sorularla” ilerleyeceğimizi söylemiştim. Elbette, en sevimsizi ve tekinsizi ; “Torpil var mı?” sorusuydu. Hayatımızın parçası “torpil ayıbı” nereden kaynaklanıyor, önce ona bakalım.

Değer yargıları sarsılmış, kurumlara ve işleyişe güvenini yitirmiş toplumların ve bireylerin en önemli göstergesi; kamuyu ilgilendiren her işten kuşku duymaları, kuşkularını haklı çıkaran olayların yoğunluğu, bunların giderek kanıksanması ve işlerin kesinlikle böyle yürüyeceğine inanılmasıdır. Rüşvet ve iltimas gibi, “torpil” de, yüzyılların artığı kötü bir mirastır. Bu miras, “iş bilenin kılıç kuşananın”, “gemisini kurtaran kaptan”, “her koyun, kendi bacağından asılır”, “karda yürü, izini belli etme”, “benim memurum işini bilir” gibisinden sayısız özlü (!) sözümüzde sırıtmaktadır.

Böylesi iklimlerde yetenek, eğitim, birikim, deneyim değil; önemli olan paçayı kurtarmaktır, yarına kalmayacak kof ve görece başarılardır. Onca yoksulluğa ve yoksunluğa rağmen, başarısızlığı yüzlerce kez kanıtlanmış erk sahiplerine, sayısız avans neden veriliyor dersiniz?

Bilginin kovulduğu, ileri “gelenin” alkışlanıp, ileri “gidenin” cezalandırıldığı, yetkinlikten çok yetkinin/yetkilinin saygı gördüğü her toplum böyledir. Şimdi kalkıp, bizde böyle şeyler olmaz demenin bir anlamı var mı, inandırıcı olur mu? Ne yazık ki, “torpil” de bizim gerçeğimizdir.

İşin “etik” boyutu bir yana, sanırım bütün tarafların unuttuğu bir gerçek var; “sanatta torpil” işe yaramaz! Berbat oyununuzu, kötü dansınızı, vahim resminizi, garabet şarkınızı, torpille aldığınız diploma savunamaz. Sanat üretimdir, sonuçtur. Sanat, vahşidir. “Torpille”, rütbeyle, beyhude etiketlerle onu kandıramazsınız.

Demek istediğimizi, GSF “seçme” ya da “yetenek sınavları” özelinde açalım. Diyelim ki en ulu yerlerden bir torpil buldunuz. Torpilinizin de, sınav kurulu üstünde yaptırım gücü olsun. Ama olmayan tek şey, sınava girecek çocuğunuzda olması gereken “yetenek!” Buna rağmen, diyelim ki çocuğunuz “kazandırıldı”. Bu sonuç, bir facialar dizisinin tetiklenmesinden başka bir şey değildir. Çocuğunuz gerekli niteliklerden yoksun olduğu için; derslerde, uygulamalarda, sınavlarda sürekli dibe çökecek; sonunda bunalıma girecektir.

Öğretmeni, “torpile göz yumanlardan” biriyse, ne yapacağını şaşıracak, okula hakederek giren öğrencilerin gözünde küçüldüğünü görecektir. Bu işlere kulak asmayan biriyse, elbette sürekli “çaktıracak” ve çocuğunuz bir gün okuldan atılacaktır. Atılmadı, hasbelkader bitirdi, hatta işe girdi diyelim. Duyacağı en sık söz, “Kim, hangi okul mezun etti seni?” olacaktır, inanın.

Değer mi gencecik bir insanın, yıllarının çarçur edilmesine, “Bana bu diplomayı neden verdiler?” diyerek, hayatı boyunca kendini yemesine, kişiliğinin örselenmesine? Sanat, başaranı ilerleten, başaramayanı tüketen “egosantrik” (benmerkezci) bir uğraştır. Sizi sanata hazırlamaya “torpil” yetmez. Boşuna aramayın.

Bilmem yeterli midir?

Kötüyü anlatmak uzun sürüyor. Anlatmasan da olmuyor.

Cumhuriyet / Haluk IŞIK

iLGiLi HABERLER / YAZILAR