Yorum Ekleyin   |                                                                                                                                                                                               28 Temmuz 2009
 
Güzel Sanatlara Hazırlık (1)

Bir sanat dalında yetişmek ve üretmek, doğal yetenek kadar, bilimsel eğitim-öğretim sürecine de bağlıdır. Uzun yıllar Ankara ve İstanbul odaklı ilerleyen sanat eğitimi tekeli, DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’yle devreye giren İzmir sayesinde kırılmıştır. Bugün ülkemizde GSF’ler artmıştır ve çoğunun, özellikle sahne sanatları dalında eğitsel model ve eğitici kadro “tedarikçisi”; DEÜ GSF’dir.

Erzurum’dan Konya’ya, Isparta’dan Mersin’e, üniversitelerin sanat bölümlerine girmek için, bu yıl da yüzlerce aday ciddi biçimde yarışacak. Yine böylesi günlerin öncesindeyiz.

Eğitici kadroların sayısı ve “sanat pedagojisi” açısından niteliği, bu çoğalmaya eşdeğer midir? Eğitim kurumlarının bütçe, alt yapı, malzeme vb. durumları, “sanatçı” yetiştirmeye elverişli midir? Dahası bu “çoğalma” doğal mıdır; farklı “ekollerin” sanata kazandıracağı çeşitlilik-zenginlik anlamında yorumlanabilir mi? YÖK zihniyeti, çağdaş sanat eğitimi verilmesine yeterli midir?

Öte yandan, bu kurumlara her geçen yıl daha da yoğunlaşan başvuru artışı, gerçekten dikkat çekicidir. Eğitim sorunları bir yana, sanatın ve sanatçının günümüzdeki ahvali malumken, bu artış, kendi içinde paradokslar taşımıyor mu? Linç edilmeye çalışılan İdil Biret gerçeğimizle, yeni İdil Biret adaylarının okullara girme koşuşturması arasındaki çelişki, biraz da toplumbilimcilerin ilgi alanına girmiyor mu? Yoksa “gerçek beklentiler” farklı da, iyi niyetimizden göremiyor muyuz? Bu sorular, sanat eğitimi veren okulların durumu kadar, bu okullara yönelik büyük ilginin sorgulanması adına da önemlidir. Ya mezun olan “sanatçı adaylarının” istihdam sorunu? Sırası geldikçe tartışacağız.

Bugünlerde, kısaca “güzel sanatlar” olarak adlandıracağımız okul sınavlarına hazırlık için, yoğun bir süreç yaşanmaktadır. İzmir’in hemen her duvarında “Güzel Sanatlara Hazırlık Kursları” duyuruları okuyoruz. Bu durum, ciddi bir “pazar” oluştuğunun düşündürücü işaretidir. Söz konusu “hazırlık”, kendi içinde birçok tartışma başlığı taşıyor. Adaylara ve ailelerine yardımcı olabilme umuduyla, deneyimlerimi ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım. Benim gibi akademik eğitim deneyimi olan birçok meslektaşım, seçmelere yaklaşılan bu günlerde, konuya dair yoğun ve ısrarlı sorularla karşılaşmaktadır. Biraz da bu sorulara, toplu yanıt niyetine olacaktır yazacaklarım. Gelin,“sık sorulan sorularla” konuya giriş yapalım.

Bunların başında, “bildiğiniz gibi”, meşhur “Torpil var mı?” sorusu gelir. Yanıtım genellikle şöyle başlar:

“Sizce, 1978’de devlet parasız yatılı okullardan İzmir’e dönen biri, varlığını, adresini ve sınav tarihlerini, bir gece radyodan öğrendiği okula, kimin ‘torpiliyle’ girmiştir; Karahayıt köyünden babaannesi sayesinde mi? Özdemir Nutku, Turgut Özakman, Suat Taşer, Zülal Aksoy gibi ‘anıt’ öğretmenler, kazanan adayları, sırf torpilleri olduğu için seçmiş olabilirler mi? Diyelim ki, böyledir. Kazananlar; ‘torpilli’ oldukları için mi, cendere gibi dersleri/uygulamaları başardı, doktora yeterlik düzeyinde bitirdi, binlerce sayfa üretti, yasaklandı, ödüllendirildi, mesleğinde ömür tüketti, yıllarca ders verdi? Merakınız, sanırım bilgisizlikten ve önyargıdan besleniyor…”

“Var ki konuşuluyor kardeşim! Neler duyduk, gördük. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Burası Türkiye!”

Algılar ve tepkiler, göz ardı edilemez haldeyse; sorunu tartışmaktan kaçamayız…

Cumhuriyet / Haluk IŞIK

iLGiLi HABERLER / YAZILAR