23 Temmuz 2011

 
Sahne Sanatlarında Kostüm Tasarımı

Eserler sadece sahnelenerek görselliğe kavuşmakta, bu görselleşme ise sanatsal ve teknik süreçlerin toplamını oluşturmaktadır. Bu bağlamda eserlerin sahnelenmesi için önce dramaturgi çalışmalarından başlanıp rejisörlerin kararları doğrultusunda kostüm, dekor ve ışık tasarımları yapılmaktadır. Daha sonra canlandırılacak karakterlere uygun sanatçılar belirlenmekte, böylece hem eserin hem de kostümlerin provalarına başlamaya sıra gelmektedir. Sahne sanatlarında kostüm tasarımı rejisörlerin denetimi altında, eserin geçtiği dönem, yer ve canlandırılacak karakterlere göre eserin bütün sahneleri dikkate alınarak yapılmaktadır (Çalışlar, 1993). Sanatçılar sahneye eserin anlamının gerektirdiği ve rejisörün yorumlarına uygun olarak canlandıracağı karakter için tasarlanmış kostümlerle temsillere çıkmaktadırlar. Kostümlerin tasarımı seyircilere rolün gerektirdiği şekilde uygun renk seçimi, üretim, sanatçının jestleri ve uygun makyaj esliğinde tanıtılmaktadır (Nutku, 1989).

Kostümün Tanımı, Önemi ve Özellikleri

Kostüm, sinema ve tiyatroda rol gereği giyilen kıyafetlerin genel adıdır. Canan Göknil, kostüm tanımını “görsel sanat sahnelerinde yada kamera önünde bir gösteriyi sunarken giyilen giyimler ve aksesuarlar” şeklinde yapmaktadır. Kuruç ise kostümü, sanatçının rol aldığı eserin dönemini ve tarzını yansıtan, sahne üzerinde giyilen giysiler olarak tanımlamaktadır.

Bir eser sahnelenmeye karar verildiğinde, eserin geçtiği dönem ve tarzı incelenmektedir. Dönem kostümleri hazırlanırken, ulusal ve bölgesel farklılıklar göz önünde tutulmaktadır (Kuruç, 1987). Kostüm, sanatçıların canlandıracakları karakterleri inandırıcı kılmalıdır. Bu nedenle sanatçıların hareketlerinde ve jestlerinde kostümü yorumlayan bir uzmanlık gerekmektedir.

Sahne Sanatlarının Tarihsel Gelişim Süreci İçinde Kostüm Kullanımı

Sahne sanatları olarak kabul edilen tiyatro, opera ve bale birbirleriyle bağlantılı olarak ortaya çıkmış ve birindeki gelişme diğerini etkilemiştir. Kostüm tasarımı ve kullanımının sahne sanatlarındaki tarihsel gelişimi günümüzün temellerini oluşturduğundan, bu araştırmada kostümler tarihsel biçimlenme sıralarına göre incelenmiştir.

Opera

Sahne sanatları alanında opera terimi müzikli tiyatro anlamına gelmesine rağmen tiyatro sanatından farklıdır. Sahne sanatlarından tiyatro ve opera, konu ve rol bakımından benzerlik göstermekle birlikte teknik ve estetik özellikler bakımından farklılıklar göstermektedir. Opera sanatı 18.yüzyıldan sonra müzikli anlatımla estetiği birleştirerek tiyatrodan uzaklaşmıştır. Tiyatroya göre daha geniş alana ihtiyaç duyan opera sanatı, kostüm ve dekor tasarımcılarına olan gereksinimi arttırmıştır.

İtalya’da 16. yüzyıl baslarında Rönesans Dönemi’nde müzikli drama adı verilen sanat akımı olarak Monodique (tek sesli) kilise müziğinin dünya olaylarına yönelerek dramlaştırılması, operanın temelini oluşturan olaylardandır. Bugünkü opera sanatının başlangıcı olarak ayrıca Ferrara Dükü I. Ercole (1431- 1505) tarafından 1502’de düzenlenen düğün sırasında kendi isteği üzerine alışılagelmiş dini mister oyunlarından farklı bir şekilde oynanan ve dini içerik taşımayan müzikli oyunlar gösterilmektedir (Altar 1982a). Benzersiz zenginlikteki kostüm ve dekorlarla oynanan Plautus (MÖ 254- 184) komedyalarının iç karartıcı bir hal alması sonucu oyuncular, bu durumun eğlenceli duruma dönüştürülmesi amacıyla yaprak biçiminde kostümler giymişlerdir. Oyuncuların koro halinde dans ederek Amphitrou adlı komedyayı sergilemeleri sonucu ortaya çıkan yeni bir sanat türü, operanın temellerini oluşturan öğelerdendir.

Antik Yunan eserlerini tekrar canlandırmak amacıyla koro esliğinde bestelenen “Daphne” adlı sanatsal nitelik taşımayan ilk opera Ottovio Rinnucini tarafından yazılıp Jacope tarafından bestelenmiş ve 1594’de Floransa karnavalında sahnelenmiştir (Maralı 1993). Bu eserin kostümü olarak dönemin giysilerine benzer özellikler taşıyan ruff yakalı bluzlar, külot pantolonlar, kalça hizasına kadar gelen kenarları islemeli pelerinler ve üzerine yüksekliği 20- 25 cm olan kenarı tüylerle süslenmiş şapkalar kullanılmıştır (Payne, 1965).

Opera tarihinde sahnelenen ilk sanatsal eser olarak Claudio Monteverdi’nin Yunan mitolojisinden esinlenerek bestelediği 1 perdelik Orfeo (Orpheus- 1607) isimli yapıtı gösterilmektedir (Altar, 1982a).

Barok dönem olarak adlandırılan 17. yüzyıl operalarında eserler sahnelenirken sanatçılar günlük giysileri kostüm olarak kullanmıştır. Erkek sanatçılar, kenarları biraz daha genişletilmiş ruff yakalar, kolları gösterişsiz ve sade olan bluzlar, etek boyları kısaltılmış balon etekler yada külot pantolonlar, geniş kenarlı ve uzun tüylerle süslenmiş şapkalar ile fiyonklarla süslenmiş ayakkabılar giymişlerdir. Kadın sanatçılar ise demir korseler üzerine geniş kesimli, bel hattı V seklinde gelen bazen içteki eteği gösterebilmek için önü açık bırakılan uzun etekler ve bedeni sıkıca saran ruff yakalı, kol ve yaka uçları dantellerle süslenmiş bluzlar giymişler, bazen de uçları dantellerle süslenmiş baslıklar kullanmışlardır. Barok dönem kostüm tasarımlarında dantel kullanımı yaygınlaşmış, saten ve ipekli kumaşlardan yapılan, küçük düğmeli giysiler opera temsillerinde tercih edilmiştir (Payne, 1965). 17. yüzyılda soylu ve saraylıların eğlence türü olan opera, Mozart’ın “Sihirli Flüt”, “Saraydan Kız Kaçırma” gibi eserleriyle halka da indirilmiştir. Bu eserlerin sahnelendiği yıllarda sanatçılar günlük giysileriyle sahne almışlar, erkekler diz hizasında kapri pantolonların üzerine uzun ve bedene oturan yelekler ile yine dize kadar inen ipekten yapılmış ve altın islemeli redingotlar giyerek geniş tokalı ayakkabılar kullanmışlardır. Kadın oyuncular ise bedene oturan, etekleri volanlı ve derin göğüs dekolteli elbiselerin üzerine bel hattında ipek ceketler giymişlerdir (Racinet, 2003). Rokoko dönemi olarak adlandırılan 18. yüzyıl operalarında eserler sahnelenirken kadın sanatçılar büyük tellerle desteklenen ipek kumaşlardan yapılmış daire etekler, bedene oturan yelekler ve renkli tüylerle süslenmiş püsküllü şapkalar giymişlerdir. Erkek sanatçılar ise kısa etekler ve bedeni sıkıca saran yelekler kullanmışlardır. Bu dönemde gösterişli kostümlerin yerini ince çizgilerle tasarlanmış sade kostümler almıştır. Abartılı islemelerin yerine canlı renklerde saten kurdeleler kullanılmıştır. (Eczacıbası, 1997a). 19.yüzyılda gerçekçilik akımı başlamış, sahnelenecek eserin geçtiği dönem ve yer dikkate alınarak o dönemde kullanılan malzemelerin aynısı yada benzeri kullanılmaya çalışılarak kostüm tasarımları yapılmıştır. 20. yüzyılın baslarında opera kostümlerinde gerçeküstücü (sürrealist) anlayış yaygınlaşmış ve kostüm tasarımları yapılırken tasarımcıların rüyaları ve bilinçaltı önem kazanmıştır. 20. yüzyılın sonlarından günümüze kadar geleneksel opera kostüm tasarım sürecine karsı akımlar geliştirilmiş ve dadacı, gelecekçi (fütürizm), simgeci, dışavurumcu gibi anlayışlar oluşmuştur. Kostüm tasarımcıları benimsedikleri akım doğrultusunda tasarımlar yapmaya başlamışlardır. Günümüz kostüm tasarımlarında değişmeyen belli bir kalıp bulunmamakta, tasarımcılar bir eser için istedikleri dönemi ve kültürü yansıtabilmektedirler. Rönesans döneminde İtalya’da başlayan müzikli dram sanatı zamanla Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayılmıştır (Altar, 1982a). Opera bugünkü tanımıyla, solistleri, korosu, orkestrası, kostümü, sahnesi, ışığı, dramatik oyunu ile müziğe uyarlanmış tiyatro olarak gösterilmektedir.

Bale

Belli figürler ve adımlarla sahne düzenlemesi içinde kompozisyonu yapılarak müziğe dayalı gösteri türü olarak tanımlanan bale başlangıçta sadece jest ve mimiklerle yorumlanmıştır. Daha sonra müzik, dans, mim, kostüm, dekor ve ışıklandırma bale eserlerinin sahnelenmesinde bir bütün olarak düşünülmüştür.

Böylece eserin sahnelenmeye karar verilmesinden sonra rejisörün ve tasarımcıların sürekli is birliği içinde olması gerektiği anlaşılmıştır. Bale, İtalyan İntermezzoları ve İngiliz mask gösterilerinin Fransız düzenlemesi olarak gösterilmektedir (Brockett, 2000). İntermezzo, Rönesans döneminde İtalya’da sahnelenen danslı ve sarkılı pandomim gösterisidir. Mask gösterileri ise intermezzoların İngiltere’de ortaya çıkan bir başka türüdür.

İntermezzoların türeticileri dramatik konu, dans, müzik ve gösteriyi antik tarzda birleştirmeye çalışmış (Brockett, 2000), 1581’de Joyeuse Dükü ve Lorraine Prensesinin düğünlerini kutlamak amacıyla Paris’te gösterişli bir şekilde sahnelenen “ Circe, ou le Balet Comique de la Reine” (Reine’ın Komik Balesi) isimli eser ilk bale temsili olarak gösterilmiştir. Kostüm olarak balerinler uçları dantellerle süslenmiş dik ve derin U ya da kare yakalı, omuzları büzgülü ve kabarık bileklerde sıfırlanarak tasarlanmış kolları olan bedene oturan bluzlar ile etekleri yere kadar uzanan, korselerle desteklenmiş
kabarık etekler giymiştir. Balerin kostümleri gerçek taslarla süslenmiştir. Baletler ise ruff yakalı, kolları kabarık, üste oturan ceket ve bacakları sıkıca saran pantolonlar giymiştir.

Barok Dönem olarak adlandırılan 17. yüzyılda, bale sanatında, eserler sahnelenirken günlük giysiler kostüm olarak kullanılmıştır. Komik bale eserlerinde balerin kostümü olarak yırtmaçlı, büzgülü ve kabarık kollu bluzlar ile çemberli iç etekler kullanılmıştır. Baletler ise günlük yasamda kullanılmayan diz kapakları fiyonklu külot pantolonlar ve “tonnelet” ismindeki basene kadar inen ceketler giymiştir. Diğer bale eserlerinin sahnelenmesinde Roma dönemi kostümleri tercih edilmiş, Roma askerlerinin giysilerine benzeyen kısa tunikler giyilmiştir. Zırhlar vücut hatlarını belirginleştirecek şekilde yapılarak ortasına hayvan bası islenmiştir. Miğferler Roma’da kullanılanlardan farklı olarak çok uzun tüylü püsküllerle abartılı bir biçimde süslenmiştir.

Ayrıca Barok Dönemi de içine alan XIV. Louis Dönemi (1638- 1715) (Haskell, 1945) bale kostümleri uzun ve ağır olup ayak ve bacakları gizlemiştir. Geometrik kalıplar kullanılmış fakat boyuna kesimlerden kaçınılmıştır (Haskell, 1945).

Rokoko dönemi olarak adlandırılan 18. yüzyıl bale kostümleri olarak “panier” adı verilen çemberli iç eteklerin üzerine geniş ve uzun etekler giyilmiştir. Hafif kumaşlardan tasarlanan kostümlerin üzerindeki süslemeler bu dönemde azaltılarak kullanılmış böylece giysiler daha canlı bir görünüme bürünmüştür.

Baslıklar, tüyler ve kol boyları kısaltılarak kullanılmaya başlanmış, böylece resmi görünümlü kostümler fantezi giyime doğru yönelmeye başlamıştır.

Balede kostüm bir sanat biçimi olarak görülmektedir. Önceleri hantal ve yerlere kadar sürünen kasnaklı kostümlerin yerini Marie Ann de Cupis Camargo’nun (1710-1770) (Woodward, 1985) kendi eteğinin boyunu kısaltmasıyla daha zarif kostümler almıştır. Bu gelişme, romantik dönemin kostümlerine de yansımış ve sonuçta balerinlerin giydikleri çok kısa ve kat kat kabarık etek olan “tütü”lere ulaşılmıştır.

18. yüzyıl bale kostümlerinde etkisi olan bir diğer figür Jean- Georges Noverre (1727 – 1810) olmuştur. Noverre bale kostümlerinin basitleştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Şişkin eteklerin, komik görünüşlü çemberli panier ve ceketlerin, topuklu yada büyük tokalı ayakkabıların ve fiziksel hareketi zorlaştıran her türlü aksesuarın baleden çıkartılmasını savunmuştur (Barber, 2000). 1760 yılında yazdığı meşhur “Lettres an Dances et Ballets” (Dans ve Bale Üzerine Mektuplar) bugün bile hala zevkle okunan bale kitapları arasındadır (Barber, 2000).

Romantik dönem olarak adlandırılan 19. yüzyıl bale kostümlerinin boyları uzun ve yumuşak çizgilere sahiptir. Klasik balerin tutusu, dansçının tekniğini sergilemesi ve yorumlamasında rahatlık sağlayabilmek için günümüzdeki çizgilerine ulaştırılmıştır (Woodward, 1985). Dansçıların 19.yüzyılda yanılsama yaratmak için kullandıkları kostümler, “Symphonic Variations” da giyilen basit çizgilerdeki tunikler ve “Coppélia” balesinde Swanilda karakteri için uygulanan diz boyundaki giysisi uç noktalarda tasarlanan kostümlere örnek olarak gösterilmektedir. Çağdaş dans eserleri, dansçıların daha rahat hareket etmeleri için kostümleri yalınayak ve bedeni saran likralı kumaşlardan yapılan “leotard” isimli giysilerle yorumlanabilmektedir.

Ayşe Seçil TEKİN

iLGiLi HABERLER / YAZILAR