23 Şubat 2009

 
Puccini’nin Son Şaheseri: Turandot

ayaye-aktem1Kimilerine göre aşırı dramatik, kimilerine göre ise sanat şaheserleri olan, La Bohème, Tosca, Butterfly gibi opera dünyasına birbirinden ünlü operalar hediye etmiş büyük İtalyan opera bestecisi Giacomo Puccini’yi doğumunun 150nci yılında, tamamlayamadığı son eserini Turandot ile anıyoruz.

Operanın Doğuşu

Puccini’nin son ve de en güzel eserlerinden biri olan Turandot operasının konusunun bir tesadüfe dayalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. O zamana kadar son derece başarılı olduğu gerçekçi karakterdeki duygusal melodramlar artık ona bir şey ifade etmemektedir. Ayrıca,  Il Tabarro operasının libretto yazarı Giuseppe Adami’nin önerilerinden de memnun değildir. Yeni konular arayışındayken, 1920 yılı yazında yazar Renato Simoni ile temas kurar. Puccini, Adami ve Simoni ile yaptığı görüşmede, zihninde masalların, olağan dışı hikâyelerin olduğunu söyleyince, 18nci yüz yıl yazarlarından Carlo Gozzi (1720 -1806) uzmanı da olan Simoni’nin aklına birden Gozzi’nin 1762’de yazdığı Dramatik Fabllar gelir. İşte Puccini, yazarın eserleri arasından  “en normal ve insancıl bulduğu”, aşkın yumuşatmayı başardığı, acımasız Çin prensesinin konu alındığı Turandotte adlı piyesi önerir. Birkaç yıl önce Berlin’de Busoni’nin müziğini bestelediği, Max Reinhardt’ın sahneye koyduğu piyesi gördüğünü hatırlayan Puccini, Adami ve Simoni’den libretto üzerinde çalışmalarını ister.

Çin Prensesinin efsanesi, aslında farklı biçimlerde de olsa, 1001 Gece Masallarına kadar iner. Fakat Gozzi’ye esin kaynağı olan hikâye François Pétis de la Croix’ya aittir. On sekizinci yüz yılda yaşamış, Doğu uzmanı, bu bölge ülkelerinde yıllarca yaşadıktan sonra Doğu’ya ait masal ve efsaneleri “1001 Gün” başlığı altında toparlayan de la Croix, kitabında Turandocte adlı Prensesin masalını anlatır. Ancak efsaneyi Gozzi’nin piyesinin ünlü kıldığını söylemek gerekir. Efsane Goethe ve Schiller’in de dikkatini çekmiş, 1803 yılında Schiller piyesin Almanca bir uyarlamasını yapmıştır. Piyes bu şekliyle İtalyancaya yeniden çevrilir: libretto yazarlarının Gozzi önerilerinden sonra Puccini’nin okuduğu metin bu olacaktır. Adami ve Simoni, Gozzi’nin beş perdelik piyesini üç perdeye indirecekler, çok sayıda sahne ve karakteri silerek, karmaşık ve ağır tempolu eseri basitleştireceklerdir.

Böylelikle büyük bestecinin hayatında çok zor bir dönem de başlamış olmaktadır. Bestelemeye koyulduğu sonraki dört yıl boyunca, o ana kadar yaşamadığı kendine güvensizlik ve sevinç duyguları arasında gidip gelecektir. Kendine güvensizlik: çünkü konunun çok değişik olması onu ürkütmektedir. Sevinç: çünkü “orijinal ve belki de emsalsiz bir eser yaratılmak üzeredir.” (Ölümünden altı ay önce Adami’ye yazdığı bir mektupta, “her saat, her dakika Turandot’u düşünüyorum ve daha önce bestelediğim tüm müzikler bana bir maskaralık (burletta) gibi geliyor ve hoşuma gitmiyor” demektedir.) Puccini’nin libretto yazarları Adami ve Simoni ve bestecinin sayısız yazışmalar gerçekleştirdiği İngiliz opera sever Sybil Seligman’a yazdığı mektuplar operanın sancılı doğumunu çok güzel yansıtan değerli belgelerdir.

1920 yılı sonlarında birinci perdenin librettosu bittiğinde Adami besteci ile buluşur ve metni ona okur. Sonuç besteci için tam anlamıyla bir fiyasko olsa da, yazarların çalışmaları neticesinde Puccini Ocak ayında tatmin olur ve “nihayet iyi bir birinci perdeye sahibim” diye yazar Seligman’a. Ama bu arada beste de güzelce ilerlemektedir. Şimdi yazarları üzerinde ikinci ve üçüncü perdeyi bitirmeleri için baskı yapmaktadır.  Esas güçlükler ikinci perdeyle ortaya çıkacaktır. Belki de bu nedenledir ki Puccini son iki perdeyi tek bir perdeye indirgemeyi düşünür ve Simoni’ye Eylül 1921’de şöyle yazar: “Zihnimdeki bir saplantı nedeniyle bu ikinci perde için bir çözüm bulamıyorum. Bu sabit fikir de şu: Turandot sadece iki perdeden oluşmalı; ne dersiniz? Olayları kısaltın, bazılarını yok edin ve aşkın aniden ortaya döküldüğü final sahnesine ulaşın…” Operanın sonuna doğru yer alması beklenen aşk düeti, eserin bitirilmesine en büyük engeli teşkil edecektir. Puccini için bu sahne operanın merkezini oluşturmaktadır. Ama kader, Puccini’nin tüm gücünü yoğunlaştırdığı, insanoğlunun zalimliğine karşılık, aşkın zaferi mesajını dünyaya gösterecek olan bu düetin tamamlanmasına engel olacaktır. Düeti dört kez ele aldıktan sonra, bir kenara bırakmıştır.

Başlangıçta Adami ve Simoni’nin metnindeki egzotik hava ona çok çekici gelmiştir. “Madama Butterfly” da yaptığı gibi, Turandot’u bestelemeye koyulmadan önce eski Çin müziği üzerinde araştırma yapmış, geçmiş dönem Çin kılıkları ve merasimleri üzerine kitaplar okumuş, Çin çalgıları, saray müziği ve halk müziği hakkında bilgiler edinmişti. Çin’de görev yapmış olan arkadaşı Baron Fassini ona Çin Kraliyet Marşını ve diğer bazı geleneksel Çin müziklerini çalan bir müzik kutusu hediye etmiş; Puccini bu müziklerden “Moo-Lee-Vha” temasını, ayrıca daha bazı temaları birinci ve ikinci perdede kullanmıştır. Puccini geleneksel çalgılara da ilgi duymaktaydı.

1922 yılına gelindiğinde, Puccini bir gurup arkadaşıyla Avrupa içinde geziye çıkar; Ingolstadt (Bavyera) da bir akşam yemeğinde boğazına bir ördek kemiği saplanır; çıkartabilmek için doktor müdahalesi gerekir. Bu kaza belki de kötü hastalığının başlangıcı olur. 1923 sonlarına doğru besteci boğazındaki ağrılardan şikâyet etmeğe başlar. Bu arada son iki sahne, aşk düeti ve son perde finali dışında, Turandot bitmiştir ama Puccini’ye göre bunları da tamamlamak birkaç hafta işidir. La Scala’nın müzik direktörü olan Toscanini’yle Eylül 1924 te, 1925 baharında sahnelenmesi öngörülen operayla ilgili ayrıntıları görüşürler; Ekim sonunda ise Puccini henüz dinlemediği bölümleri Toscanini’ye çalar. Boğazındaki ağrılar gittikçe artmaktadır; ancak o, önemsemez. Bununla birlikte, oğlunun ısrarı üzerine Brüksel’e, bir uzman doktora görünmeye giderler. Yolculuktan çok az önce Toscanini’yle bir kez daha buluşur; bu buluşma sırasında veya hemen sonra da şu sözleri söyler: (bir süredir zaten Turandot’un hiçbir zaman bitirilemeyeceği endişeleriyle boğuşmaktadır) “ Opera bitmemiş olarak sahnelenecek ve biri sahnenin önüne gelerek, şöyle diyecek: bu noktada Maestro öldü….” Brüksel’e giderken, orada tamamlama umuduyla, aşk düeti ve son perdenin final sahnesinin taslaklarını da yanına almıştır. Fakat Brüksel’de gördüğü tedavi de sonuç vermez ve büyük besteci 29 Kasım 1924 te sabaha karşı son nefesini verir. 1 Aralık’ta Sainte-Marie (Brüksel) kilisesinde, 3 Aralık’ta da Milano’da resmi cenaze töreni gerçekleşir. La Scala Tiyatrosu Orkestrası, Toscanini yönetiminde “Edgar” operasının requiem müziğini seslendirir.

Turandot operasının bitmemiş haliyle kalmasını istemeyen Toscanini, final sahnelerin bestelenmesi için önce Zandonai’yi önerirse de, Puccini’nin oğlu reddeder. Bunun üzerine Toscanini genç nesil bestecilerden Franco Alfano’ya başvurur. Alfano’ya Puccini’nin taslakları teslim edilir. Alfano bu son derece hassas çalışmayı yapmayı biraz da endişeyle, kabul eder. Fakat Alfano’nun ilk bestesi beğenilmez. Turandot’un ilk temsili 25 Nisan 1926 tarihinde, La Scala’da Toscanini yönetiminde gerçekleşir. O akşam temsil Liu’nun ölüm sahnesinden sonra sona erer; bu noktada Toscanini değneğini kenara koyarak, seyircilere döner ve halka yaşamındaki ilk ve son açıklamasını yapar: “ Bu noktada, Giacomo Puccini çalışmasına son vermek zorunda kalmıştır. Bu olayda, ölüm sanattan daha güçlü olmuştur.” Ertesi akşam ise Alfano’nun bestelediği ikinci final ile opera yeniden seslendirilir. Alfano’nun bestelediği iki sürümün ikisi de mevcut olup, bugün daha çok kısa olan ilki icra edilmektedir. Diğer yandan 2002 yılında ünlü şef Riccardo Chailly Amsterdam’da Luciano Berio’nun imzasını taşıyan bir versiyonu ilk kez seslendirmiştir. Operanın doğuş hikâyesini ilginç bir anekdot ile sonuçlandıralım.    25 Nisan’a rasgelen İmparatorluk Günü Faşist Partisi tarafından bir merasim düzenlenmiş ve Mussolini bu vesileyle Roma’dan Milano’ya gelmişti. La Scala yönetimi Duce’yi Turandot’un ilk seslendirilişine davet etmek gerektiğini düşünmüştü. Mussolini ise 1923 yılında yaşanan bir olaydan sonra tetikteydi ve adına yapılan en küçük atıfta küplere binmeye hazırdı. 1923 yılında, Toscanini’nin Pizzetti’nin Debora ve Jacle adlı eserini yönettiği bir akşam, Kara Gömleklilerden bir gurup Scala’nın kapılarını zorlamış ve marşları Giovinezza’yı çalmasını Toscanini’den istemişlerdi. Toscanini kesin bir şekilde reddetmişti. İşte bu olayı hatırlayan Mussolini, daveti bir koşulla kabul etmişti: operanın seslendirilmesine başlanmadan, faşist marşı çalınacaktı; ama Duce, müzik tiranının inadını göz ardı etmiş olmalıydı. Toscanini La Scala yönetim kuruluna şu uyarıyı yapar: ya Turandot bu marş olmaksızın seslendirilecektir; ya da kendilerine bir başka orkestra şefi bulmak zorundadırlar. Toscanini kazanır: ne Giovinezza seslendirilir, ne de Duce gelir. 

 

Operanın Konusu

Puccini ‘nin Gozzi’den esinlendiğini belirtmiştik. Puccini de, Gozzi’nin de la Croix’dan alarak, kullandığı karakterleri, çok küçük farklılıklarla, muhafaza etmiş, isimleri dahi aynı bırakmıştır. Çin İmparatoru’nun kızı olan Prenses Turandot evlenmeyi reddetmektedir. Babasının bir buyuru yayınlatmasını sağlar: soracağı üç bilmeceyi doğru cevaplandırabilecek asil kan taşıyan kimse ile evlenecek; soruların yanıtlanamaması neticesinde, o kişinin başı uçurulacaktır. Opera, uvertürsüz, beş fff kakışımlı akor (accord dissonant) ile başlar. Bir Mandarin, buyruğu halka hatırlatır (“Popolo di Pechino!”). Nitekim Prenses’in bilmeceyi çözemeyen son talibinin akıbeti de belli olmuştur, ay doğduğu an, başı uçurulacaktır. Kana susayan halk, heyecan içinde cellâdın adını bağırmaktadır (“Pu-Tin-Pao”). Burada müthiş bir hareketlilik yaşanır. Bu arada orkestradan çıkan Uzak Doğu’ya özgü çalgıların sesleri (gong, xylophone, çan, Glockenspiel, celesta) sahneye farklı renkler katarlar. Lirik bir tema Timur/Liu ikilisinin varlığını anons eder. O arada yaşanan kargaşada, saklanmakta olan yaşlı Tatar Kralı Timur yere düşer, bir genç adam yardımına koşar: Prens Calaf’dır bu. Yanında genç bir köle, Liu, vardır. Calaf yaşlı adamı görür görmez, babasını tanır; o da oğlunun öldüğünü sanmaktadır. Ayın doğması sabırsızlıkla beklenirken (”Perché tarda la luna?”), genç Fars prensini idama götüren kortej görünür. Cellât, melekleri andıran sesleriyle bir çocuk korosunun başında belirir; burada Prenses’in teması (leitmotiv) ilk kez duyulur; besteci otantik,  bir Çin melodisi olan “Moo-Lee-Vha” dan esinlenmiştir. Turandot merhamete kapılan halkın yalvarmalarına bu kez de tepkisiz kalır. Prensesin gaddarlığına lânet okumak üzere oraya gelen Calaf ise onu görünce büyülenir ve elde etmek için şansını deneme fikrine saplanır. O anda maskeleriyle, Commedia della’Arte’den çıkma, üç kişilik, (üç bakan) Ping, Pang ve Pong belirir. Gülünç scherzo’ları Calaf’ı vaz geçirmeyi hedeflemektedir. Calaf’ın babası (“Figlo che fai?”) ve Calaf’a âşık olan Liu da onu caydırmaya çalışırlar (“Signor ascolta”). Liu’nun bu aryası, Puccini’nin onun için bestelediği üç aryadan biridir. Bu arya başta obua olmak üzere tahta üflemelilerin ve surdinli yaylıların hâkim olduğu, pentatonik[1] karakterdeki bir Çin motifiyle (Sian Chok) süslenmiş, zarif bir aryadır; Puccini’nin “narin küçük kadınlarının” (Mimi, Cio-Cio-San) tüm özelliklerini taşır. Prens bir tür lamento (“Non piangere Liu”) ile, şefkatle cevap verir. Liu ve Timur’un müdahaleleri yavaş yavaş finale gidildiğini hissettirir. Halka meydan okuyan ve gongun üzerine atlayarak, üç kez Turandot’un ismini haykıran Prens, gonga üç kez vurur;  “Moo-Lee-Vha” teması yeniden duyulur. Birinci perde sona erer. Bu arada Turandot henüz ağzını açmamıştır.

İkinci perde açıldığında, maskelerini çıkartan Ping (bariton), Pong(tenor) ve Pang(tenor) aralarında adsız Prensin olası cenaze veya düğün merasimi konusunda konuşmakta, Turandot buyruğundan sonra Çin’in düşüşe geçtiğini anlatarak, hüzünlenmekte, birinin çıkarak “Dişi Kaplanı” fethetmesini ummaktadırlar (“Non v’è in China”). Trompetler merasimi anons ederler. İmparator belirir; o da bu durumdan bıkmıştır. Prens’e vazgeçmesi için adeta yalvarır (“Un giuramento atroce”). Turandot belirir ve kararının sebeplerini, operanın en önemli, en ünlü aryalarından birinde anlatır: (“In questa reggia”)  İki bin yıl önce yaşamış olan, tatlı ve itaatkâr akrabası Prenses Lo-u-ling, bir yabancı tarafından tecavüze uğramış ve öldürülmüştür. Turandot yaşamını onun intikamını almaya adamıştır ve kimse ona sahip olamayacaktır (“Mai nessun m’avrà!”) . Resitatif ve düz çizgide bir arioso ruhsal yaralarını ortaya döker; yer yer lirik, forte-piano, anlatılanlara göre ton yükselir (“E quel grido”), düşer, piano on dört mezürden sonra “e sfidasti inflessibile..” ye gelindiğinde tekrar forte olur, sonra tekrar piano ….Puccini bütün bu arya boyunca ifadeler konusunda notlar düşmüştür: “come cosa lontano”, “dolce, con dolore”,”con energia”, “minacciosa”, gibi (“uzak bir şeymiş gibi”, “acıyla dolu,tatlı”, “enerji dolu””, tehdit edermişçesine”).  Sonra arya, intikam dolu bir şekilde, tizlere tırmanır. Sıra bilmecelere gelir (“Straniero ascolta”). İlk bilmeceyi (“Nella cupa della notte”) sorar; “Umut” (“La Speranza”) der hemen Prens. Endişelenen Turandot ikinci sorusunu sorar (“ Guizza ai pari di fiamma”); biraz tereddütten sonra cevap gelir: “Il Sangue”(Kan). Her yanıttan sonra orkestranın üst tonlardan (adeta silsileler halinde) inişe geçmesi dikkat çekicidir; bir şeyler yuvarlanmaktadır! Halk sonuçtan mutludur, koro Prensi destekler. Allak bullak olmuş bir ifadeyle, Turandot, Prensin gözünün içine bakarak, bu sefer ½  ton yüksek(con maggior forza), üçüncü sorusunu sorar: (“Gelo che ti dà foco”). Prens tereddüt eder; korkmaktadır. Sonra muzaffer bir tonda, haykırırcasına yanıtlar: “Turandot”. Kromatik bir çıkışla koro Prensin zaferini ilan eder. Korkma sırası Prensese gelir, kararın iptalini ister, ama boşuna! Trompet ve üflemeliler üç bilmecenin üç akorunu tekrarlarlar. Bu kez Prens’in talebi vardır;  onu zorla değil, kendisine âşık olarak elde etmek istemektedir. Şafak vaktine kadar adını bilmesini ister. Halk cesaretini kutlar. Perde yeni bir bekleyiş içinde iner.

Üçüncü perde bir nocturne ile açılır. O gece hiç kimse uyumayacaktır: Turandot’un emri vardır. Pekin’de herkesin Prens’in adını bulması gerekmektedir. (“Così comanda Turandot”). Calaf gecenin karanlığında şafak vaktini beklerken, ünlü aryasını (“Nessun Dorma”) söyler. Kısa ama yoğun: bu arya Puccini’nin tenor aryalarının en parlak, müziğini en güzel yansıtan aryasıdır denebilir. Nocturne’den sonra, yine bir scherzo ve Ping, Pang ve Pong, odalıklar eşliğinde gelirler; Calaf’ı şehri terk etmeye teşvik etmektedirler (“Tu, che guardi le stelle”). Prens reddeder. Ama güvenlik güçleri önüne kanlar içinde yaşlı bir adam ile bir köleyi getirirler; Prens ile göründüklerine göre, adını bilmeleri gerekir (“Ecco il nome!”). Turandot gelir; kızgındır, Prens’in adının öğrenilmesini emreder. Yaşlı adamı kurtarmak çabasıyla, Liu bilmecenin cevabının sadece kendisinde olduğunu söyleyince, işkenceye tabi tutulur. Turandot kendisine dayanma gücünü nereden bulduğunu sorduğunda aldığı cevap “Aşk!” olacaktır. “Ve sen de ona baş eğeceksin! “ (“Tanto amore segreto” – “Tu che di gel sei cinta”). Mi bemol majör tonalitedeki bir Lamento olan bu muhteşem aryada obua Liu’ya eşlik eder. Liu birden fırlar, bir askerin hançerini alarak, koronun “Konuş” çığlıkları arasında kendini hançerler. Acı içindeki Timur intikam vaat eder; götürülmekte olan Liu’nun bedenini son derece yalın bir melodiye eşlik ederek, izler (“Ombra dolente”). Sonraki altı mezür Puccini’nin orkestra için yazdığı son mezürler olacaktır. Calaf Turandot ile yalnız kalır (“Principessa di morte”). Turandot’un karşı koymasına rağmen, ona sarılır ve öper. Bu öpücük Turandot’u alt üst etmiştir. Kendinden emin Prens adını açıklar:    Lo-u-ling’in soyundan gelen, Timur’un oğlu Calaf’tır. Gün ağarmaktadır. Babasının önünde, Turandot açıklar: yabancının adı Aşk’tır. Halkın neşe dolu çığlıklarıyla, perde kapanır. ]

 

Eserin Yapısı

Gozzi’nin fabllarından hiç biri Turandot kadar ilgi çekmemiştir. Puccini’den önce C.M.von Weber , Ferruccio Busoni ve bir kaç besteci eserler bestelemişlerse de, Puccini’nin Turandot operası, bitmemiş olması ve eserin içindeki bazı çelişkiler nedeniyle, bazı opera eleştirmenlerince zaman zaman eleştirilmiş olsa da, kuşkusuz çok büyük bir opera, bestecisinin şaheseridir. Dramatik gücü, stillerin çeşitliliği, operanın akışı içinde bestecinin bulgularının ve kaleminden akıp giden müziğin niteliği, operayı La Bohème, Tosca ve Butterfly’ın en güzel sayfalarıyla aynı değerde kılmıştır. Puccini’nin armonik dili diğer hiçbir eserinde bu denli cüretli, kişisel ve modern olmamıştı. İlk akorlardan itibaren bazı Çin temalarının kullanılarak Uzak Doğu atmosferini çok güzel yansıtmış olması, Puccini’nin sıklıkla pentatonikdizine dâhiyane biçimde başvurması, Ravel’i aratmayan orkestrasyonuyla, farklı bir biçimde öne çıkan bir operasıdır. Koro operanın karakterlerinden biri gibidir; bilmecelerle ilgili bölümlerde etkin rol oynar; dramatik unsurları vurgulaması bakımından son derece etkileyicidir. Fakat operanın bütün yükü şarkıcıların sırtındadır ve bu şancıların da zor “sınav”lardan geçtiklerini  söylemek gerekir. Başroldeki iki karakter için güçlü sesler gerekmektedir. Turandot’un merhametsizliği ve ulaşılamaz olması tizlere baş döndürücü biçimdeki ani çıkışlarda ifadesini bulmaktadır. Prensesi çevreleyen gizemi uzun süre saklamak adına, Turandot’un sesi ancak ikinci perdenin ortalarında tınlayacak ve perdenin ikinci sahnesine O hâkim olacaktır ve ne yazık ki üçüncü perdede yine olaylara seyirci gibi kalacaktır. Turandot aslında operanın Puccini tarafından bestelenen kısmında soğuk, duygusuz, merhametsiz bir kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bizler maalesef, Puccini’nin Turandot’un “diğer” yüzü, seven, âşık olan kadın yüzü için neler düşünmüş olabileceğini bilemiyoruz. Sadece bildiğimiz, büyük bestecinin finaldeki aşk düetini Tristan’daki kadar güzel olmasını arzuladığı. (Nitekim partisyonun 27nci sayfasında “poi Tristano” (sonra Tristan) diye yazmıştır.)

Operanın diğer önemli kadın karakteri Liu, Turandot’un tam karşıtıdır, Puccini’nin tipik kadın rollerinden biridir. Mimi, Butterfly, Suor Angelika’nın hepsi birden bu karakterde birleşmiştir. Puccini ona üç arya bestelemiştir; ilki pianissimo tizlerde son bulan, narin bir aryadır. Sonuncusu ise Puccini’nin, daha sözleri bile tamamlanmadan, bestelediği marş ritminde, dramatik ve hüzünlü bir şekilde sona eren bir aryadır. Tenor rolüne gelince: Puccini’nin en zorlu rollerindendir. Kendisine uygun bir final düetten yoksun kalan Calaf üçüncü perdede pasiftir (perdeye Liu hâkimdir); ikinci perdede sadece bir güçlü aryası vardır ( Mandarinler ve Turandot hâkimdir); demek ki Calaf birinci perdede gücünü göstermektedir. Muhteşem bir müzik kendisine eşlik eder. Turandot’un dünyasının bir parçasını Gozzi’nin piyesindeki dört komik karakterden alınan üç maske oluşturur; Puccini bunları nasıl kullanacağını başlangıçta bilememiş, çıkartmayı düşünmüş, sonra Ping, Pang, Pong olarak operanın Çin özellikli atmosferine katmıştır.

Operanın sonu Gozzi’nin eserinden hayli farklıdır. Bu bakımdan, Puccini’nin eserin sonunu getirememiş olması, üzücüdür. Zira operanın bu şekliyle sonu, olayların inanılırlığı bakımından zafiyetler içermektedir. Yine de Turandot operasının en güzel müzikleri içeren operalardan biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Andante dergisinin 33ncü sayısında yayınlanmıştır.

 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR