|
MANON LESCAUT: Bir Tutkunun Hikâyesi
Puccini’nin bir önceki operası olan Edgar 1889 yılında ilk kez La Scala Operasında sahnelendiğinde başarısızlığa uğramıştı. Puccini, Fransız yazar Alfred de Musset’nin ” Kadeh ve Dudak” adlı eserinin opera metnine uyarlanması konusunda şair Fernandino Fontana ile anlaşmış, ancak hikâyeyi fazla benimseyememiş, beş yıl üzerinde çalışması gerekmiş, sonuçta opera o kadar başarısız olmuştu ki, bazı gazeteciler Puccini’ye mesleğini değiştirmesini önerecek kadar ileri gitmişlerdi. Edgar’ın tatsız serüveni Puccini’ye hiç olmazsa librettonun ne kadar önemli olduğunu ve içinde insan unsurunun ağırlıklı bulunduğu, kendisine sürekli olarak heyecan veren bir tema üzerinde çalışmasının gerekliliğini göstermişti. Gönlüne göre bir başarıya ulaşmak fikri gittikçe daha fazla ağırlık kazanıyordu. Bunun için de zihninde, müziğin tam anlamıyla uyum sağlayabileceği, vasat insan tipini temsil eden kişilerin ruhsal gelişimlerini temel alan basit ve çarpıcı konular ağırlık kazanmaya başlamıştı. Bu nedenle de o sıralarda kendisine yapılan, Shakespeare romanlarına dayanan libretto önerilerini reddetmekteydi. “Şövalye Des Grieux ile Manon Lescaut’nun Hikâyesi” ni tesadüf eseri keşfettiğinde, Edgar’ın yarattığı hayal kırıklığını ortadan kaldıracak bir eseri yakaladığına inanır. Editörü Giulio Ricordi’ye “Manon inandığım bir karakter, seyircinin kalbini fethedeceğine eminim.” diye yazar. Puccini, daha çok “Rahip Prévost” olarak tanınan Antoine François Prévost’nun ünlü romanını opera sahnesine taşıyan üçüncü besteci olmuştur. Fransız besteci Auber ve Fransız oyun yazarı Scribe aynı konuyu işleyen eserler yazmışlar. 1884 yılında da Jules Massenet’nin “Manon” operasının yıldızı yükselmeğe başlamıştır. Puccini’ye, aralarında Ricordi’nin de bulunduğu çok kişi, Massenet’nin eseriyle paralellik kurulacağı uyarısında bulunurlarsa da, Massenet’nin “Manon”unu dinledikten sonra, rekabet fikrinin yarattığı his kadar, karakterler konusundaki yaklaşım farkının da kendisini gayrete getirmesiyle kararını verir. Uyarılara karşılık, Massenet’nin eseri “pudra[1] ve menüetlerle” (“con la cipria e i minuetti”), Fransız usulünde işlediğini, kendisinin ise operaya İtalyan ruhunu (“con passione disperata” – “umutsuz bir tutkuyla”) yansıtacağını söyler. Hikâyenin librettoya uyarlanması görevini, o sıralarda Chatterton (1876) adlı operasıyla tanınan Ruggero Leoncavallo’ya verir. Leoncavallo’dan memnun kalmayan Puccini, oyun yazarı Marco Praga’ya başvurur. Praga kendisine yardım etmesi için şair Domenico Oliva ile anlaşır. Ortaya çıkan metin Puccini’yi başlangıçta memnun ederse de, sonradan fikrini değiştirince, editör Ricordi Arrigo Boito’nun çevresinden Giuseppe Giacosa’ya konuyu danışır, o da genç oyun yazarı Luigi Illica’yı önerir. Böylece Puccini ile La Bohème, Tosca, Madama Butterfly üzerinde çalışacak olan bir ikili ortaya çıkmış olur. Riccordi ve Puccini’nin düzeltmeleriyle birlikte, librettonun yedi yazarının olduğunu söylemek gerekir; bu da orijinal metinde yazar adının olmamasını açıklamaktadır. Puccini’nin, öğrencilik döneminde bestelediği Krizantemler ( Crisantemi) (yaylılar dörtlüsü için ) ve Messa di San Paolino’nun Agnus Dei bölümünü de kullandığı opera, Ekim 1892 de tamamlanmış, ilk kez 1 Şubat 1893 tarihinde Torino’da sahnelenmiş ve büyük başarı elde etmiştir.
Eserin Konusu ve Yapısı Operanın uvertürü yoktur ve parlak, neşeli ilk tema bizi, bir dram ortamından çok, neşeli ve renkli bir taşra şehri olan Amiens’in bir meydanına götürür. Kadın-erkek, öğrenciler, askerler, halkın dolaştığı, eğlendiği, içtiği, kâğıt oynadığı meydanda öğrencilerden biri, Edmondo, yarı ciddi, yarı alaylı aşk ve gençlik hakkında şarkı söyler, orada bulunanlar ona eşlik ederler. Öğrencilerin aşk konusunda başarısız olmasıyla alay ettikleri bir diğer öğrenci, soylu Des Grieux, genç kızlara hitap ederek, operanın ilk parlak aryasını söyler (“Tra voi, belle, brune e bionde”). Arras şehrinden bir posta arabası gelir, yolcular arasında Manon Lescaut, ağabeyi Lescaut ve orta yaşlı bir bey, hazinedar olan Géronte de Ravoir inerler. Des Grieux ilk bakışta masum yüzlü Manon’a âşık olur; konuşmak için vesileler arar (” Cortese damigella”); genç kızın babasının isteği üzerine kardeşi Lescaut tarafından bir manastıra götürüldüğünü öğrenir. İkisinin arasındaki düet opera boyunca tekrarlanacak bir motife ( leitmotiv) dayandırılmıştır. Puccini’nin melodilerine özgü çok güzel bir melodi karşımıza çıkmaktadır. Des Grieux genç kızı yalnız konuşmaları için ikna eder. Burada Puccini’ye özgü muhteşem renkte bir melodi duyarız: Yalnız kalan Des Grieux, bu tema üzerine kurulu ünlü aryasını söyler (” Donna non vidi mai”). Bu arada Géronte de Manon’a âşık olmuştur ve onu kaçırıp, Paris’e götürme plânları yapmaktadır. Otelci ile yaptığı konuşmaları duyan Edmondo, Des Grieux’ye haber verir. O sırada Manon geri gelir (“Vedete? Io son fedele”) , Des Grieux duygularını genç kıza açar; Géronte’nin hazırlattırdığı arabayla kaçmalarını önerir ve onu ikna eder. Kaçarlar. Géronte olan bitenin farkına varır, hiddetle Lescaut’ya yönelir. Lescaut yaşlı adamın niyetini anlamıştır; Manon’un izini Paris’te bulmanın kolay olduğunu alaylı bir dille söylerken, perde sona erer. Des Grieux’nün “büyük aryası”ndan sonra, kaçma olayını hazırlayan ve de bu olayı geçerli kılan çeşitli unsurlar, bestecinin ustalığını göstermektedir. Tüm olaylar, öğrencilerin şarkıları, Manon’u kaçırmak heveslisi yaşlı Géronte’nin Lescaut’yla yakınlaşma gayretleri, Des Grieux’nün arkadaşı, meraklı Edmondo’nun yaşlı ihtiyarın plânlarını Des Grieux’ye ihbar etmesi, Manon’un meydana geri gelmesi ve ikinci düet. Bütün bu olaylar çok kısa bir süre içinde olur ve Puccini’nin notaları, La Bohème ve Gianni Schicchi’ye çok yakın bir tonda akar; Des Grieux’nün tutkulu aşkına karşılık, ihtiyar çapkının serüveni, bir centilmenin aşkının tüm renklerini yansıtır. Perde, Massenet’de olduğu gibi, Des Grieux’nün kızı kaçırma kararı üzerine kapanabilirdi. Fakat Manon’u, İkinci Perdede, Des Grieux’nün değil, Géronte’nin evinde göreceğimizden, Puccini’ye göre, sonraki olaylara bir dayanak oluşturacak felsefi bir dersin Lescaut tarafından verilmesi gerekmekteydi: nitekim Lescaut yaşlı çapkına, alayla, “hiç bir şey bitmiş değil, bir öğrencinin kesesi çabuk boşalır; Manon da sefaleti sevmez… (…Manon gia non si perde. Ma borsa di studente presto rimane al verde. Manon non vuol miserie.) diyerek, aslında Manon’u kaybetmediğini ima eder. Lescaut’nun tahmini beklediğimizden çabuk gerçekleşir. İkinci perde açıldığında Manon, Géronte’nin evindedir ve inanılmaz bir lüks içindedir. Aşkla dolu da olsa, basit bir tavan arası odasına bu hafif ve sosyetik yaşamı tercih etmiştir. Bunu perde açılır açılmaz, hem gördüklerimizle, hem müziğin ifadesiyle anlarız. İç çekmeler, suni hareketler arasında Manon, Illica tarafından ilave edilmiş bir dilsiz karakter olan kuaförünün yardımıyla hazırlanırken, Lescaut gelir. Konu için çok da gerekli olmayan, daha çok lirik geleneğe dayalı bir düetten sonra, Manon kardeşine yaşadığı debdebeden sıkıldığını ima eder, Des Grieux ile yaşadığı küçük odayı özlemektedir (” In quelle trine morbide”). Bu, operanın en iyi bilinen aryalarındandır ve resital parçası olarak sıklıkla seslendirilir. Lescaut onu teskin eder, Des Grieux hâlâ onu düşünmekte ve onu yeniden kazanmak için oyun oynayarak zengin olmaya çalışmaktadır. Manon’un zengin koruyucusu tarafından görevlendirilen şarkıcılar, Manon’un bestelediği bir ‘madrigal’ söylerler. Puccini’nin 1876 yılında bestelediği Messa di San Paolino’nun Agnus Dei bölümünden alıntı yaptığı, orkestra ve koronun zaman zaman soliste eşlik ettiği bir madrigal’dir bu. Géronte içeri girer ve dans hocasıyla, zarif bir müzik eşliğinde menüet yapan Manon’u hayranlıkla izlerken, Lescaut kız kardeşinin sıkıldığını ve özlemini anladığından, Des Grieux’ yü aramağa çıkar. Herkes çekildiğinde yalnız kalan Manon’un yanına Des Grieux’nün geldiği görülür. Biraz önceki menüetin zarif, süslü, latif müziğine karşılık, birden müzik sertleşir, diezlerin yerini bemoller alır. İkisi arasında heyecanlı, hızlı bir aşk düeti başlar (Tu, tu, amore? Tu?). Duyguların değişkenliği, aynı zamanda yoğunluğunu göstermesi bakımından bu perde, operanın armonik yazımının en ilginç ve güçlü bölümlerindendir. Tenorun rolü, bestecinin sonraki ünlü erkek karakterlerinin habercisi gibidir; dönemin repertuarındaki tenor rollerinin en zorlularındandır. Orkestra ikiliyle lirik bir şekilde adetâ rekabete girer. Sevgililerin sesleri, ilk karşılaşmadaki temada buluşur, hemen sonra Des Grieux’nün “Bakışında kaderimi görüyorum ” (Nell’occhio tuo profondo io leggo il mio destin ) sözleriyle üçüncü perdenin ana motifi işitilir. Des Grieux’nün sitemlerine karşılık, Manon onu baştan çıkarmayı başarır. Bu mutlu an Géronte’nin aniden gelmesiyle sona erer, durumu anlamıştır, sükûnetine rağmen, intikam arzusu onu, Manon’u ihbar etmeğe kadar götürecektir. Tekrar görüşeceklerini söyleyerek gittiğinde, Manon, durumun ciddiyetinin farkında değildir, yaşlı adamdan kurtulduğunu sanmaktadır. Des Grieux sevgilisinin değişmediğini bilmektedir, umutsuzluk dolu, çok güzel bir arya ile bunu ifade eder (Ah! Manon, mi tradisce il tuo folle pensier). Telaşla içeri giren Lescaut’nun uyarmasıyla, kaçmaları gerektiğini anlarlar, fakat Manon mücevherlerinin derdine düşer, onları toparlamağa çalışır ve o sırada Géronte ile birlikte içeri dalan askerler, fahişelik ve hırsızlıkla suçlanan Manon’u yakalarlar. Final sahnesi, bestecinin dramatik dehası ve (müzik) yazısının kusursuzluğunu çok güzel yansıtmaktadır. Puccini, Cavalleria Rusticana operasının ulaştığı başarıdan da esinlenmiş olmalı ki, kendini operanın konu akışından bağımsız bir orkestra sayfası (parçası) besteleme fırsatını yakalamış hisseder ve bir tür senfonik şiir olan, Prévost’dan açıklayıcı dizelerin okunduğu, ünlü Intermezzo’yu besteleyerek, 2 ile 3ncü perde arasına yerleştirir. Aslında Intermezzo aynı zamanda olayların akışındaki gelişmeyi de ayırabilmek için konmuş olabilir. Farklı letimotiv’lerin bir araya geldiği bu ara müziği, duygu ve tutkuyu yansıtmasıyla, tipik bir Puccini müziği şeklinde karşımıza çıkar. Üçüncü perde Manon Lescaut operasının zirvesi, en mükemmel bölümüdür. Aynı zamanda en acıklı ve Puccini’nin dehasının en güzel şekilde ortaya çıktığı kısımdır. Perde son derece hüzünlü bir tema üzerine açılır. Havre Limanında, Lescaut ile Des Grieux, Amerika’ya sürülecek olan mahkûm kadınlar arasında bulunan Manon’un hapsedildiği yerin önünde, Manon’un kaçışını plânlamışlardır. İntikam ve karşılaşma motiflerinden (leitmotiv) sonra Manon pencerede belirir. Des Grieux ile düetleri, hemen hemen Manon gemiye bininceye kadar sürer. Sadece sokaktan geçen fenercinin şarkısıyla ( “E Kate rispose al Rè”) ara verirler. Fenerci figürü de Illica’nın bir fantezisidir, sakin ve basit yaşamın süregeldiğinin bir simgesidir. Hava aydınlanmaktadır. Kaçırma plânı suya düşer; gemiye bindirilmek üzere, kadınlar tek tek çağrılırlar. Her birinin geçişine seyirci olan halk, alaylı veya acı dolu yorumlarda bulunur. Eserin önemli sahnelerinden, acı dolu, mi bemol minör tonalitenin hâkim olduğu bu sahne, karanlık bir atmosferi yansıtır. Manon’un sırası geldiğinde Des Grieux bir anda çılgın gibi ona sarılır ve geminin kaptanına kendisini de almaları için yalvarır (” No! Pazzo son!”). Bu muhteşem sahne aslında beş unsurdan oluşmaktadır: i) Manon’un vedası ve Des Grieux’nün yakarışları; ii) Lescaut’nun çevresindekileri acındırmak için Manon’un hikâyesini anlatması; iii) Öfkelenen halkın tepkileri: (” Che infamia! Che orror! Fa compassione!”) (Ne rezalet! Ne felaket! Ne üzücü!) iv) Kadınların adlarının sayılmaya devam edilmesi; v) Diğer seyirci guruplarının yorumları. Bunca müdahaleye rağmen, Puccini, muhteşem bir bütünlük oluşturan, müziksel olduğu kadar dramatik açıdan da orijinal ve iddialı bir tablo ortaya çıkarmıştır. Kaptan Des Grieux’nün yakarışları karşısında, onu da götürmeyi kabul eder. Lescaut bunun üzerine, omuzlarını silkerek, oradan ayrılır. Son perde aslında metin yazarlarının Manon’un bir monologunu da sıkıştırdıkları, uzun bir düetten ibarettir. New Orleans yakınlarında, ıssız bir bölgede (çölde) geçer. Des Grieux bölge valisinin yeğeniyle düello yapmış ve onu öldürdüğünü sandığından, Manon ile kaçmışlardır. Sevgililer saklanabilecek bir yer bulmak umuduyla, ıssız arazide ilerlemektedirler. Yorgunluktan bitap düşmüş olan Manon, Des Grieux’nün kendisine bulmak üzere uzaklaşmasıyla, sayıklamaya başlar, geçmişini hatırlar (“Sola, perduta, abbandonata”) (Yalnız, kaybolmuş, terkedilmiş). Puccini burada bize, uzun sürecek bir can çekişmenin bütün ince ayrımlarını yansıtır. Daha sonra La Bohème ve Butterfly’da da görülecek olan, Puccini’ye özgü olan acıların dışa vurumu, bir anlık isyandan sonra durumun kabullenilmesi, orkestranın eşit notalarla vurguladığı, umutsuzluk halleri… .hepsi çok güzel bir şekilde sergilenmiştir. Kaderine isyan eden Manon’un monologunda obua ile flütün diyalogu, verdiği mücadeleyi yorumlar gibidir. Des Grieux hiçbir şey bulamadan geri döner, Manon ona veda eder ve ölür. İkinci perdedeki menüetin birkaç ölçüsünü izleyen ve birbiri ardında gelen iki akor ile perde kapanır. La Scala’daki ilk temsilde, besteci sekiz kez sahneye çağrılır, eser çok başarılı bulunmuştur. Ertesi gün basın, eserin sağlamlığını, duygusallığını ve dramatik gücünü över. Bu başarı Puccini’yi farklı bir yere, genç opera okulunun en büyük simaları arasına getirir. Verdi, son operası Falstaff’tan sonra müzik dünyasından çekilmek zorunda kalmıştı ve onun çekilmesinin boşluk yaratacağı endişesi var iken gelen bu opera, çok kimseyi rahatlatmış gibidir. Bernard Shaw, 1894 yazında Londra’da operayı seyrettikten sonra ” Puccini, bana, diğer bestecilerden çok daha fazla Verdi’nin varisi gibi görünüyor” Diye yazmıştır. Bu sözler çok yerindedir ve en azından, İtalyan operasının devamı açısından bakıldığında, gerçekten doğruluk payı büyüktür. Dramatik sahnelerin yönetimi bakımından Puccini kısa süre içinde şiddetten çok duygusallıktan yararlanma yoluna gitmiş ve bunu da, olayların gerçekçi biçimde sonuçlandırılmasıyla uygulamaya koymuştur. Bununla birlikte, ikinci perdenin sonu Verdi tarzındaki dinamiklere çok yakındır. Manon Lescaut’da orkestra partisinin Puccini sanatını tam anlamıyla ortaya çıkardığı söylenemese de, Otello ile La Bohème arasında bir ilişki kurduğu söylenebilir: Otello’dan daha esnek, La Bohème’den daha renksizdir, fakat tınıların gerek kullanımı, gerek bir araya getirilişleri, sonraki yıllarda gelişecek muhteşem enstrümantasyonun habercisi gibidir. Puccini’nin müziği üzerinde Wagner’in etkisinin büyüklüğünü de söylemeden geçmemek gerek. Özellikle II. Perdenin aşk düetinde, final sahnesinde ve Intermezzo’daki koyu, karanlık orkestra renkleri bize Tristan’ı hatırlatmaktadır. Wagner’in varlığını önemsemeyen Verdi’ye karşılık, Puccini özellikle armonik açıdan Wagner etkisini benimser. Wagner tarzındaki tekrarlanan motifleri (leitmotiv) operanın dramatik yapısı ve kişilerin ruh hallerinin anlatımında kullanır. Massenet’nin “Manon” operasıyla kısaca karşılaştırıldığında, bu operanın konusunun Prévost’nun romanına daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. Manon Lescaut’nun Massenet’nin operasından özellikle farklı olmasını isteyen Puccini ve libretto yazarları, birçok unsuru değiştirmişledir. “Manon”da iki sevgili çok genç, tutkularında da umursamazdırlar. Des Grieux Manon Lescaut’da yetişkindir, bağımsızdır; oysa Massenet’de genç adamın babasını görürüz; bu da onu, babanın sözünden çıkmakta zorlanan, genç bir delikanlı gibi düşünmemize yol açar. Massenet’nin Manon’u, Puccini’ninkinden çok daha sempatiktir; narin ve havai kahramanı o denli çekici hale sokmuştur ki, ona Des Grieux’nün gözlerinden, diğer bir ifadeyle, hayranlıkla bakarız. Puccini’nin Manon’u da yaşça küçüktür, masumdur ama adaşı kadar delidolu değildir. Lüks yaşam ona çok cazip gelmekle birlikte, sevgilisinden de vazgeçemez. Des Grieux her iki operada da aynı özellikleri taşır: tutkulu bir âşık, ahlaki değerleri olan, saf sayılabilecek bir genç adam. Kaderine karşı koymaz, pasiftir, ama samimidir. Rolü Manon Lescaut’da o kadar ön plana çıkar ki, Paris’teki ilk temsilden sonra bir gazeteci eserle ilgili olarak şöyle der: “Puccini’nin Manon’unun adının Des Grieux olması gerekirdi.” Puccini’nin operası sosyete yaşamının nafileliğini, zenginliğin ve yapmacık davranışlarının ne kadar aldatmaca olduğunu, Massenet’nin operasından daha iyi ortaya koyar. Puccini konunun farklı mekânlarda gelişmesine önem vermiştir. Massenet’nin “Manon”u daha Le Havre yolunda ölürken, libretto yazarları Puccini’nin Manon’una fahişelerin gemiye bindirilme sahnesini (3ncü perde) ekleyerek, müziksel açıdan muhteşem bir sahnenin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır. Her iki Manon arasındaki farklar bununla da kalmaz. En iyisi, Massenet Manon’unun keşfini okuyucuya bırakalım. . Manon Lescaut’nun başarısıyla Puccini artık kendisine çizdiği yolun nasıl olduğunu bilmektedir. İlk telif haklarıyla kendine bir bisiklet alır ve Torre del Lago’daki evine kapanarak, yeni metin arayışına girer.
Kayıtlar Eserin kayda değer sayıda kaydı mevcuttur. Aşağıdaki liste tercihimizi yansıtmamaktadır; sadece çeşitli kaynakların önerdiği seçkin kayıtlar arasından seçilmiştir. CD Kayıtları
DVD Kayıtları
[1] 18nci yüzyılda, özellikle Fransa’da, hanımların yüzlerini, beylerin de peruklarını pirinç veya nişastadan üretilen toz pudra ile pudralama alışkanlığı yaygın idi. Andante dergisinde yayınlanmıştır.
iLGiLi HABERLER / YAZILAR |
|
1 Şubat 1893 tarihinde Teatro Regio di Torino’da genç Puccini’nin üçüncü operası “Manon Lescaut” ilk kez sahnelendiğinde, Milano La Scala Operası’nda da Verdi’nin “Falstaff” operasının ilk temsili yapılmaktaydı: diğer bir ifadeyle, 19ncu yüzyıl İtalyan operası, tarihinin önemli bir dönüm noktasını yaşamaktaydı. 1865 yılı civarında Verdi türünde melodramlar çokça eleştirilere konu olmaktaydı. Bunun gerisinde operanın temel yapısında değişiklik yapılması arzusu yatmaktaysa da, bunlara alternatif olabilecek eserler de ortaya çıkmamıştı. Bir edebiyat akımı olarak ortaya çıkan Verismo’nun yükselişiyle, ona eş zamanlı olarak opera alanında da günlük yaşama daha yakın konuların seçiminin giderek ağırlık kazandığı görülmeğe başlamıştı. Pietro Mascagni ve Ruggero Leoncavallo’nun iki kısa operasının başarısı – 1890 yılında “Cavalleria Rusticana”, 1892 yılında da “Pagliacci”- Verismo’nun müzikte de uygulanabileceğinin bir işaretiydi. Ancak, İtalyan operasının bu dönemini Verismo başlığı altında tanımlamağa çalışmak yetersiz kalmaktadır; ayrıca, çok da doğru olmaz. Puccini, 1731′de yayınlanmış bir romanı, Abbé Prévost’nun ” Şövalye Des Grieux ile Manon Lescaut’nun Hikâyesi” adlı romanını seçerken, onun için önemli olan konudan çok, bu hikâyede insan psikolojisinin çeşitli aşamalarını ve gelişmelerini yansıtma imkânını bulmasıydı.