Önce çok değerli sanatçıya Ayla Erduran’a geçmiş olsun dileklerimi iletmeliyim. 18 Ağustos’ta Cem Mansur yönetiminde Ulusal Gençlik Orkestrası’nın Topkapı Sarayı avlusunda verdiği konserin solisti Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz kemancı Ayla Erduran’dı… Bildiğiniz gibi konserde geçirdiği baygınlık üzerine hastaneye kaldırılmıştı.
Gerek konserin organizatörü Hakan Erdoğan’ı, gerek Cem Mansur ve tüm orkestra elemanlarını da kutlamak istiyorum. Konser öncesinde Vakit gazetesinin tehditlerine, provokasyonuna pabuç bırakmadıkları için, korkmadıkları için… O tarihte İstanbul’da olmadığımdan konseri dinleyemedim… Kalabalık bir dinleyici kitlesi ve yine içkisini içenler varmış. Keşke konserin sponsorluğunu da yine aynı şarap üreticisi üstlenseydi. Ama doğrusu bu gibi konularda korkmak, çekinmek çok insani bir durum, kimseyi yargılayacak değilim. Vakit gazetesindeki o çok vahim yazıyı da çok sonra okuyabildim!
Vakit’teki yazıdan kimi alıntılar birçok gazetede yer aldı ama beni dehşete düşürenler onlar değildi.
Yazar(?) “Topkapı Sarayı’nda konser… İnadına ve özellikle!” başlıklı yazısında “Eğer bir eylem varsa, mutlaka bir tahrik veya tahkir vardır!.. Hakaret vardır, aşağılama vardır, hiçe saymak vardır!.. Tıpkı İdil Biret konserinde olduğu gibi!..” diyordu daha yazısının başında. Yani arada yaşadığımız o özür olayları falan bir anda sıfırlanıyor gibiydi. (Sakın “o gazete başka, Alperenler başka” vb. kısmına girmeyelim!)
Sonra aynı yazıda: “Brahms ve Çaykovski gibi müzisyenler, herkesin bildiği gibi, kilise müziği yaparlar!.. Bestelerinin çoğu, kilise ilâhisidir!.. Düşünebiliyor musunuz; İstanbul’u alıp, kilise hakimiyetine son veren atalarımızın mekânında, şimdi kilise müziği icra ediliyor!.. Peki, onların kemiklerini sızlatmaya hakkımız var mı?..” diye soruluyordu.
Yazıyı yazan inanıyordu ki amaç konser vermek değil, o mekânda kilise müziği çaldırmaktı. “Özellikle ve de inadına”…
Hadi bunlar hastalıklı bir düşünce biçiminin sayıklamaları diyelim, en vahim satırlar sondaki “Milletin Müzik Tercihi” bölümündeydi. Bir araştırmaya göre “Türk insanının gözde müziği” ezici çoğunlukla Türk Halk Müziği, sonra Türk Sanat Müziği, sonra türküler, sonra arabesk müzikti. (Tümünün yüzdelerini de veriyordu.) Ve Rock dinleyenler yalnızca yüzde 1.4, Adnan Saygun ve onun ekolünü dinleyenler yüzde 1.1, Mozart ve Beethoven dinleyenlerin oranı sadece yüzde 2.1’di…
Araştırmayı kimin yaptığı, nasıl yaptığı, sayılar beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren buradan yola çıkarak yazanın şu hükme varması: “Bilmiyorum daha fazla söze hacet var mı?.. Rakamlar ortada!.. Şimdi sormak lâzım; yüzde 2’lik bir kitleyi tatmin etmek için yüzde 98’lik çoğunluğu üzmek, dahası onları tahrik ve tahkir etmek, iyi niyetle izah edilebilir mi?..” Yanıtı da kendi veriyor: Hayır bunda mutlak kasıt vardı!
İşte asıl tehlike burada. Yüzde yarımı bile temsil edene hak tanımazsanız… Sayısal çoğunluk bende istediğimi yaparım derseniz… Bir an için müzik konusunu unutun. Yaşamın her alanında Türk milletinin kaçta kaçının ne sevip, ne sevmediğine, ne isteyip ne istemediğine bakıp da durumdan vazife çıkaranlar oldukça demokrasiyi falan unutalım. “Demokratik açılım” sözcükleri gülünç kalır. Maraş’ı, Çorum’u, Sıvas Madımak Oteli’ni düşünüyorum… Bence asıl tehlike bu!
Son zamanlarda Başbakan’da “Ya bizdensin ya da düşmansın” tavrı giderek ağır basar oldu. Ya AKP’nin yanındasın ya da vatan haini… Özellikle sanatçılara “tarafını seç” gibilerinden bir baskı yapılıyor.
“Kürt açılımı”, isim değiştirip “Demokrasi açılımı” adını aldıktan sonra da, en ufak bir sorgulama ya da eleştiri getiren, barış karşıtı, savaş yanlısı ilan ediliyor.
Kürt vatandaşlara karşı sürdürülen ayrımcılığa, zulme, 40 yıldır her fırsatta karşı çıkmış olanlar dahi, hükümeti ya da Başbakan’ı eleştirmeye kalktı mı “demek sen kanın durmasından yana değilsin” suçlamasını yiyor!
Kırk yıldır bu ülkede yasakların kaldırılması için, demokratik açılımlar için savaş vermiş, bedel ödemiş, cezalandırılmış sanatçılara “AKP’nin ya da Başbakan’ın bu girişimini destekliyor musun desteklemiyor musun?” diye sormanın mantığını biri bana açıklasın!
Eğer amaç sanatçıları birbirine düşürmek, biraz provokasyon, biraz sansasyon, biraz reytingse, mesele yok. Anlı şanlı medya buna yeterince alet oluyor zaten. Bir de sanatçıları alet etmesinler.
Cumhuriyet / Esintiler (23.08.2009)
iLGiLi HABERLER / YAZILAR