08 Ekim 2010

 
Vivaldi, Piazzola, Erol Erdinç ve Paris’te Sekiz Mevsim

Sonbahar Paris’te tüm griliğiyle hükmünü sürmeye başlamış. Bulvar kaldırımlarında, metro girişlerinde çınar yaprakları uçuşuyor, yağmur çiseleyip duruyor. “Sonbahar tamam ama, sekiz mevsim de nereden çıktı?” demeyin! Hem Anotonio Vivaldi (1678-1741), hem Astor Piazzola’dan (1821-1992) dörder mevsimi alırsanız, eder sekiz mevsim! Bu program şef Erol Erdinç yönetimindeki Hacettepe Senfoni Orkestrası yaylıları tarafından Paris’te seçkin bir dinleyici kitlesine, uzun yıllardır dünyanın değişik ülkelerinden gelen sanatçıları kucaklayan özellikli bir merkezde sunulunca, biz de başlığı “Paris’te Sekiz Mevsim” diye atıverdik.

Cité des Arts

Önce kavramları birbirleriyle ilişkilendirelim. Şef Erol Erdinç, sekiz yıldır Hacettepe Senfoni Orkestrası’nın genel müzik direktörlüğünü yapıyor. Aynı zamanda Kompozisyon ve Şeflik Ana Sanat Dalı Başkanı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirip operada bale şefliği yaptıktan sonra uzmanlık için devlet bursuyla gittiği Paris’te tam beş yıl kalmış. Yetenekli ve çokyönlü bir piyanist olduğu için, çeşitli mekânlarda piyano çalarak geçimine katkı sağlamış.

Paris’te bulunduğu yıllarda ona kucak açan, kalıp çalışabileceği atölyeyi küçük bir katkı payı karşılığı tahsis eden, devlet ve özel kişilerin oluşturduğu bir vakıf tarafından kurulmuş olan “ Cité des Arts / Uluslararası Sanat Sitesi”ydi. Binada 260 özel stüdyo, 500 metrekarelik sergi alanı, ortak kullanıma açık özgün baskı atölyeleri, değişik büyüklüklerde konser-prova salonları bulunuyor.

Sanatçılara tahsis edilen atölye sayısı, ek binalarla 300’ü buluyor. Bu atölyelere çeşitli ülkeler 20 yıllık abonmanlarla üye oluyorlar. Pek çok Asya ve Afrika ülkesinin de sahibi bulundukları atölyeler var ve buralara iki ayla bir yıl arası kalıp çalışmak üzere sanatçılarını yolluyorlar. Bugüne kadar aralarında Türklerin de bulunduğu 18 binden fazla sanatçı bu konukluk ve çalışma programından, Fransız kontenjanları sayesinde yararlanmışlar. Çünkü, Seine Nehri kıyısında kurulduğu 1965 yılından bu yana Türkiye’nin kendine ait bir atölye üyeliği yoktu. Sonunda, sanatçılara destek amacıyla Paris’te Banu Dicle başkanlığında kurulan SiMiT adlı derneğin girişimleriyle İKSV tarafından 20 yıllık bir atölye için üye olunmuş. Bir yıl içinde yararlanan sanatçı sayısı beş ama hepsi de plastik sanatlar alanından… Umarız önümüzdeki dönemlerde İKSV, genç solistlerin de bu olanaktan yararlanmasını sağlar.

Bu merkezi kuruluşundan itibaren Madam Felix Bruneau yönetmiş, on yıl önce emekli olmuştu. On yıldan bu yana ilk kez merkeze bir etkinlik için geldiğini öğrendik. Konserin merkezdeki organizasyonunu ise şimdiki yönetici Genevieve Varlık’ın özenle yapmış olduğunu, en ince ayrıntılara kadar ilgilendiğine tanık olduk. Konser öncesi konuşmalarda Erol ve Vera Erdinç’in özel teşekkürlerini aldılar.

Baroktan Tangoya…

Erdinç ve HSO Yaylıları Cité des Arts’ın içine bir org bile sığdırılmış çok amaçlı küçük oditoryumunda, önce barok dönemin günümüzde en fazla seslendirilen yapıtlarından biri olan Vivaldi’nin dört mevsimiyle açtılar konseri. Solistler, senfoni düzeninde orkestranın birinci keman grubu ön rahlelerinde oturanlardan görevlendirilmişti. Vivaldi’nin ölümsüz barok konçerto dizisinden, Seda Baykara – İlkbahar, Demet Emen Yıldırım -Yaz, Eylem Başarır – Sonbahar ve Ayşe Akçay -Kış konçertolarını seslendirdiler. Her biri dinleyicinin ayrı ayrı alkışını almışlardı ama dizinin sonunda birlikte selama çıktıklarında gördükleri tezahürata karşı hazırlıklıydılar. Dört kemancı bu kez Piazzola’nın Libertango’suyla “bis”lerini yaptılar, hem de dinleyicinin kulağını ikinci yarıya hazırlamış oldular.

Tangoya yeni bir ufuk açan 20. yüzyıl bestecisi Astor Piazzola’nın (1921-1992) “Buenos Aires’de Dört Mevsim”i Vivaldi’ninki kadar tanınmazdı. Türkiye’ye yapıtı notalarını getirip çeşitli orkestralarla seslendirerek tanıtan Erol Erdinç’tir. Bu yapıtta piyanist olarak hünerini de gösterme olanağı bulan Erdinç, birinci kemanda Demet E. Yıldırım’ın parlak sololarının, viyolonselde Pınar Turan ve kontrabasta genç Ertuğ Torun’un dolgun tonlarıyla tango ritmini canlı tutmaları, yaylıların genel olarak volümlü ama yuvarlak eşliğiyle konserin dorukta sonlanmasını sağladı. Kendi kadansında yaptığı doğaçlamalar ve Türk tangosundan Necip Celal Andel renklerini de kadansa yedirmesi ilginçti. Rastlantıya bakın ki, yapıtı büyük ilgi gören Piazzola da bir yıl süren Paris’teki kompozisyon eğitimi sırasında Cité des Arts’ta kalmıştı.

Sürprizler: Sermet ve Erguner

Salondaki canlılık sürüp gidince bu kez yaylılarla Kara Karayev’in üç dansından ikisiyle dinleyiciyi sarıp sarmalayan Erdinç’in doğaçlamadan “sürpriz”leri de vardı. Paris’te yaşayan devlet sanatçısı piyanistimiz Hüseyin Sermet’le uluslararası neyzenimiz Kudsî Erguner de dinleyiciler arasındaydı. Erdinç, önce Hüseyin Sermet’i davet etti sahneye… Sermet, dinleyiciyle hoş bir diyalog kurarak giriştiği doğaçlamada, klasikten caza doğru inen yumuşak bir müziği ortaya koyuverdi. Burada Sermet’in, piyanonun yanı sıra Paris Konservatuvarı’ndan mompozisyon diploması sahibi olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

Erdinç de, şakacı mizacına uygun biçimde, Azeri türküsü “Ayrılık”ı “Rahmaninof stili” çaldı. Kudsi Erguner’le birlikte yaptıkları doğaçlama ise, çeşitli renkleri bir araya getiren gecenin hoş ve hafifçe mistik bir havada noktalanmasını sağlıyordu. Erguner bazen kadifemsi, bazen ipeksi tonuyla nasıl bir “nefes üstadı” olduğunu bir kez daha sergiledi.

Bu konserin dinleyicileri arasında Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, OECD Temsilcimiz Büyükelçi Ahmet Erozan, Başkonsolos Uğur Arıner, Paris’te yaşayan ünlü ressamlarımız Utku Varlık, Ömer Kaleşi, İsmail Yıldırım, Ody Saban da vardı. Garipsediğim ise Büyükelçi’nin Paris’te Türkiye’yi başarıyla temsil eden Hacettepeli sanatçılar onuruna küçük bir davet vermeyi düşünememiş olmasıydı. Neyse ki dinleyiciler, konser sonrası fuayedeki mütevazi self-servis şarap ikramı sırasında sanatçılarla biraz sohbet olanağı bulabildiler.

“Sekiz Mevsim”, iki buçuk saat süren esintileriyle sona erdiğinde, Paris sokaklarında sonbahar, dökülen çınar yapraklarını uçuşturmaya devam ediyordu.

Cumhuriyet / Yansımalar (08.10.2010)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR