25 Aralık 2009

 
Verda Erman – Ayhan Ahıskal: Emekliler, Ama Dimdik Sahnedeler

“Sanatçının emeklisi olur mu?” diye sorarsanız, “Olmaz” derim. Ama “memur” statüsündeyseniz, zorunlu olarak 65 yaşına gelince sizi emekli ediyorlar. Değerli piyanistimiz, “devlet sanatçısı” Verda Erman (d.1944) memuriyetten emekli oldu, ama bu piyanosundan ve sahnelerden uzak duracağı anlamına gelmiyor. Tıpkı diri kemancımız Suna Kan (d.1936) ve anıtsal piyanist İdil Biret (d.1941) gibi…

1950 öncesinin sanatçı yetiştirme politikasının önemli aracı “Hârika Çocuklar Yasası”ndan yararlanmış ilk üç isim de artık CSO’nun kadrosunda değil SGK’nun listesinde yeralıyor. Erman’ın emekliliği ilginç bir konsere rastladı. “Harika Çocuklar Yasası”nı çıkarttıran ikinci Cumhurbaşkanı, gelmiş geçmiş en sadık müziksever, eski başbakanlardan, ulusal kurtuluş savaşı kahramanı, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü anısına CSO’da verilen konserin solisti Verda Erman’dı. 17 Aralık günü CSO solisti olarak çaldı, ertesi sabah ise SGK’da emeklilik işlemleri yapılmıştı ama akşam gene sahnedeydi! Erman, Rengim Gökmen yönetimindeki CSO eşliğinde Brahms’ın 1. Piyano Konçertosunu, her zamanki vakur, ciddî havasıyla, özenle, aslına uygun biçimde seslendirdi. Ne denli yumuşak bir tuşeye ve parmak cambazlık yeteneğine sahip olduğunu da yaptığı bislerde sergiledi.

Orkestra Müdürü Çağatay Akyol, bir plaketle CSO’nun şükranlarını sundu Verda Erman’a… Değerli piyanistimiz de, konçerto çalmayı ilk kez 15 yaşında konçerto seslendirdiği orkestrayla öğrendiğini belirterek, “Emekliye ayrılıyorum ama gene burada olacağım” mesajını verdi. Bu mesaj, tıpkı Suna Kan ve İdil Biret gibi konserlerini sürdüreceğinin muştusuydu. Doğrusu bu emeklilik töreninin biraz daha planlı olmasını beklerdim. İdil Biret’e bu sunuşun dönemin Kültür Bakanlığı Müsteşarı tarafından yapıldığını anımsıyorum. Haberdar edilseydi, bizzat Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın gelip bu “resmî uğurlama”yı bizzat yapmak isteyeceğini düşünüyorum.

Konserin ikinci yarısında, genel müzik direktörü ve daimi şef Rengim Gökmen yönetimindeki orkestra Çaykovski’nin Manfred başlıklı senfonik şiirini seslendirdi. Programlı, zor, ve uzun yapıt iyi seslendirildi, görkem, doğa tanımları, hüzün ve neşe duyguları başarıyla yansıtıldı. Birliktelik ve uyum iyiydi. Rengim Gökmen özellikle yoğun, ağır, karmaşık yapıtların çözümü ve yansıtılmasındaki ustalığını gösterdi.

Bu arada CSO’da yıllık programı hazırlayan ekibe bir önemli konuyu anımsatmakta yarar var. Yapıtları seçerken, ya da solistlerden, şeflerden gelen önerileri dikkate alırken, lutfen yapıtın seslendirme süresine bakınız. Örneğin Verda Erman Brahms birinci konçertoyu mu seçti, yaklaşık 50 dakikalık ve senfonik özellikleri bulunan bu konçertoyu ikinci yarıya koyar, girişe de daha hafif bir eser seçerek, hem kendinizi, hem de dinleyiciyi rahatlatırsınız. 65 dakikalık Manfred’i de, ilk yarısında kısa, yumuşak bir konçerto yerleştireceğiniz bir başka konserin ana yapıtı olarak seçersiniz. Ama iki yoğun ve uzun yapıtı peşpeşe koyarsanız, hem dinleyiciyi yorar, hem de kendiniz yorulursunuz!

Ahıskal: Sahnede 62 yıl

“Sahne tozu yutmak”, özellikle tiyatrocuların kullandığı bir deyimdir, alışkanlık yapar, bir kez sahne tozu yuttunuz mu, kendinizi kolay sıyıramazsınız! Üstelik, sahne tozunu daha sekiz yaşındayken, babanızı kulisten izlerken uyukladığınız sandalyeden sahneye düşerek yuttuysanız, işte böyle 62 yılın sonunda hâla dimdik sahnelerde bayrak gösterirsiniz! Bu öykü, “Zenne Cevdet” lakaplı ortaoyuncu Cevdet Ahıskal’ın 1932 İstanbul doğumlu oğlu kornocu-aktör Ayhan Ahıskal’ın sahne aşkının başlangıç öyküsüdür.

Tiyatro aşkıyla 1949′da başvurduğu Ankara Devlet Konservatuvarı’na, “sesi küçük” gerekçesiyle tiyatro yerine korno bölümüne alınan Ahıskal, yıllarca Opera Orkestrası’nda kornocu olarak çalıştı ama 1948′de “Arap Mestan” rolüyle başladığı tiyatroculuğu da, orkestradaki görevini aksatmadan hep yaptı. Televizyonun ilk eğlence programını, “Ali (Özoğuz) ile Ayhan”ı hazırlayıp oynadı. Sahne geçmişinde yığınla oyun ve tv dizisi yer alan Ahıskal’ı ben çeşitli operet ve operaların “karakter oyuncusu” olarak sevmişimdir. Çünkü siz hiç farkına varmadan o müthiş “geleneksel tiyatro ve ortaoyunu” bilgisi, espri yeteneğiyle, güncel bir “tuluat örneği”ni repliklerin arasına yerleştiriverirdi. Operadan zorunlu emeklilikten sonra, 1997′den bu yana Ankara Ekin Tiyatrosu’nda karakter rollerine, büyük bir disiplin içinde devam ediyor, turnelere katılıyor.

Büyük oğlu, iyi kemancı Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi Doç. Orhan Ahıskal’la kardeşi Taylan, babalarına bir sürpriz hazırladılar. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde “Sahnede 62 Yıl” toplantısı düzenlediler. Önce Orhan, taa dedesi Zenne Cevdet’ten itibaren, babasının albümünden derlenmiş bir görsel sunum yaptı. Ardından Taylan, hepsi kendinden değişik yıllarla küçük ve ya “ağabey”, ya da “amca” olarak hitap eden sahne arkadaşları Murat Akar, Murat Atak, Ethem Atınç, Murat Demirbaş ve Bülent Yıldıran geldi, değişik anılarını anlattılar. Anlatıların ortalaması, “Ayhan Ahıskal’ın 62 yıldır sahne tutkusunu büyük bir disiplin, özveri ve örnek bir iş ahlakı anlayışıyla sürdürüyor, bu arada espriden de ödün vermiyor” olmasıydı.
Sıra plaket törenine gelince, çocuklar gene bir sürpriz hazırlamıştı! Çünkü plaket, onca yıl özveriyle babalarının arkasında durup ona destek olan anneleri Aksel Ahıskal’a verildi. Ahıskal’ın mensubu bulunduğu bir dernek de Aksel hanıma ayrıca bir armağan sundu. Herkes “Parsayı Aksel hanım topladı” diye espri yaparken bu kez Ekin Tiyatrosu adına bir “bıyık heykeli” kahkahalar arasında sunuldu. Ak bıyıklarıyla ünlü Ayhan Usta’larına onlar “yürüyen bıyık” lakabını yakıştırmışlardı! Ben de Ayhan Üstada daha nice sağlıklı ve “sahne tozlu” yıllar diliyorum.

Şefik KAHRAMANKAPTAN / Yansımalar (25.12.2009)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR

  • İlgili haber / yazı bulunamadı