02 Temmuz 2009

 
Sezon Sonunda Koreli Chang’a Alkış, Şef Weise’de Düşkırıklığı…

Pek çok konuda olduğu gibi “sezon” kavramı açısından da müzik ve sahne sanatlarıyla futbol arasında benzerlikler var! Eğer yoğun geçirmiş, yeterince çalışmışlarsa sezon sonunda, çalgıcılar ve şarkıcılarda da bir “yorgunluk” başgösterebiliyor. Hâtta dinleyicide bile! Haftada en az canlı iki konser dinleyen birisi olarak, buna opera-bale temsillerini de ekleyince, sezon sonunda birkaç hafta boşluk insana iyi bile geliyor!

Geçen hafta Bilkent Senfoni Orkestrası da, “muhteşem” olacağı basın bültenlerinde varsayılan bir konserle sezonu kapattı. 26 yaşındaki Koreli viyolonselci Han-Na Chang’ın solistliğinde Edvard Elgar’ın viyolonsel konçertosu ile, Gustav Mahler’in 5. Senfonisi programı çekici kılıyordu. M. Rostropoviç’in sevgili küçük öğrencisi, M. Maisky’yle de çalışmış, günümüzün yıldızı parlak çellistini Ankara’da dinlemek bir şanstı. Bu yıl BSO’nın müzik direktörlüğünü yapan, özellikle opera alanında tanınmış Alman şef Klaus Weise’yi yönettiği konserlerde hep başka çakışmalar nedeniyle hiç izleyememiştim. Bilkent’te Mahler senfonileri başta olmak üzere büyük senfonilerin Emil Tabakov yönetimindeki parlak icralarına alışmış bir dinleyici olarak, bu konsere de bir beklenti içinde gittim. Ama beklediğimi sadece çellist Chang’da bulduğumu söylemeliyim.

 

GÜÇLÜ SOLİST, SORUNLU EŞLİK

Han-Na Chang, cılız görünen kollarından beklenmeyecek kadar güçlü arşesi ve gelişkin bir yay tekniğine sahip, aynı gücü vibrato konusunda da gösteren, entonasyonu son derece sağlam bir çellist. Elgar’ın konçertosunda, kimi ustaların bile bazen sorun yaşadığı en güç iki bölümde , hiç ton kaçırmadan müthiş bir performans sergiledi. Orkestrayla birlikte çaldığı bölümlerde ise,eşlikten doğan sorunlar yaşandı ve bu doğal olarak yapıtın bütününe de yansıdı. Weise, yapıtın ruhuna uygun daha yumuşak bir yorumla, soliste kolaylık sağlamak yerine, sert, hayli forte bir eşlikle zaman zaman Chang’a güçlük yarattı. Özellikle konçertonun birinci bölümüyle, final bölümünde şefin yeterince belirgin olmayan vuruşları nedeniyle orkestra şaşkınlık yaşadı ve solistle gerekli birliktelik sağlanamadı. Hâttâ, solist ve viyolonsel grubunun birlikte çaldığı yerlerde Chang baş ve göz işaretleriyle grupla uyumu kendi sağlamaya çalıştı.

Yorumum, daha doğrusu tahminim şef Weise’nin Elgar’ın çello edebiyatının öndegelen yapıtını yeterince tanımadığı, belki de ilk kez yönettiği ve deneyimine güvenerek yeterince hazırlanmaya fırsat bulamadığı yönünde. Eşlikteki sorunların Chang açısından bir talihsizlik olmasına karşın, Koreli çellist, dolgun tonu, güçlü volümüyle, eşliğin hayli yükseldiği yerlerde bile kendini ezdirmedi ve büyük alkış aldı. Ama bir “bis” yapmadı, çünkü şef, uzun süre tekrar sahneye çıkıp orkestrayı selama kaldırmadı. Belki eşlik konusunda yaşadığı sorunun kendi de farkındaydı! Sonuç olarak solist-şef ilişkisinde bir “gerginlik” de gözlendi. Size , Chang’ın tanıtım amaçlı yakın plan fotoğraflarından biri yerine, her zaman olduğu gibi balkondan tüm ses ve ışıkları kapalı küçük kameramla çektiğim özgün bir fotoğraf sunuyorum.

Konserin ikinci yarısında ise Alman şef yönetiminde düzgün bir Mahler senfoni dinleme beklentisi de yerine gelemedi. Senfoniyi daha önce çalmış BSO, şefin kimi yerlerdeki kararsızlığından etkilendi ve yer yer “dağınık” bir icra oluştu. Bence konserin ikinci yarısının en “anlamlı” yanı, yüz kişiye ulaşan orkestranın çoğu lise öğrencisi olan BGSO üyeleriyle tamamlanmış olmasıydı. Trompetçi Julian Lupu’nun girişteki tertemiz solosu, kornocu Cem Akçora’nın soloları ve korno grubun yüksek performansı, trombonların pürüzsüz katkısını, orkestranın da deneyimiyle şefin kararsız yönetimini büyük kaza yaşamadan aşmasını da, mutlaka alkışlamak gerek.

 

KORNOCU GENÇLER YÜKSELİYOR

Bilkent, korno öğretiminde Mahir Çakar ekolüyle büyük başarı yakaladı. Çakar’ın sürdürümcüsü Cem Akçora’nın öğrencisi, halen Berlin Senfoni’nin Akademisinde çalışan ve çalan 17 yaşındaki Tunca Doğu tatil için gelmiş ama grupta yerini almıştı. Konser günü güzel bir haber de Makedonya’dan geldi. Aynı ekolden Sertan Sancar’ın öğrencileri Atay Bağcı ile Barkın Sönmezer, girdikleri 8. “Ohrid Pearls” Uluslararası Genç Müzisyenler Yarışması’nda kendi kategorilerinde birinci oldular. On yıldır Sertan Sancar’ın öğrencisi olan Atay Bağcı üç kişiyi, on aylık öğrencisi Barkın Sönmezer ise iki kişiyi geride bırakarak birinciliğe ulaştı. En çok katılım trompet ve klarinetteydi, korno çok zor bir çalgı olduğu için yarışması da, yarışmacısı da az oluyor.

BSO ve MSSF, artık belirli enstrümanlarda gelecekteki elemanlarını yetiştiren bir mekanizma yaratmış durumda.

Bilkent Üniversitesi, sezonun sonunda gene görkemli bir diploma töreni düzenledi. BGSO’nın da yer aldığı bu törende müzik dünyamızın iki önemli kişisi, şef Gürer Aykal’la, anıtsal piyanist İdil Biret’e onursal doktora ünvanı verildi. Bilkent müzik dünyasından ilk fahri doktorayı Fazıl Say’a vermişti. Bu kez rektör Prof.Dr. Ali Doğramacı, cüppeleri, MSSF’ne eğitimci-şef ve solist olarak büyük emekleri geçen iki duayen kişiye giydirdi. Bilkent’in fahri doktora ünvanı verdiği kişiler arasında edebiyat alanında Yaşar Kemal ile siyaset alanında Ürdün Kralı Abdullah, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, İsrail Devlet Başkanı Simon Perez de bulunuyor.

Evet sezon kapandı, şmdi dinlence ve sonbahara hazırlık zamanı. Bakalım hangi sürpriz solistlerle, şeflerle ve nasıl bir programla karşılaşacağız?

Cumhuriyet / Yansımalar (26.06.2009)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR