
Sanat ve tarih tutkunları Unesco’nun “Dünya Kalıtı” listesinde yer alan Safranbolu’yu, herbiri mimarlık estetiği ve iyi yerel teknik örneği eski konakları, 212 yıllık Türkiye’nin en eski saat kulesi, Cinci hanı, eski cami ve hamamlarıyla anımsar. Sinema tarihimizin bir kenti konu alan en güzel kısa filmi olan Süha Arın’ın (1942-2004)“Safranbolu’da Zaman”ı, dividisinden tekrar tekrar izleyen dostlar biliyorum. Bugünlerde Safranbolu, çevre doğasında bir renk cümbüşü yaratan sonbaharı yaşıyor. Geçtiğimiz cumartesi, saat kulesinin her saat başı halka zamanı hatırlatan çanı akşam sekizi vurduğunda Safranbolu’da bir ilk yaşandı ve Borusan Quartet (Dörtlüsü) üç yapıtın tarihi kentimizdeki ilk seslendirmelerini yaptı.
Bu konseri sağlayan gelişmelere kısaca bir göz atalım: Yüksek Mimar İbrahim Canbulat (d. 1948-ODTÜ 1972), memleketi Safranbolu’ya dönüp önce yaşadığı konağı restore etti. Bu çalışmasıyla 2006 yılı Ulusal Mimarlık Ödülleri – Koruma Yaşatma Ödülü’nü kazandı. Bu arada iki konağı eşi Gül Canbulat’la birlikte butik konukevi olarak düzenleyip işletmeye açtı. Uluslararası sopranomuz “La Diva Turca” lakaplı Leyla Gencer (1928-2008 )öldüğünde, baba ocağı olan Safranbolu Yörük köyünde bir müzikli anma etkinliği düzenlenmesine ön ayak oldu. Ardından kültür ve sanat etkinliklerinin Safranbolu’da nasıl kalıcı ve düzenli hale getirilebileceğini düşünmeye başladı. Eski dostlarıyla kurduğu temaslar sonucu, hem mekânlar bakımından, hem de Gencer’in anısını yaşatmak bakımından her yıl Mayıs sonunda “Safranbolu Şan ve Oda Müziği Günleri” düzenlenmesi, tüm etkinlikler için Safranbolu Kültür ve Sanat Derneği (SKS) kurulması düşüncesi benimsendi.
Gencer Büstü Açıldı…
Geçen yılın kasımında mekânları incelemek için Safranbolu’ya gittiğimde Leyla Gencer’in baba köyü Yörük’e de uğradık. Orada Çeyrekler Konağı’nın Karabük İl Özel İdaresi, Valilik, Kaymakamlık ve Yörük Vakfı’nın girişimiyle restore ettirilip Leyla Gencer Yörük Müzesi olarak düzenleneceğini öğrendiğimde, ben de ÇAĞSAV’ın başkanı şapkamla, bu binanın girişine bir Leyla Gencer büstü yerleştirme konusunda köy kahvesinde sohbet ettiğimiz Yörüklülere söz verdim.
Hemen değerli heykeltraş dostum Metin Yurdanur’dan katkıda bulunmasını rica ettim, büst hazırlandı. Bu arada SKS’nin de resmen kuruluşu ve açılışını kutlamak, tanıtmak amacıyla bir oda müziği dinletisi düzenlenmesi kararlaştırıldı. Baktım ki, bu restorasyon işinin gerçekleşmesi her devlet işi gibi çok uzun sürecek, Leyla Gencer büstünü, köydeki restorasyon tamamlanıp müze düzenlemesi yapılıncaya kadar, Gülevi’nin giriş holündeki beyaz boş duvarın önüne “emaneten” koymayı önerdim. Böylece derneğin açılış konseri öncesi büst, SKS kurucuları ile Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan ve belediye başkanı Necdet Aksoy’un da katıldığı samimi, yalın bir törenle geçici mekânında açılmış oldu. Gencer’in amcaoğlu İbrahim Çeyrek de, eşiyle birlikte bu açılış için İstanbul’dan gelen konuklar arasındaydı.
Onur üyeleri arasında yer alan Karabük Üniversitesi Fethi Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı mimar, Prof. Dr. Gülser Çelebi etkinliklerin önemli bir destekçisi. Büstün açılışını, öğretim görevlilerinden piyanist Kübra Güleç Ersoy’un sayısal piyanosunun eşliğinde, Salim Sever’in şan öğrencisi bariton Hüseyin Utku Ersin’in iki parçayla renklendirmesini önerdi ve sağladı.
SKS’nin kurucu yönetim kurulu, Y. Mimar İbrahim Canbulat, finansçı Ahmet Işık, Gülevi’nin ortağı Gül Canbulat, Safir Konak ortağı Tuğrul Ural, Değirmenci Konak işletmecisi Servet Erkenez ve işletmeci Selmin Kangal’dan oluşuyor. Hukuk danışmanı, Leyla Gencer’in yeğeni kurucu üyelerden avukat Ufuk Ural. Hepsi yazlı-kışlı Safranbolu’da yerleşik.
Mükemmel Dörtlü ve Fazıl Say
Ünü sınırlarımızı aşan, Türkiye’nin ilk kurumsal dörtlüsü olan Borusan Quartet’in konseri, fakültenin Safranbolu’ya iniş yolu kenarındaki tepede yer alan, bir zamanlar frengi hastanesi olarak kullanılmış tarihi binasının fuayesinde verildi. Önce Borodin’in bir numaralı dörtlüsünü müthiş bir performansla seslendirdiler.
Ardından Boccherini’nin Op.27 dizisinden 2 numaralı dörtlüsü geldi. Son yapıt ise Fazıl Say’ın boşanma arifesindeki bir çiftin tartışmalarını konu alan ve uluslararası alanda da “Boşanma” adıyla tescil edilen Op. 29 dörtlüsü geldi. Bu yapıtı Fazıl,“medar-ı iftihârımız” diye nitelendirdiği Borusan Dörtlüsü’ne adamış ve ilk seslendirmesi geçtiğimiz mayıs ayında Andante dergisinin ödül töreninde yapılmıştı. Türkiye’de ikinci seslendirme Safranbolu’da gerçekleşti.
Esen Kıvrak (1.keman), Olgu Kızılay (2. keman), Efdal Altun (viyola) ve Çağ Erçağ’dan oluşan Borusan Dörtlüsü’nün dinleti boyunca kendilerinin de çok zevk aldığını gözledim. Mükemmel uyum, ton birliği ve duygu yansıtımı sergileyen topluluk adına Esen Kıvrak, dinleyiciyle sözü iletişim de kurdu, özellikle Fazıl Say yapıtı konusunda bilgiler verdi, ilk seslendirmede yükseltici kullanıldığından, bu kez akustik durumu iyi bir mekânda eseri daha iyi ve birbirlerini rahatça duyarak seslendirdiklerini söyledi. Nitekim, aralarında ilk kez canlı klasik müzik dinletisine tanık olanların da bulunduğu dinleyici, özellikle Fazıl’ın yapıtının ağır ikinci bölümde kullandığı makamsal esintiler ve usül vuruşlarından hayli etkilendiğini hissettirdi. Yoğun alkışa karşılık seslendirdikleri, Burhan Öcal – İlyas Mirzaev çalışması olan “Eski İstanbul” başlıklı parça ise alaturkaya alışkın kulakları hemen yakalayıverdi. Sonuçta herkes mutluydu. Sanırım bu konser, oradaki pek çok kişinin klasik müziğe bakışını da değiştirdi. Fakültenin müzik bölümü öğrencilerinin konserden sonra dekanlarının boynuna sarılıp “Bize böyle bir gece yaşattınız” diye gönülden teşekkür etmeleri de çok etkileyiciydi.
SKS açılış etkinliklerinin sponsorlarının çoğu Safranbolu’dandı. Üniversitenin yanısıra, Gülevi, Safir Konak, Değirmenci Konak, Çelik Palas Oteli, Ankara’dan da Kavaklıdere Şarapları ve ÇAĞSAV… Dilerim SKS’nin yeni etkinlikleri, özellikle de 2011 Mayısındaki “Safranbolu Şan ve Oda Müziği Günleri” için İstanbul’daki kurumlardan iyi bir destek sağlanır.
Düzeltme ve özür: Geçen haftaki Tosca operasını konu alan yazımda “sehven”, başroldeki Feryal Türkoğlu’nun, Machbet operasıyla da ilgisini kurmuşum. Oysa Machbet’te F. Türkoğlu değil, N. Akkerman rol almıştı. Düzeltir siz okurlarımdan özür dilerim.
Cumhuriyet / Yansımalar (10.10.2010)
iLGiLi HABERLER / YAZILAR