23 Şubat 2009

 
Leyla Gencer için Yaptıklarımız ve Yapamadıklarımız…

sefik-kahramankaptanEvrensel bellek bir saptamayı kaydettikten sonra, onu silmek kolay değildir. Ne kadar karalamaya, küçümsemeye çalışsanız da, hatta kendi ülkenizde “yasak” bile getirseniz, evrensel bellek unutmaz, silmez, yeri geldikçe ortaya çıkarıverir hak edilmiş unvanları, anıları…

Kimse, uluslararası opera tarihine “La Diva Turca” ve “La Regina” unvanlarıyla geçen Leyla Gencer’i dünya opera tarihinden silip atamaz. Leyla Gencer’in “Türklüğünü” kimse tartışmaz, yadsımaz…

Rahmetli Uğur Mumcu’nun saptamasıyla “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” bu 20′nci yüzyılın büyük sopranosunu küçümseme yarışına girdiler; tutarsız, çıkarcı, militan yaklaşımlarını farkına varmadan bir kez daha ele vermiş oldular. Fazıl Say’ın açtığı tartışma sırasında işi hakarete, Fazıl Say öldüğünde cenaze namazının kılınmaması çağrısına kadar götürüp, meczuplara hedef gösterenler de aynı türden insanlardı.

Leyla Gencer’in araştırmacı bir soprano olarak opera tarihine katkıları, yayımlanmış ve yakında Türkiye’deki raşarda da yerini alacağını beklediğim yüzü aşkın canlı kaydı, ne denli mütevazı, verici, eğitimci, doğrucu bir kişiliğe sahip olduğu konusunda yazılanları ve bilinenleri tekrar edecek değilim.

Bunun yerine, Türkiye olarak, ülkenin dış tanıtımını en iyi biçimde yapan, yüzümüzü ağartan Leyla Gencer’le ilgili ne yapıp, ne yapmadığımıza, bazı örneklerle bir göz atmak istiyorum.

 

YAPAMADIKLARIMIZ

Önce devletiyle, sanat çevresiyle, özel sektörüyle yapamadıklarımıza bir bakalım:

Yüzlerce opera program kitapçığına “Ankara Devlet Operası Sanatçısı” yazdırma fırsatını kaçırdık:
Leyla Gencer Ankara perası’nda 1950-58 yılları arasında kadrolu iken, aldığı davetler üzerine yurt dışında çeşitli operalarda söylüyor, Ankara’da da her yıl birkaç ay sahneye çıkmak için çabalıyordu. Bunun için de programını önceden verip, Ankara’dan rol istiyordu. O yıllarda opera, Devlet Tiyatroları’ nın çatısı altındaydı ve genel müdür Muhsin Ertuğrul, Leyla Gencer’in yurtdışı etkinliklerini hararetle destekliyordu. Ama Muhsin Ertuğrul ayrıldıktan sonra hava değişmeye başlamış, opera müdürlüğüne gelen Necil Kazım Akses, “ihbar ve şikayetler” karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Gencer, 1958′de Amerika’da üç ayrı kentte üç ayrı operada başrol oynadıktan sonra İtalya’ya döndüğünde, Akses’in “Hemen Ankara’ya dönmezsen işine son verilecek” yazısını aldı. İtalya’da temsilleri vardı, “Hemen dönemem” dedi ve Ankara’da işine son verildi. İşe son emrinin Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı’dan kaynaklandığı söyleniyordu. İlk emri, bir başka opera sanatçısıyla metres hayatı yaşayan dönemin başbakanı Adnan Menderes’in vermiş olması da ihtimal dâhilindeydi.

Leyla Gencer’in Ankara’ya küskünlüğünü gideremedik:
Leyla Gencer’in iki yıl üst üste kendisine zamanında başvurmasına karşın rol ayrılmaması, ardından işine son verilmesi üzerine Ankara Operası’na “küstüğünü” söyleyebiliriz. İstanbul’dan aldığı çağrıları değerlendirdi, hatta Ankara’ya CSO eşliğinde bir konsere de geldi. Bu konseri Cumhurbaşkanı Celal Bayar himayesine alarak ve Gencer’i bizzat kutlayarak bir mesaj vermişti ama olan olmuştu bir kez.. Gencer, Ankara’yı defterden sildi. Bu büyük sanatçıya bir demecinde “Dünyanın neresinde olursam olayım Türklüğümle iftihar ederim. İstanbul’da açılacak olan operaya iltihak etmeye hazırım. Fakat Ankara perası’na asla!”dedirttik.

Devlet Sanatçısı unvanını zamanında veremedik:
Devlet Sanatçılığı ile ilgili yönetmelik çıkarıldıktan ve bir kısmı hâlâ tartışılan isimlere bu unvanlar verilmeye başlandıktan ancak 17 yıl sonra 1988′de bu unvanı uluslararası sopranomuza verebildik. Devlet bu gecikmeyle hem ayıp etti, hem de yıllar yılı uluslararası alanda kendisine artı puan sağlayacak bir fırsatı değerlendirememiş oldu.

Kayıtlarını derleyip yayımlayamadık:
Ne Kültür Bakanlığı, ne de özel sector Leyla Gencer canlı kayıtlarını, en azından bir seçkiyi yayımlayarak Türk dinleyicisi için sürekli rafta bulundurma becerisini gösteremedi. Uluslararası sopranomuzun kayıtlarını korsan şirketlerin eline terk ettik. Ancak, özverili küçük firma A.K. Müzik, Leyla Gencer’inde görüşlerini alarak bir yıldır üzerinde çalıştığı bazı CD’lerin ithali ve seçme bir Türk edisyonu hazırlama çalışmalarını sürdürüyor. Yıl sonundan önce ithal edilecek ilk recital CD’lerinin raşara ulaşması bekleniyor.

Dünya standardında bir ulusal operaevi binası yapıp adını Leyla Gencer koyamadık:
Nasıl Atatürk’ün 1937′de hazırlattığı opera projesini hayata geçiremeyip, sergievini operaya dönüştürmekle yetindiysek, Cumhuriyet’in 85. yılında hâlâ ülkemize yakışır bir ulusal operaevi yaptırıp Leyla Gencer’in adını verebilmiş değiliz. Onun yerine, Ankara’nın toptancıların ve küçük sanayiinin bulunduğu bir bölgesinde (OSTİM) il özel idaresinden kiralanan bir binanın salonuna “Leyla Gencer Sahnesi” adı verildi. Operayı, sahneyi “seyircinin oturacağı bir salondan ibaret” zanneden zihniyet, dekor sokacak kapısı bile bulunmayan bu yere Leyla Gencer’in adını vererek resmi açılış bile yaptı. Dönemin Kültür Bakanı Atilla bu yeni sahneyi adeta alay eder gibi ” sanata, sanatçıya ve sanatseverlere duydukları saygının ve duyarlılığın somut göstergesi” olarak nitelendirdi! Konuşmasında “adını opera tarihine altın harflerle yazdırmış bir diva” olarak nitelendirdiği Leyla Gencer’e bakanlığın layık gördüğü sahnenin açılışına, Leyla Gencer de davet edilmiş ama rahatsızlık mazeretiyle gelmemişti. Gelip görse, oracıkta yüreğine inerdi…

Ölümünden önce devlet radyolarında Tv’lerinde yer vermedik:
Klasik müzik yayını yapan Radyo-3 dahil olmak üzere, Leyla Gencer’in kayıtlarınıyeterince radyoda yayımlayamadık. Yabancı sanatçılarla şan programları yaparken, Gencer’i TRT aracılığıyla halkımıza tanıtamadık.

Sessizce saygı gösteremedik:
Dolmabahçe rıhtımı ve denizde eşzamanlı yapılan küllerin savrulma töreninde, tıpkı camilerden kalkan cenazelerde olduğu gibi, gerekli saygıyı gösteremedik. “Kokteyl” alışkanlığıyla, Rengim Gökmen yönetimindeki orkestra Mozart Requiem ve Saygun – Yunus Emre çalarken, vıdı-vıdı konuşmaya, mikrofonlara demeç vermeye devam ettik.

 

YAPABİLDİKLERİMİZ

Son nefesine kadar, ileri yaşına karşın Milano’da La Scala’daki akademinin başında, yeni şan sanatçıları yetiştirmeye devam eden Leyla Gencer’e bu ülkenin borcunu ödemesi kolay değil. Yapamadıklarımız listesini uzatmak mümkün ama gelin bir de yapabildiklerimize bakalım:

Gencer’in bir heykelini, bir de büstünü diktik:
La Turca Diva’nın heykeltraş Sait Rüstem’e yaptırılan heykeli, işine son verilmesinden yaklaşık 35 yıl sonra, bir daha sahnesine çıkmadığı Büyük Tiyatro’nun önüne Rengim Gökmen’in Opera Genel Müdürlüğü, Fikri Sağlar’ın da Kültür Bakanlığı döneminde dikildi. Leyla Gencer’in büstü de heykeltraş Metin Yurdanur’a yaptırıldı ve sanatçının adının verildiği “sahne”nin giriş fuayesine yerleştirildi.

Gönüllü kuruluşların en önemli ödülünü verdik:
Türkiye’de müzik alanında en prestijli ödül olan Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası, 1994 yılında Leyla Gencer’e verildi. Madalyayı Gencer düzenlenen törende dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden aldı. SCAMV, bir de “Leyla Gencer’e Armağan” kitabı yayımladı. Vakıf ayrıca Prof.Dr. Ünal Öziş’in geniş bir envanteri de kapsayan “Leyla Gencer ve Opera Dünyası” araştırmasını da yayımladı. Kitabını yazdık: Gazeteci Zeynep Oral, “Tutkunun Romanı” adı altında Leyla Gencer’in biyografisini yazdı. Kitap çeşitli yayınevlerinden çok sayıda baskı yaptı. Halen Gencer konusunda Türkçe’de en önemli yazılı kaynaklardan biri.

Sokağa adını verdik:
Baba memleketi Safranbolu’da Yörük Köyü’nde bir sokağa Leyla Gencer’in adı verildi. Ama onun adı bulvarlara, meydanlara layık…

Adına para bastık:
2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü “Bin Yılın Türkleri” başlıklı özel bir koleksiyon hazırladı. Bu koleksiyonda Leyla Gencer adına da o günün parasıyla 15 milyonTL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.

Adına yarışma düzenledik:
Yapı Kredi Bankası Leyla Gencer adına 1995′te uluslararası bir yarışma düzenledi.Üç kez yaptıktan sonra vazgeçti. Kültür Bakanlığı yarışmanın yaşatılacağını açıkladı ama iktidar değişti. Yarışmayı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı üstlendi ve düzenli biçimde sürdürüyor.

Vasiyetini yerine getirdik:
Ölümü üzerine İKSV’nın önderliğinde vasiyeti yerine getirilerek Milano’da bir krematoryumda yakılan bedeninin külleri İstanbul’a getirilerek dilediği gibi Boğaz’ın sularına bırakıldı. İtalyanların bir dönem “Boğaz’ın Kızı” adını taktıkları Gencer’in külleri böylece geldiği yere dönmüş oldu.

Kül kutusuna beyaz gül bıraktık:
İktidar partisinin zihniyetine mensup yazarlar bir karalama kampanyası yürütürken, Kültür ve Turizm Bakanı “‘Bir dünya sanatçısı olan Leyla Gencer, uluslararası alanda ülkemizin gururu olmuş ve adını opera tarihine başarıyla yazdırmıştır. Operamızın divası Gencer’e Allah’tan rahmet, opera camiasına ve Türk milletine başsağlığı diliyorum’ dedi. Küllerin savrulma töreninden bir gün önce gece yarısı kül kutusunu ziyaret ederek üzerine beyaz gül bıraktı ve deftere “”Türkiye’mizin dünya sanatına armağan ettiği Sayın Leyla Gencer’in manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Milletimizin ve bütün dünya sanatseverlerinin başı sağ olsun. Sayın Leyla Gencer’e sonsuzluk yaşamında esenlik ve huzur diliyorum’ diye yazdı.

Yapamadıklarımız ve yapabildiklerimiz (!) özetle böyle. Bir de yapılacaklar var. Huşper Akyürek’in sağlığında sanatçının da onay verdiği heykel projesinin İstanbul’da gerçekleştirilmesi, İKSV’nin Tepebaşı’nda düzenlemekte olduğu evin bir bölümünü Leyla Gencer Müzesi olarak düzenlemesi ve A.K. Müzik’in CD ithalatına başlaması öncelikli işler… Özel radyo ve TV’lerin de , hiç değilse sanatçının ölümünden sonra, Leyla Gencer’i unutturmama ve Türk halkına tanıtma yönünde çaba göstermesi de gerekiyor.

YAŞAMINDAN ÇİZGİLER

- Dünyanın önde gelen sopranolarından Leyla Gencer, 10 Ekim 1928′de İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda başladığı şan eğitimine Ankara’da İtalyan soprano Giannina ArangiLombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. 1950 Yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni’nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu’nda görev aldı. Birkaç yıl içerisinde tanınan bir opera sanatçısı olan Gencer, birçok önemli devlet etkinliğine soprano olarak davet edildi.

- Leyla Gencer’in İtalyan sahnelerine adım atması Napoli San Carlo Tiyatrosu’nda yine Santuzza rolü ile oldu. Bir yıl sonra Madame Butterşy ve Yevgeni Onegin operalarını seslendirmek için tekrar Napoli’ye döndü. 26 Ocak 1957′de La Scala Tiyatrosu’nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc’in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde Lidoine rolünü yorumladı.

- Şubat 1957′de, Milano Duomo Katedrali’nde düzenlenen Toscanini’yi anma törenlerinde, şef Victor De Sebata yönetimindeki La Scala Tiyatrosu koro ve orkestrası eşliğinde, Verdi’nin Requiem’inin final bölümünü yorumlayan Gencer, yine 1957 Temmuz’unda, La Scala Tiyatrosu’nun Köln turnesinde La Forza Del Destino operasında başrolü seslendirdi.

- Ünlü soprano 1957 ile 1980 seneleri arasında La Scala Tiyatrosu’nda, Verdi’nin Don Carlos, La Forza Del Destino, Aida, Macbeth, Simon Boccanegra, I Vespri Siciliani; Bellini’nin Norma; Donizetti’nin Poliuto ve Lucrezia Borgia; Mozart’ın Idomeneo; Monteverdi’nin L’Incoronazione di Poppea; Gluck’un Alceste; Tchaikovsky’nin Maça Kızı; Britten’in Albert Herring ve Pizzetti’nin L’Assassinio nella Cattedrale eserinin 1958 yılı dünya prömiyeri de dahil olmak üzere bir çok başrol yorumladı.

- Kısa sürede ulusararası bir kariyere kavuşan Gencer; Gui, Serafin, Gavazzeni ve Muti gibi büyük İtalyan şeflerle çalıştı. Donizetti’nin unutulmuş operalarını başarılı bir şekilde yorumlayarak ‘Donizetti Rönesansı’nın gelişmesine büyük katkıda bulundu.

- Leyla Gencer’in geniş repertuarı, Monteverdi, Gluck ve Mozart’ın eserlerinden neo-klasik döneme; Cherubini, Spontini, Mayr ve romantik dönemden Puccini, Prokofiev, Britten, Poulenc, Menotti ve Rocca gibi sanatçıların eserlerine; lirik sopranodan dramatik koloratüre uzanan bir yelpazede 72 rolü kapsar.

- Paris’te La Scala sanatçılarından Nikita Magaloff ile beraber yorumladığı Chopin’in lirik besteleri, La Scala sahnesindeki Liszt-Bartok yorumu ve 1982′deki Venedik karnavalında La Fenice Tiyatrosu’nda seslendirdiği ve Türkleri konu alan operalardan alınan bölümlerden oluşan konser programı, sanatçının araştırmacı ve titiz tavrını yansıtır.

- 1985 yılında Venedik La Fenice Tiyatrosu’nda Francesco Gnecco’nun La Prova di un’Opera Seria isimli eseriyle opera sahnelerine veda eden Leyla Gencer, 1992 yılına dek konser ve resitallerine devam etti.

- En önemli opera sahnelerinde bir çok başrol yorumlayan Leyla Gencer, ’20. yüzyılın son divası’ olarak Kabul ediliyor. Opera dünyasında bulunduğu yeri, yalnızca repertuarı nın çeşitliliğiyle değil, canlandırdığı karakterlere kattığı dramatik nüanslarla da sağlamlaştıran Gencer, araştırmacı kişiliği ve iyi bir eğitimci olmanın verdiği sorumlulukla romantik dönemin unutulmuş bir çok eserini tekrar günışığına çıkartmıştı.

- 1982′den itibaren, seminer ve yorum kurslarıyla kendini genç opera sanatçılarına adayan sanatçı, 1983-88 yılları arasında As.Li.Co. di Milano’nun didaktik-sanatsal yönetmenliğini üstlendi, 1997-98 yılları arasında ise şef Riccardo Muti tarafından La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticiliğe atandı. Vefatına kadar La Scala Tiyatrosu’nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapan Gencer, aynı zamanda opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyordu.

- Gencer, 10 Mayıs 2008′de Milano’daki evinde kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Milanoda Kilise’de tören yapıldı, ayrıca cenaze namazı kılındı, bir krematoryumda yakılan bedeninden kalan küller vasiyeti gereği 15 Mayıs günü İstanbul Boğazı’ nın sularına serpildi.

Yaşam Dergisi / Ağustos 2008

iLGiLi HABERLER / YAZILAR