10 Mayıs 2010

 
Baharın Nimetleri, Eli Kanlı Macbeth ve Ayağımıza Gelen La Scala…

Nisan ve Mayıs baharla birlikte pek çok etkinliğin üstüste geldiği, çakıştığı iki ay. SCAMV’nın düzenlediği 27. Uluslararası Ankara Festivali, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın konseriyle tamamlanırken, 5 Mayıs’ta ÇAĞSAV’ın düzenlediği, “sanatçı-galeri-izleyici” sacayağının yansıması olan, 37 galeride yüzü aşkın sanatçının binden fazla çalışmasının yer aldığı ANKART-2010′un açılışı yapıldı.

Burada değinilmesi gereken en önemli nokta, bu tür “sivil toplum-yerel yönetim-devlet” işbirliği, dayanışması gerektiren, Başkent’in daha da taşralaşmasını engelleyici etkinlikler için, sacayağının bir bacağının noksan ya da topal olması! Ankara Büyükşehir Belediyesi, onbeş yıldır festivalden elini çekmiş durumda… Geçen yıl birkaç reklam panosu tahsis etti galiba, o kadar! Son yıllarda başkanı olmasa da meclisinin tümüyle değişmesinden sonra Merkez Bankası’nın güçlü desteği “cılızlaştı”, artık “ayıp olmasın” diye olsa gerek “simgesel” katkılarda bulunuyorlar. Özel sektör kuruluşları da, biraz kriz bahanesi, biraz da “politik duruş endişesi” nedeniyle olsa gerek, ya destekten vazgeçtiler, ya da küçülttüler. Festivalin sürüdürülebilmesi için aziz dostum SCAMV Başkanı Mehmet Başman ile koordinatör Elif Başman’ın nasıl kıvrandıklarının yakın tanığıyım. ÇAĞSAV’ın sıkıntılarını da bizzat yaşıyorum. Neyse ki, Kültür Bakanlığı ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, sergiler için destek oluyor. Politikacılar, sanata yürekten inanmasalar bile, biraz da bu konuda “takiyye” yapsalar da, şu etkinlikler daha nitelikli, kaliteli düzenlenebilse! O zaman gözü iktidarda olan özel sektörün bir bölümü de herhalde “işareti” almış olur, katkı yapmaya başlar veya mevcudu arttırır!

Mükemmel Bir Macbeth

Demek ki, her şey gelip iktidara dayanıyor! Geçmişte de iktidar için ne mücadeleler verilmiş, ne “kan”lar akıtılmış! Hem de her yerde… İktidar mücadelelerinin yarattığı trajedilere edebiyatta en önemli örneklerden biri Shakespeare’in Macbeth’i… Francesko Maria Piave’nin librettosu üzerine Giuseppe Verdi’nin operası, bu trajediyi yüzyılımıza taşımış anıtsal bir opera yapıtı… Bu operayı Ankara’da tam 48 yıl sonra, Yekta Kara’nın yapımı olarak izledik. Yekta Kara, 1991′den bu yana ilk kez Ankara’dan davet aldı ve daha önce İstanbul’da gerçekleştirdiği yapımı, dekoru uyarlayarak, giysileri taşıyarak yeniden uyguladı. Opera’daki yeni rotasyon sisteminin bir kazanımıydı bu…

Yönetmenin kafasında oluşturduğu çerçeve, getirdiği yorum, bunların sahne uygulaması açısından sonuç mükemmeldi. Kara’nın istediği kapalı sahneyi ve minimal tasarımı Michael Scott hazırlamıştı, Ankara’ya uygulamasını ise Ferhat Karakaya gerçekleştirdi. Giysiler Şanda Zıpçı’ya aitti. Hareketsiz, şarkıcı ve koronun çakılı söylediği ağır rejileri hep eleştirmişimdir. Bu kez Yekta Kara’nın özellikle kadınlar korosunu adeta modern dans topluluğu gibi kullandığı, insan ögesini aynı zamanda bir sahne tasarımı ögesi gibi yakıştırdığı rejiyle karşılaştık. “Cadılar”ın, ellerinde satırları, önlerinde kanlı önlükleriyle âdeta birer mezbaha görevlisi edâsıyla oyunun içinde çok önemli bir görsel işlev yapıyorlardı.

Macbeth rolünde bariton Eralp Kıyıcı’yı izledik. Son yıllarda birkaç kez yinelediğim gibi Eralp Kıyıcı, Avrupa ve Amerika’nın “A sınıfı” tüm operalarında sahneye çıkabilecek, bir kere çıktı mı da, uzun süre bayrağı dalgalandırabilecek yetenek ve olgunlukta bir bariton. Tek kelimeyle hem sahnesi, hem sesiyle mükemmeldi. Lady Macbeth’te ise soprano Nilgün Akkerman, iyi sahnesi ve deneyimiyle rolünü kurtardı. Dramatik soprano söylemek, zaman zaman kolaratür özellikler taşıyan partilerin altına girmenin kolay iş olmadığını biliyoruz. İstanbul’da dinleme olanağım olmamıştı ama, Perihan Nayır Artan’ın bu rolde sesiyle çok beğenildiğini pek çok güvenilir uzmandan dinlemiştim. Banco’da bas Mithat Karakelle, biraz fazla titreşim yükleyerek söyledi, Macduff’ta ise tenor Aykut Çınar, yapıtın yukarılara taşınmasında Eralp Kıyıcı’yı yalnız bırakmadı.

Orkestrayı, gönlünde Ankara’nın başka bir yeri olan Antonio Pirolli yönetti, koroyu da Alessandro Cedrone hazırlamıştı. Sonuç bu anlamda da iyiydi. Cedrone özellikle İtalyan opera korolarını çok iyi hazırlıyor. Koristlerin de, özellikle cadıların, konumlarından, durumlarından ve sonuçtan çok memnun olduğunu gözledim. Prömiyer akşamı Ankara operası mutluydu… Dilerim ikinci kasttaki kadroyla da iyi sonuç sürdürülür, zaten önümüzdeki sezon devam edecek, büyük ilgi göreceğini tahmin ettiğim bir yapım.

Yepyeni Bir Olanak…

Daha Macbeth’in tadı damağımızdayken, ertesi akşam, yıllarca Leyla Gencer’in de sahneye çıktığı, dünyanın “efsanevi” operası La Scala, kalktı, ayağımıza geldi… Hem de “canlı yayın”la… Türkiye için önemli bir yeniliği Cinebonus Sinemaları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle gerçekleştirdi. Or-AN girişindeki Panora AVM’de yer alan Cinebonus Sineması, gene Verdi’nin Simone Boccanegra operasını “Teatro Alla Scala”daki temsilinden naklen yayımladı. Orkestrayı Daniel Barenboim yönetiyordu, reji Frederico Tiezzi’ye aitti. Simone’yi geçirdiği hücrebozan rahatsızlığı ve ameliyattan sonra sahnelere ilk başladığı günlerde olduğu gibi bariton olarak dönen “Üç Tenor”un Placido Domingo’su söylüyordu. Amelia’da da olgunluk dönemine yeni giren mezzo Anja Harteros vardı. Doğrusu, zamanlaması gayet yerinde “yakınlaştırma” ve özenli bir teknik masa yönetimi sayesinde âdeta sahnenin içindeymişcesine izledik operayı. Bu olanak, düzenli biçimde sunulacak artık. Bazen La Scala’dan canlı yayın, Rus Bolshoi ve Kirov balelerinden, çeşitli dünya operalarından bale veya operalar. Örneğin 1 Temmuzda Çaykovski’nin Maça Kızı operası Barselona “Gran Teatre Del Liceu” temsili olarak sunulacak.

Biletler sinema filmlerine göre biraz pahalı ama, canlı yayın dışındaki tüm opera ve bale gösterimleri için Devlet Opera ve Balesi mensuplarına ve Türkiye’deki tüm konservatuar öğretim üyeleriyle öğrencilerine tüm opera ve bale gösterimlerinde yüzde 50 indirimli tarife uygulanacak. İndirimli biletlerin satışı sadece gösterimlerin gerçekleşeceği Cinebonus gişelerinden gerçekleşecek. Meraklılar ayrıntılara www.cinebonus.com adresinden ulaşabilir.

Dileğim, bizden de bazı opera ve bale yapımlarının, aynı mükemmel kamera-resim seçici-ses ekibince kaydedilip, bu sistem içinde yer alabilmesi, Mezzo kanalında da fırsat bulabilmesidir.

Bunun ne büyük bir Türkiye tanıtımı olanağı yaratacağını anlayanlar, bu işe destek olmalıdırlar. Tabii Ankara’nın müzik festivali ve sanat buluşmalarına da…

Şefik KAHRAMANKAPTAN / Yansımalar (07.05.2010)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR