Paneli Kapat

stop



Eleştirmenlerden Çok Çekti

 

Doğumunun 200. yıldönümünde andığımız Polonyalı besteci Fryderyk Chopin (1 Mart’ta doğduğu kabul edilir), bir insanın birer düzine opera veya senfoni bestelemeden de adını geçmişin en büyük bestecileri arasına yazdırabileceğinin tipik örneğidir. Chopin, 39 yıllık kısa yaşamı boyunca, daima ‘küçük şeylerin büyük bestecisi’ olagelmiştir. Her bestecinin üzerine yapıştırılan yaftalardan Chopin de öldükten sonra nasibini almış, 20. yüzyılın hayli geniş bir dilimi boyunca üzerine ‘veremden gitmiş zavallı romantik besteci’ kıyafeti giydirilmiştir. Üner Birkan’ın ‘Andante’ dergisinin Chopin özel sayısında anımsattığı gibi, nesiller, Chopin’i zırıl zırıl çalınması gereken, içli bir besteci olarak kafalarında kurgulamış.

Ancak günümüzde Chopin çok daha nesnel ölçütlerle değerlendirilip icra ediliyor. Bugün Chopin’e, onun Bellini ve çağdaşlarından ödünç aldığı ‘bel canto’ (güzel söyleyiş) stilini göz ardı etmeden, en tutarlı ve etkileyici bakış açısı getiren dünya çapındaki yorumculardan biri de piyanistimiz İdil Biret. Biret’in de yorum anlayışını bina ederken örnek aldığını her fırsatta dile getirdiği, 20. yüzyılın ilk yarısında faal olan büyük piyano ustalarının, günümüzün Chopin icra anlayışına etkileri saymakla bitmez. Koczalski, Paderewski, Friedman, Levitzki, de Pachmann, Godowsky, Hofmann, Cortot’yla başlayıp Rubinstein, Horowitz, Arrau ile süregiden ‘dev Chopin yorumcuları zinciri’, bestecinin eserlerinin nasıl yorumlanacağının reçetesini ta o yıllarda yazmışlardır aslında.

Günümüz klasik müzik dünyasında; J.S. Bach, Mozart, Beethoven, Brahms, Schubert gibi dâhi bestecilerin eserlerine bugünün müzisyenleri tarafından getirilen yorumlar karşısında hâlâ heyecanlanırken, benzer bir heyecanı ‘günümüz Chopin yorumcuları’ söz konusu olduÄŸunda çok daha az duyuyoruz. Biz bugün Chopin’i ‘romantik besteci’ olarak sınıflandırıyoruz. Ama ne ilginçtir ki o, yaÅŸadığı dönemin Liszt, Berlioz, Schumann gibi bestecilerinden kendini daima farklı bir yerde konumlandırmış. Chopin’in yaÅŸamı boyunca baÅŸköşede tuttuÄŸu iki besteci var: J.S.Bach ve Mozart. Can Denizci’nin – yine ‘Andante’nin özel sayısında yayımlanan – besteci üzerine yazısında, J.S.Bach ve Mozart’ın Chopin üzerindeki etkisi çok yerinde bir tarifin içine yerleÅŸtirilmiÅŸ. ‘Chopin’in müziÄŸindeki aykırılık ve görünürdeki düzensizlik’ demiÅŸ Denizci’nin görüşüne baÅŸvurduÄŸu Jeremy Siepmann, ‘Üç farklı biçemin bileÅŸimi ile açıklanabilir: Polonya halk ÅŸarkıları etkisi, Bach kontrpuanı ve Mozart ‘cantabile’sinin kendilerini gösterdiÄŸi Alman müzik geleneÄŸi etkisi ve İtalyan operasının ‘bel canto’ yazısının etkisi.’ Chopin’in kendisini çağından ayrı tuttuÄŸunu, söylem ve tutumuyla anlıyoruz. Peki, yaÅŸadığı dönemde, günümüzdeki kadar iyi anlaşıldığından söz edilebilir mi Chopin’in? Elbette hayır.

Hemen her büyük bestecinin kaderi olan ‘değerinin yaşarken bilinmemesi’, Chopin’in de başına gelmiş. Beethoven’in ‘Ayışığı’ sonatının isim babası olan müzik eleştirmeni Ludwig Rellstab, Chopin’i en fazla hırpalayan isimlerin başında geliyor. 1833’de Berlin’de yazdığı iki ayrı eleştiride, Chopin’i kulak tırmalayıcı disonanslar, insana işkence eden geçişler, keskin modülasyonlar, garip tonaliteler, doğal olmayan akor pozisyonlarının peşinde koşmakla yerip, ‘ayrıksı bir özgünlük’ sahibi olmaya çalışmakla suçluyor. Her büyük besteciye olduğu gibi, Chopin’e de, yaşadığı dönemde yapılmış bu saldırılar bugün bize ne kadar anlamsız geliyor! Ama bir nokta var ki, orada Chopin’in en sadık hayranları bile besteciyi yeteri kadar güçlü savunamadıklarının farkına varıyorlar. O da, Chopin’in iki piyano konçertosunun, ezgisel değil, konçerto yazım tekniği bağlamında dehasına yaraşmayacak düzeyde oluşları. Bugün pek çok müziksever, zayıf orkestra eşliğine takılmaksınız, bu konçertoları sırf içerisinde muhteşem piyano ezgileri barındırdığı için dinliyor. 

Halk Ezgilerini de Kullandı

Yaşamının ilk 21 yılını Varşova’da, son 18 yılını da Paris’te geçiren Chopin’in büyük besteciler arasında belki de en özgünü olabilmesinin önemli sebeplerinden biri de onun aynı zamanda, memleketinin halk ezgilerini tüm büyük eserlerinde doyasıya kullanmış bir ‘büyük yurtsever’ oluşudur. Polonez, mazurka, krakowiak gibi Leh öğeleri Chopin’in yalnızca eserlerinin adlarında bulunmazlar; bestecinin armonileri, ritimleri, kromatizmine kadar sinmiş temel materyallerdir her biri. Chopin’in daima tercih ettiği Pleyel ve Erard marka piyanolar, dinamik skala ve sonorite itibariyle çok daha görkemli bir ses evreni sunan günümüz konser piyanolarıyla kıyaslandığında cılız kalır. Chopin’in de vurguladığı, ‘piyanoyu darmadağın edecek kadar güçlü çalmak eğilimi’, günümüzde de geçerli. Uzmanların söylediklerinden hareketle, herhalde ne günümüz piyanoları elverişli diye Chopin’in zarif dünyasını Liszt’vari güçlü akorlarla alt üst etmeli, ne de o devrin Pleyel’ine öykünüp cılız sesler üretmeye çalışmalı. En zoru orta yolu bulmak olsa gerek. İyi ki doğdun Chopin!

Radikal (02.03.2010)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR