Yorum Ekleyin   |                                                                                                                                                                                               29 Nisan 2010
 
Bariton Domingo’yu Dinleyemeyeceğim

Bu akşam, önceden verdiğim bir sözü yerine getirmek üzere İstanbul dışına çıkacağım, bu yüzden de Kanyon Cinebonus’taki Giuseppe Verdi’nin Simone Boccanegra’nın LaScala’dan yapılacak canlı yayını seyredemeyeceğim.

Bu icranın en önemli yanı, ünlü tenor Placido Domingo’nun artık bariton olarak söylemesi.

BBC Music’in Nisan sayısında onunla yapılan bir söyleşi yayımlandı. Derginin başka sayfasında da gene bu operadan söz ediliyor.

Söyleşinin başlığında, dünyanın en büyük tenoru, önde gelen orkestra şefi şimdi de CV’sine yeni bir rol ekliyor; baritonluğu.

69 yaşındaki sanatçı geçtiğimiz aylarda ağır bir ameliyat geçirdi ve yeniden sahnelere döndü. Ünlü New Yorker dergisinin kapağında şu başlıkla tanıtılmış: “Kralın Dönüşü!”

51 yıldır söylüyor.

Bir sözü çok hoşuma gitti: “Eğer özel bir yeteneğe sahipseniz, onu başkalarının yaşamını zenginleştirmede kullanın, bunun için çabalayın.”

Konuşmanın içinde özel bir bölüm var. Orada ses tiplerini değiştiren diğer sanatçılardan söz ediliyor.

Örnekler: Lauritz Melchior (1890-1973); bariton iken tenor rollerine çıkmaya başladı.
Marilyn Horne (d.1929); lirik soprano idi sonra soprano ve mezzo rollere çıktı.
Joseph Ward (d.1932); önemli bir baritondu, daha sonra tenor partilerini söylemeye başladı.

Verdi, Simon Boccanegra’yı ilk kez 12 Mart 1857’de İtalya’nın Venedik şehrindeki Teatro La Fenice’de galası yapıldı. 24 Mart 1881’de de revize edilmiş versiyonu ilk defa temsil edildi.

Ben bu yazıyı yazarken bakın hangi icrayı dinledim: Koro ve Orkestra Teatro alla Scala, Orkestra şefi Claudia Abbado, Koro Şefi Romano Gandolfi, Solistler; Freni, Cappucilli, Carreras, Ghiarov, van Dam, Foiani.

Bakalım bu akşam bariton Placido Domingo’yu nasıl bulacaksınız?

* * *

Pazartesi günü yayınlanan, “Atatürk’ün Doğduğu Ev ve 6-7 Eylül Olayları” başlıklı yazımla ilgili tamamlama notu geldi onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazımda gazeteci arkadaşlarımın adını vermiştim ama çıkardıkları gazetelerin adlarını yazmamıştım, bu iki gazete Millet ve Birlik adını taşıyor. Gazeteler, çok zor koşullar altında çıkıyor, çıkaranlar dağıtımı kendileri yapıyorlar, okurun eline ulaştırıyorlar.

Gümülcineli bir okurum yazıyı yetersiz bulmuş:

“Sayın Hızlan, Selanik gezisiyle ilgili yazınızı heyecanla okudum. Ancak son paragrafta yer vermiş olduğunuz Gümülcine ziyaretinizi maalesef yetersiz ve eksik buldum. Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türk azınlığından bahsetmeden genelleyerek anlatmışsınız. Anladığım kadarıyla Gümülcine Türk Birliği’ni ziyaret etmişsiniz, ancak anlayamadığım bir nedenden ötürü ‘Gazeteci dostlarımızın lokalini ziyaret ettik’ demişsiniz.

Orası bir lokal olabilir fakat, anlam ve ehemmiyeti bundan fazladır. Yazınızdaki Gümülcine paragrafı sadece mecburiyetten yazılmış hissi vermektedir. Oysa Batı Trakya Türk’ü ve de Balkanlar’da kendini Türk hissedenler Türkiye’den ve bölgelerini ziyaret eden gazetecilerden biraz daha görünür olmayı beklemekte ve bunu hak etmektedirler.

Umarım bir gün Türk gazetecileri de, Batı Trakya ve Balkan Türkleri’ne gerekli hassasiyeti ve önemi gözeterek haberler sunarlar.

Sadece, hüznümü belirtmek istedim.

Saygılarımla,
Av. Berrin Tzampaz Kırlar”

* * *

Umarımdaha sonraki ziyaretlerimde okurumun bana hatırlattığı şekilde daha çok ilgilenip, daha uzun bir yazı yazacağım.

Hürriyet / Bakış (29.04.2010)

iLGiLi HABERLER / YAZILAR