Yorum Ekleyin   |                                                                                                                                                                                               01 Mart 2010
 
Idomeneo “Re Di Creta”

Dramma per musica, 3 Perde, K.366 

Mozart, 1777 yılında Mannheim’da Elektör Karl Theodor ve opera yöneticisi kont Seeau ile temas kurmuş ama ne bu temastan, ne de Avrupa’nın çeşitli kentlerine yaptığı seyahatlerden müziksel açıdan bir netice alamamıştı. 1778 yılında Karl Theodor, Palatin ve Bavyera Elektörlüğü’ne seçildikten sonra Münich’e taşınmağa karar vermiş ve o sıralarda Avrupa’nın en iyi orkestrası olarak bilinen Christian Cannabich’in direktörlüğünü yaptığı Mannheim Orkestrası’nı da yanına almıştır. Mozart Mannheim’da dönemin en parlak müzisyenleriyle dostluklar kurmuştu. Flütist Johann Baptist Wendling, eşi Dorothea (ilk Ilia olacaktır), yengesi Elisabeth (ilk Elettra), tenor Anton Raaff, kemancı-şef Cannabich bunların bir kaçıydı.  Bu müzisyenlerin hepsi Elektör’le Münich’e gitmişlerdi. Bütün bu dostlukların etkisi olmuş mudur bilinmez; ama Mozart, 1780 yılı Karnavalı vesilesiyle Münich Sarayı tiyatrosunda sahnelenmek üzere bir opera siparişi alır. Operanın konusu seçilir ve kendisine bildirilir; herhangi bir söz hakkı da tanınmaz. Bir Alman operası bestelemeyi hayal ederken kendisine bir opera seria siparişi verilmiş olmasına rağmen, başarıdan uzak, sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan yirmi dört yaşındaki genç adam için bu sipariş bir fırsattır. Gluck’un başlattığı operada reform hareketi Mozart’ı da heyecanlandırır, operasını lirik eserlerinde o güne kadar görülmeyen dramatik bir güce dayandırır.

Seçilen konu, Girit Kralı Idomeneo’nun hikâyesidir; 1712 yılında Antoine Danchet’nin yazdığı ve Andrea Campra’nın müziğini bestelediği  “Idomenée” adlı Fransız lirik trajedisini temel alan librettoyu yazma görevi rahip Giambattista Varesco’ya verilir. Mozart, vasat bir şair ve oyun yazarı olan Varesco’yu fazla uzun bulduğu libretto konusunda müthiş bir baskı altında tutar; bir opera seria’nın dar çerçevesi yerine, korolar ve ansambl’lerle donatılmış, Fransız modeline yakın bir operanın ortaya çıkmasını arzulamaktadır. Idomeneo, Mozart’ın inanılmaz bir tutku ve çalışmayla, özenle ortaya çıkarttığı, bir olgunluk dönemi ‘opera seria’sıdır. Mozart, döneminin uyulması gereken şekil ve kurallarını iyi bilir ve kabul eder, yine de opera seria geleneklerine göre daha özgürce davranacak, operayı çağdaşlarının götüremeyeceği bir seviyeye taşıyacaktır. Idomeneo’nun siparişi en iyi koşulların bir araya geldiği bir ortamda ortaya çıkmıştır: en iyi orkestra, en iyi kadın şancılar (Wendling’ler) ; döneminin en ünlü tenoru (Raaff), en iyi koreograf  ( Claudius le Grand), en iyi dekor tasarımcısı (Lorenzo Quaglio) ve en iyi orkestra şefi Cannabich. Buna ilâveten, besteciye yaratı dönemi için yeterince zaman ve istediği kadar prova yapma imkânı tanınmıştı. Ayrıca, bu sipariş, Mozart’ın Salzburg’dan kaçmasına da bir vesile olacaktı. Ekim 1780 de çalışmaya başlayan Mozart, 5 Kasım 1780’de Münich’e gitmek üzere Salzburg’dan ayrılır. Bu tarihten sonra babasıyla yaptığı yazışmalar, operanın ilk sahnelenişine (29 Ocak 1781) kadar geçen ilginç bir dönemi yansıtan çok güzel belgelerdir. Bu mektuplar, Mozart’ın sadece müzik alanında değil, dram sanatında da bir deha olduğunu açıkça gösterirler. Yazışmalar, metinde gülünç bulduğu bazı dramatik olay ve sonuçları değiştirmesi neticesinde, Varesco ile aralarında sıklıkla gerginlikler yaşandığı, buna ilâveten, eseri seslendirecek olan başoyunculardan Raaf (66 yaşındaki tenor ününü ve sesini korumuştur) ve Idamante’yi seslendirecek genç kastrato Vincenzo dal Prato’dan hoşnut kalmadığı; final aryayı (“Torna la pace”) Raaff için üç kez yeniden yazmak zorunda kaldığı; dal Prato’nun rolünü ise bizzat çalıştırdığı anlaşılıyor. 1 Aralık 1780 tarihindeki ilk provada müzik çok beğenilmiş ama “güç” bulunmuş, Elektör “hiç bu kadar duygulanmadığını” ifade etmiş. 18 Ocak tarihli mektup iki aryanın, “No, la morte” ve “Torna la pace”nin kesildiğini bildirmektedir. Mozart’ın doğum günü olan 27 Ocak’taki genel provada “D’Oreste, d’Ajace” aryası da çıkartılır, yerini bir resitatif alır. Operanın ilk seslendiriliş hakkında günümüze ayrıntılı bilgi yansımamıştır. Sadece operanın 3 kez sahnelendiği; 1786 yılına kadar seslendirilmediği bilinmekte. 1786 yılındaki Viyana operası temsili için ise, Mozart yine değişikliklere gitmiş, önemli kısaltmalar yapmış; Idamante rolünü tenora uyarlamış; iki yeni bölüm bestelemiştir: yeni bir metin ve obbligato keman eşliğinde bir resitatif ve rondo (“Non temer amato bene”) ( ki bu, metinde yapılan değişiklik ve piyano obbligato ile Nancy Storace’ye1 ithaf edilen, unutulmaz konser aryası “Ch’io mi scordi di te” olacaktır.) ve “S’io non moro” yerine, bir düet koymuştur.  

Operanın Konusu Öykü Girit’te geçer. Troya Kralı’nın kızı İlia babasıyla birlikte tüm ailesini yok eden İdomeneo’nun sarayında esirdir. İdomeneo’nun oğlu İdamante’ye âşıktır. Bir de rakibi vardır: Agamemnon’un kızı, Girit’e sığınmış olan Elettra. Kahramanlık havasını yansıtan, güçlü bir şekilde başlayan Uvertür’den sonra müzik sakinleşir ve Birinci Perde İlia’nın monologuna açılır. İlia, düşmanına duyduğu sevgi ile kendi halkına olan bağlılığı arasında kaldığını, önce klavsenle desteklenen kuru (secco) bir resitatif, sonra orkestra eşliğindeki bir resitatifle açıklar ve izleyen aryada (“Padre, germani, addio”) Mozart minör ve majörleri değişimli kullanarak, genç kızın çelişkisini yansıtır. İdamante de İlia’yı sevmekte, onun soğuk davranmasını anlamamaktadır (“ Non ho colpa!”) Bu sevgi, esir Troyalıları serbest bırakmasına ve iki halkın sevinçle kucaklaşmasına (koro: “ Godiam la pace”) vesile olur. Uzun bir ayrılıktan sonra ülkesine dönmekteolan İdomeneo’nun gemisinin battığı ve Kral’ın öldüğü haberini, dostu Arbace getirir. Bu haber Elettra’yı öfkelendirir, umutsuz kılar zira İlia ile İdamante’nin birleşmesine engel kalmamıştır. Elettra önce bir resitatif, sonra da Gece Kraliçesi’nin (Sihirli Flüt) aryası dışında, benzeri olmayan, kırık müzik cümleleri, tizlere fırlayan sesin acı çinde inişe geçtiği, orkestranın da hayli sert vurgularla eşlik ettiği bir arya (“Tutte nel cor vi sento”) gelir. İkinci sahne açıldığında, fırtınada dalgalarla boğuşan ve tanrılara yalvaran denizcilerin sesleri duyulur (koro: “Pietà! Numi, pietà!”). Denizlerin tanrısı Neptün havayı yatıştırır. Sükûnete geçiş çabuk olur; İdomeneo kurtulmuştur.(“Eccoci salvi alfin…”) Ama, ne pahasına? İlk karşılaşacağı kişiyi tanrılara kurban etme sözünü vermemiş midir? Etrafına bakınır (“Vedrommi  intorno”); kurbanı yaklaşır, İdamante’dir bu. Recitativo secco. Baba-oğul önce birbirlerini tanımazlar; ancak tanıdıklarında, baba oğlunu iter, kaçar, oğlunu şaşkın bırkır.(“Ah padre! Ah Numi!” bu sözler üzerine orkestradan gelen kısa motif, Don Giovanni operasında Donna Anna’nın dramatik resitatifinin başlangıcını hatırlatır. Mozart bu tür hatırlatmaları operalarında sıklıkla yapmıştır.

İkinci perde: Arbace bu korkunç durumdan kurtulmanın tek yolunun İdamante’nin Elettra’yı Argos’a götürmek suretiyle uzaklaşması olduğunu söyler. Arbace’nin aryası (“Se il tuo duol”) konvansiyonel bir aryadır; sözleri çok özellikli değildir ve çoğu kez kesilir ( Mozart 1786 versiyonunda bu aryanın yerine, rondo biçiminde arya ile devam eden bir diyalog (“[Non temer, amato bene”K.490] koymuştur). İlia’nın aryası ise müzik dilinin bütün güzellikleriyle donanmış bir küçük mücevher gibidir (“Se il padre perdei”). Tatlı bir melodiyle öne çıkan yaylıları, flüt, obua, fagot ve korno konsertant tarzda izler, İlia’nın sesine eşlik ederler. Bu aryada Pamina’nın hatlarını duyar gibi oluruz.  İdomeneo İlia’nın oğluna âşık olduğunu anlamıştır; oğlunu kurban etmekle, üç kurban vermiş olacaktır. İdomeneo’yu seslendiren şarkıcıya kendini gösterme fırsatını veren (allegro maestoso : l’aria di tempesta) ve seria geleneğine uygun olarak, denizin öfkesiyle, kahramanın iç dünyasındaki çalkantıyı aynı anda gösteren bu arya virtüozite unsurları içerir (“Fuor del mar”); Mozart “operanın en muhteşem aryası”2 diye tanımlamıştır. Elettra memnundur; İdamante’nin kalbini yeniden kazanabilecektir (resitatif ve arya: “İdol mio”). Gemi kıyıda beklemektedir; bir marş ve denizin durgunluğunu anlatan koro duyulur (“Placido è il mar”). Ayrılık zamanıdır; İdamante veda eder (terzetto: “Pria di partir”). Bir anda yeniden bir fırtına kopar; Neptün Idomeneo’nun hile yapmasına öfkelenmiştir; dalgaların arasından bir canavarın ortaya çıkar; halk bu öfkenin nedenini anlayamaz (Koro: “Qual nuovo terrore!”) İdomeneo Neptün’e hitaben sorumluluğunu, açıkça, ilân eder(“ Eccoti in me, barbaro nume! Il reo!”) Bu meydan okuma fırtınayı güçlendirir, Giritliler korkuyla kaçarlar (“Corriam, fuggiamo”). Mozart burada Gluck’un Alceste operasını model olarak almıştır.

Üçüncü perde: Sakin bir ortamda İlia’yı meltem rüzgârından kendisini sevdiğine uçurmasını dilerken görürüz (“Zefiretti lusingheri”). Bu güzel ortamda İlia sevgisini açıklamayı başarır, İdamante ile birbirlerine sevgilerini ifade ederler. Beş mezürlük harika bir müzik duyarız. (Duetto: “S’io non moror a questi accenti”)(1786 verisyonunda “Spiegarti non poss’io”). Gençler İdomeneo ve Elettra’ya yakalanırlar; Kral oğlunun biran önce ve de yalnız gitmesini ister. (Sarastro da aynı şeyi yapacak, henüz birleşen Tamino ile Pamina’yı ayıracaktır.) İdamante’yi, pianissimo, duyarız önce, hüzünlü ama kararlıdır. Sesi “solo” (yalnız) sözcüğü üzerinde biraz uzar. İlia ona katılır. Yavaş yavaş diğer iki ses de, sonradan birleşecek olan dört ayrı monolog gibi, katılırlar. (Dörtlü: “Andrò ramingo e solo”). Operanın zirvesi, en duygulu anlarından biridir bu. Müziksel açıdan ön plânda İlia ve İdamante varken, diğer iki karakter, gölgede kalırlar. Tutti’ler dışında müdahale eden olmaz.  Mozart bu quartetto’ya çok önem vermekteydi; dörtlünün istenen etkiyi yaratmayacağı hususunda ısrar eden Raaff ile bunun için tartışmıştı : ” Operanın hiçbir bölümü beni bu kadar tatmin etmemiştir”3 diye yazar. Oysa Mozart eserine dörtlüyü dâhil ederek, opera seria kurallarını tam anlamıyla çiğnemiş olmaktaydı. Mozart’tan önce Haendel, Semele operasında benzer bir dörtlüye yer vermiş; Mozart’ın yöntemi daha başka bestecilere de örnek olmuştur (Rigoletto). Arbace görünür yeniden; halkın ayaklandığını, lânetin sebeplisini sorduklarını söyler. Müziksel açıdan Arbace’nin aryası (“Se colà ne’ fati è scritto”) özellikleri olan bir arya olsa da, fazla bir dramatik ağırlığı yoktur. Toplanan Giritlilerin başında bulunan Baş Rahibin baskısıyla, İdomeneo, kurbanının adını açıklar (koro:”O voto tremendo!”) O an halktan do minör tonunda, adagio tempoda, büyüleyici ritimde, trompetlerin ve timpanilerin sesi eşliğinde, bir yakınma yükselir; operanın en güzel korosudur bu.  Kurbanın adanacağı Tapınağa girilir (Marş no.25). Idomeneo’nun koro eşliğindeki kavatini duyulur (“Accogli, oh re del mar”). Kral duygularını kontrol eder; sadece yaylıların pizzicatileri kalp atışlarını yansıtır. Klarinetlerle beraber tahta üflemeli çalgıların zengin müziği, anın ruhsal önemini çok güzel yansıtır.  Kurban merasimini bildiren marş bize bestecinin on yıl sonra yaratacağı Sihirli Flüt operasında (ikinci perde) rahiplerin aynı ihtişamdaki marşını hatırlatmaktadır; tonalite (fa majör) de aynıdır. Aynı anda, trompetler ve timpaniler eşlik ettiği sevinç dolu sesler gelir: İdamante canavarı yenmiş, Tapınağa gelmiştir; İdamante babasının ayaklarının dibine çöker; la bemol majör tonunda, kemanların eşlik ettiği, şefkatli bir sesle hazır olduğunu bildirir (Resitatif ve arya “ Padre, mio caro padre” ”No la morte io”). Ölümcül darbeyi indirmeye hazır olan İdomeneo ile İdamante arasına İlia girer, kendisinin kurban edilmesi gerektiğini söylediği anda korno ve trombonların eşliğinde Neptün’ün sesi duyulur; İdomeneo’nun tahtını oğluna bırakması, İlia ile de evlenmesi gerektiğini bildirir. (Burada da Don Giovanni’nin sonunda “Commendatore’nin belirmesi akla gelmektedir.) Bu versiyon Mozart’ın bestelediği üç sürümden biridir; her üçü de aynı sözcüklerle başlar:“Ha vinto amore”( Aşk kazandı). Başlangıçta altmışaltı mezür olan Neptün’ün sözleri, sonuçta dokuz mezüre kadar inmiştir. Elettra dışında herkes rahatlamıştır. Öfkeden çılgına dönen Elettra, son derece parlak notalar ve tiz perdelerde, çığlıklarla seyreden ünlü aryasını söyler (Resitatif “Oh smania! Oh furie!” ve arya “D’Oreste, dAiace”). Obualar, kemanlar, bakırlar, sanki öfkesini kamçılar; isterik bir kahkahaya dönüşen son vokalizleri, delirmiş bir Elettra’yı yansıtır. İdomeneo’nun tahtı bırakması herkesi rahatlatır (eşlikli resitatif:  “Popoli, a voi l’ultima legge”). Halk mutludur (Koro: “Scenda Amor”). Opera çoğunlukla kesilen zengin bir baleyle sona erer.

Karakterler

Opera seria geleneğinde, operaya adını veren rol (baba veya hükümdar) bir tenora verilir ve virtüozite dolu, en parlak arya onun için bestelenirdi. Mozart İdomeneo rolünü yaş ve tecrübe konusunda mesafe kat etmiş bir şarkıcı için bestelemişti. Partiyi bir bas için (Ludwig Fischer için) yeniden yazmayı tasarlamış ama bunu gerçekleştirememişti. Sesin uzun soluklu, olgun ama aynı zamanda parlak, geniş ve sertlikten uzak olması beklenir. İdamante de opera seria kuralları gereği başlangıçta kastrato için bestelenmiş, Viyana versiyonunda tenora dönüştürülmüştü. Dal Prato’dan fazlasıyla şikâyetçi olan Mozart, başka biriyle belki de daha virtüoz bir rol ortaya çıkartırdı. Bu haliyle İdamante kahraman olmaktan çok, kırılgan, insanı duygulandıran, endişeli, sabırsız bir genç asildir. Bu nedenledir belki de, partisi fazla etki yaratmayan, gösterişten uzak, melankolik bir karakterdir. Günümüzde rol, tenordan çok, erkek kılığına giren bir soprano veya “hafif” bir mezzoya verilmektedir. İlia’nın karakteri müzik dilinin tüm özelliklerini içeren, sıcak ve sevgi dolu, parlak üç arya ile tanımlanır. İlia ne kadar yumuşak ise, kıskanç, öfkeli, intikam peşindeki Argos’lu Elettra kızgın, şiddet dolu, kulaklarda yankılanan tiz notalarla dolu iki aryasıyla karşıt karakterde, Gece Kraliçesini anımsatan bir kişiliktir. Elettra’nın Wagner tarzında bir sese değil, tatlı nüanslara sahip, renkli, güçlü, ama hantal olmayan, esnek bir tekniğe sahip olması beklenir. Arbace ve Baş Rahip: her ikisinin de tenor partileri olsa da, Arbace’nin, Kralın danışmanı olarak bilge adam rolünde, sağlam vokalizasyona; Başrahibin ise, otoritesini yansıtması bakımından, biraz baritona kaçan bir ses tonuna sahip olması gerekir. Neptün’ün sesi, operanın tek kalın sesidir; kısa ama çok önemli bir partiye sahiptir. Mozart operasında koroya çok büyük önem ve yer vermiştir. Biri diğerine yankı yapan, çift korolu “Pietà! Numi pietà!”; muhteşem “Corriam, fuggiamo!”; çarpıcı armonileriyle etkileyen anıtsal dua “O voto tremendo”, ayrıca üç “dekoratif” koro (1. ve 3.perdeler) son derece etkileyicidirler. Dönemin Münich korosunun niteliği hakkında bilgi yansımamıştır. Mozart, uvertürden itibaren orkestrayı operanın aktörlerinden biri gibi görmüştür: klarinetlere operada ilk kez dört elle sarılmış; dört korno kullanmış; orkestrada bütün ses renklerinden, yer yer cüretkâr biçimde, yararlanmıştır.

Statik, geleneksel, sonu gelmez bir türün örneği gibi görülen İdomeneo uzun yıllar hak etmediği biçimde unutulmağa terk edilmiştir. Bugünün dinleyicisi için, özellikle de ilk dinlediğinde, opera seria’nın donuk, modası geçmiş, eski tarz imajı hâlâ operaya hâkimdir. Saraydan Kız Kaçırma ile Idomeneo arasında sadece ve sadece on sekiz ay olduğuna inanmakta güçlük çekebilir dinleyici. Ancak, Mozart, bu “eskimişlikten” özellikle aryalarda kaçmak için elinden geleni yapmıştır. Tenor Raaff’a aryalar konusunda hoşgörülü davranmış olsa dahi, ansambller için bunu hiç kabul etmemiştir. 16 no.lu üçlüde ve 21 no.lu dörtlüde kendi eğilimine öncelik, arzusuna özgürce izin vermiş, duygularla karakterlerin birleşmesi ve çatışmasını muhteşem bir müzik akışıyla ifade etmiştir; bu tür parçalar, o güne kadar hiçbir opera seria’da yer almamıştı. Esasen Idomeneo operasında ansambl’ler,  Mozart’a özgü yegâne cüretkâr diyebileceğimiz kısımlar değildir. Mozart’ın Semiramis4, Thamos ve Zaide’de ifadesini bulan müzikli drama (melodram) ile ilgilendiği bilinmekte. Burada da eski bir tarz olan opera seria’ya melodram unsurunu dâhil etmek yerine, eşlikli resitatif ‘i uygulamak istemişti. Besteci esasen “Andromeda”5 dan beri resitatif tarzını yumuşatmak istemekteydi; Idomeneo ile bunu başarmış, ses tonlarındaki değişiklikler ve nüanslarla yüklü “şarkılar” duyguları, mekanik bir biçimde söylenen aryalardan, daha güzel yansıtır hale gelmişti. Orkestra da o zamana kadar alışılagelmemiş bir özgürlük elde etmişti. Aslında Idomeneo’da “eşlikli resitatiften” çok, ses ile çalgının diyalogundan söz etmek gerekmektedir. Çünkü Mozart orkestrayı, daha çok aralarda, şancılar sustuğunda, yoğun biçimde konuşturmuştu. Bütün bu cesur girişimlerin Idomeneo’yu Mozart’ın en önemli eserlerinden biri haline getirdiği tartışmasızdır.

Bunlara rağmen, Idomeneo on dokuzuncu yüzyılda Almanya’da son derece az seslendirilmiştir. 20nci yüzyılda, orijinaline yeniden dönmeden, birçok bestecinin eserin çeşitli basımlarını yaptıklarına tanık olunmuştur: R.Strauss ve Lothar Wallerstein operayı 1931 yılında Münich’te Almanca ve çok büyük değişiklikler yaparak, Strauss’tan müziklerin dâhil edildiği, Elettra’nın “ Ismene”ye dönüştüğü bir versiyonla sahnelemişlerdir. “Modern” İdomeneo, 1951 yılında Glyndebourne’da Fritz Busch’un yönettiği ünlü yapımla tarihe geçmiştir. Ünlü şef birkaç kısaltma dışında operanın orijinal versiyonuna sadık kalmış ve yapım rol dağılımıyla örnek olarak kayıtlara geçmiştir (Lewis, Jurinac, Simoneau, Nilsson). Eserin özgün versiyonuna Karl Böhm yönetiminde, 1973 yılında dönülmüş, Idamante’nın ses rengi dâhil, partisyona sadık kalınmış, tenordan sopranoya veya mezzo sopranoya dönülmüştür (1968 yılında Kiri Te Kanawa Londra’daki bir konserde; on yıl sonra da, Colin Davis yönetimindeki bir yapımda Janet Baker İdomeneo’yu seslendirmişlerdir.) Idomeneo yeni bir opera görünümünde olsa da, aslında Mozart’ın çeşitli operaları, eğilimleri incelmesinin bir ürünüdür. Bestecinin Paris’te Fransız operasını incelediğini biliyoruz; hangi eserleri izlediği tam olarak bilinmese de, Gluck, Grétry, Piccinni’de kendine örnek olabilecek unsurları dikkate aldığı bilinmekte. Ne olursa olsun, Mozart Alman, Fransız ve İtalyan etkilerini sentezleyerek, ortaya çok önemli, hatta en önemli opera seria’sını çıkarttığı açıktır. Bestecinin bu operadaki yaratıcılığı muhteşemdir: ezgisel fikirler, armoni açısından cüretkârlığı, müzik anlatımındaki gelişimler, çalgıların diyaloglarının çekiciliği, bütün bu olgular, operadan bir başka opera yaratılabilecek kadar zengindir.

 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR