02 Mayıs 2010

 
MACBETH “Edebiyat ile Operanın Evliliği”

Müzikle sözü birleştiren opera, insan duygularını anlatmaya en elverişli sanat dallarından biridir. Aşk, acı, kıskançlık ve bütün diğer evrensel insan duyguları, çoğu zaman idealize edilmiş biçimleriyle operalarda yer bulmakta ve daha sonraki dönemlere, kuşaklara aktarılmaktadır. Durum böyle olunca, operanın, gene bu duyguları anlatan, ama bunu müzikle değil, dilin yardımıyla gerçekleştiren edebiyattan yararlanması kadar doğal bir şey yoktur. Yararlanılan belki de binlerce edebi eserin en çok bilinenleri arasında, Bizet’in Carmen operasına kaynaklık eden Prosper Mérimée’nin aynı adlı ve Verdi’nin La Traviata operasına kaynaklık eden oğul Alexander Dumas’nın Kamelyalı Kadın eserlerinin de bulunduğunu hatırlayıverelim. Ünlü edebi eserlerden yapılan opera uyarlamaları, libretto yazarını ve besteciyi ikili bir sorumluluk altında bırakıyor. Bir tarafta önemli ve bilinen bir eserden yararlanıyor olmanın avantajı var iken, diğer tarafta da onun hakkını vermenin ve altında ezilmemenin sorumluluğu ve güçlüğü bulunuyor. Edebiyatla opera arasındaki ilişkiyi bir evliliğe benzetirsek, kuşkusuz ki bu evlilik özgün eserle operanın kendisi arasında nasıl bir uyum sağlanabildiğine bağlı olarak, iyi ya da kötü olabilecektir. Uyum, kuşkusuz ki operanın edebi eseri bire bir yansıtması anlamına alınmamalıdır. Birisi söze, diğeri müziğe dayalı iki değişik sanat dalı söz konusu olduğunda, farklı ifade biçimlerine gerek duyulacağı açıktır. Edebi eserin libretto aşamasında bir değişime uğratılması ve opera tekniği itibariyle müzikal ifadeye uygun yerlerin ön plana çıkarılarak, diğerlerinin arka plana itilmesi, bazı bölümlerin ve karakterlerin çıkarılması ya da dönüşüme uğraması doğaldır. Eserin yazıldığı dönemle, librettoya dönüştürüldüğü dönem arasındaki zaman aralığında bireylerin ve toplumların değer yargılarında, düşünme ve algılama biçimlerinde meydana gelen değişmeler de eserin dönüşüm sürecindeki tercihler üzerinde kaçınılmaz biçimde rol oynayacaktır. 

Shakespeare’den Verdi’ye Macbeth

Eserlerinden operada en çok yararlanılan besteci ise muhtemelen İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare’dir. Shakespeare’in yazar olarak gücü ve yüzyılları aşarak günümüze kadar uzanan değeri, esas olarak eserlerinin içerdiği temaların evrensel insan eğilimleri ve duyguları üzerine kurgulanmış olmasından kaynaklanır. Bu nedenle, sanatçının eserleri opera için de çok uygun bir zemin oluşturmaktadır. Shakespeare’in eserlerinden operaya yapılan uyarlamaların sayısının 300 civarında olduğunu biliyoruz. Ancak, onun eserleri operaya aktarılma açısından çetin cevizdir ve bu operalardan sadece çok küçük bir bölümü günümüzde de repertuvarlarda önemli bir yer kaplamaya devam edebilmektedir. Gounod’nun Romeo ve Juliette’i, Britten’ın Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası, Thomas’ın Hamlet’i ve Otto Nicolai’nin Windsor’un Şen Kadınları operaları en çok bilinen Shakespeare uyarlamaları arasındadır.

Shakespeare’in eserlerinden operalar besteleyen bestecilerin belki de en önemlisi Giuseppe Verdi’dir. Bu iki sanatçı, biri sözüyle, diğeri müziğiyle; evrensel insan eğilimlerini en iyi, en derinlemesine sanata yansıtan kişiler olmuşlardır. Verdi, Shakespeare’e gençlik yıllarından itibaren ilgi duymuştu. Sanatçı, onun için “Her zaman ellerimdeydi. İlk gençliğimden itibaren onu sürekli olarak okudum ve tekrar okudum” demişti. Shakespeare’in eserlerindeki temalar, Verdi’ye her zaman çekici gelmişti. Tarihi temalar, drama, trajik çatışmalar, güç, psikolojik boyut; yani Verdi’nin ihtiyaç duyduğu şeylerin hemen hepsi Shakespeare’nin eserlerinde mevcuttu. Verdi, bu eserlerden aralarında Kral Lear ve Hamlet’in de bulunduğu çok sayıda opera bestelemeyi düşünmüş, ancak bunlardan sadece üç tanesi hayata geçirilebilmişti: Macbeth ve Otello ile Windsor’un Şen Kadınları oyunundan oluşturulan Falstaff. Opera tarihi açısından bakıldığında, Verdi’nin Shakespeare kaynaklı bu üç operasını birbirleriyle karşılaştırmaktan kaçınmak çok da mümkün görünmüyor. Bu durumda ise, Macbeth üçlünün en zayıf ayağı olarak belirginleşiyor. Ama bunu, Macbeth’in zayıf bir opera olduğu biçiminde değil, Verdi’nin olgunluk çağının ürünleri olan Otello ve Falstaff’ın olağanüstü güçlülükleri olarak yorumlamak çok daha doğru olacaktır. Diğer taraftan, bu iki operanın librettolarının aynı zamanda ünlü bir besteci olan Boito tarafından hazırlanmasının da bu sonuç üzerinde etkili olduğu belirtilmelidir. Bir müzik eleştirmeni, Otello’yu büyük bir oyundan yaratılan gene büyük bir opera; Falstaff’ı görece zayıf bir oyundan yaratılan büyük bir opera; Macbeth’i ise Windsor’un Şen Kadınları’ndan daha iyi bir oyundan oluşturulmakla birlikte, Falstaff’a ulaşamayan, Shakespeare’nin eserini de aşamayan ama onun hakkını veren değerli bir opera olarak nitelendiriyor. Kanımızca bu konuyu şu şekilde bağlamak en doğrusu olacaktır: Aslında sonuç olarak, birbirlerinden farklılıkları da hesaba katıldığında, ortada tek bir Macbeth değil, birbirleriyle ilişkili iki eser; yani hem Shakespeare’in, hem de Verdi’nin Macbeth’leri bulunmaktadır. Ne mutlu bize ki, bunların her ikisine de sahibiz ve birini seçip, diğerini yok saymak gibi bir zorunlulukla da karşı karşıya bulunmuyoruz!..

Verdi’nin Macbeth’i, bestecinin gençlik dönemi ürünüydü. Verdi, eser için “Bu trajedi en büyük insan yaratılarından biridir” demiş ve “Gerçekten büyük bir şey meydana getirebilmeyi beceremez isek bile, en azından sıradışı bir şey yapmayı deneyebiliriz” diye ilave etmişti. Bu deneme sürecinde Verdi, eserin librettosunu yazan Piave ile birlikte Macbeth’te önemli değişiklikler yaptı. Verdi’nin eserde yaptığı en hayati değişiklikler, karakterlere ilişkindi. Birçok karakter dışarıda bırakılırken, başta Macbeth ve Lady Macbeth olmak üzere, diğer pek çok karakterin özüne ilişkin değişiklikler de yapıldı. Shakespeare’de Macbeth ve Lady Macbeth karakterleri, özünde çok farklı olmamakla birlikte, operadakine göre daha fazla insani özellikler taşımaktaydı. Buna karşılık, Verdi’de Lady Macbeth acımasız bir kişilik, Macbeth ise onun egemenliğinde korkak, sinik ve iktidar için cinayetler işlemekten çekinmeyen bir kişi haline getirildi. Operada, karı-koca Macbeth’ler sınırsız ve kuralsız biçimde güç, iktidar, taht peşinde koşarlarken, bu yolda her şeyi mübah görmektedirler. Macbeth’lerin kendi aralarında herhangi bir insani, duygusal ilişki bulunmadığı gibi, diğer insanlarla ilişkileri de yok denecek düzeydedir. Belki de tek ilişkilerinin cadılarla olduğu söylenebilir. Verdi’nin müziği de bu karakterleri ve ilişkileri gayet güzel yansıtır. Macbeth’lerin hareketlerinde, sözlerinde ve müziklerinde sessiz, sakin olan hiç bir şey yoktur. Eserdeki dramatik gerginliği besleyen gerek orkestral, gerekse vokal yazım; dinleyicide bir şiddet duygusu uyandırmaya yöneliktir. Verdi’nin Otello operasında kıskançlık nedeniyle karısı Desdemona’yı öldüren tutkulu Otello’yu bağışlamaya yatkın olan opera izleyicisi, bu defa Macbeth’lere karşı herhangi bir acıma duygusu dahi hissetmez.

Macbeth’e  Günümüzden Bakmak

Shakespeare Macbeth’i günümüzden tam 404 yıl önce, 1606’da yazmış; Verdi’nin Macbeth’i ise ilk kez günümüzden 163 yıl önce, 1847’de sahnelenmişti. Macbeth aradan geçen bunca zamandan sonra günümüzde ne anlam ifade etmektedir? Salt müzikal açıdan bakıldığında, ilk sahnelendiği dönemden başlayarak niteliği birçok tartışmaya konu edilen Macbeth’in, artık bu tartışmaları geride bırakarak, opera tarihinde sağlam bir yer edindiği görülüyor. Diğer taraftan, konu Macbeth’in anlattıkları açısından irdelendiğinde, dört yüzyıllık uzun bir zaman aralığında bireylerin ve toplumların önemli değişimler geçirmediğini savunmak elbette anlamlı olmaz. Artan eğitim ve kültür olanakları, ulusal ve uluslararası düzeyde oluşturulan kurumlar, insan hakları alanındaki gelişmeler elbette göz ardı edilmeyecek kadar önemlidir. Ama diğer taraftan, Macbeth’te egemen tema olan güç ve iktidar hırsı, bu gelişmelere rağmen, günümüzde de insanoğlunun temel sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Krallıklar, imparatorluklar belki çok azaldı ama aynı eğilimler toplumsal yaşamın her düzleminde yeni koşullarda ve yeni biçimlerde, üstelik yeni güç kaynakları da eklenerek kurgulanıp sürdürülüyor. Yeni biçimlere de bürünen bu hırs ve güç mücadeleleri, üstelik de insanlığın iyiliği için yapılma gibi savlara da sahip olmaksızın sürüp gidiyor. Şiddetin her türlüsü varlığını sürdürüp, zaman zaman açık savaşlara da dönüşürken; bireysel ve toplumsal gelişme tehdit altında tutulmaya, insanlığın büyük bölümü yokluk ve yoksunluk içerisinde yaşamaya devam ediyor. Evet, o dönemden bu döneme ihmal edilmemesi gereken önemli bir farklılık da ortaya çıkmış gibi görünüyor ve denilebilir ki; eserin yazıldığı tarihte cadılara, büyülere inanılıyordu, oysa günümüzde durum hiç de böyle değil!.. Ama bir metafor olarak anlamlandırırsak, cadıların dışımızda olması ile içimizde olması arasında çok fark var mıdır? Bunun da ötesinde, cadıların içselleştirilmesinin aslında daha da kötü olduğu söylenemez mi? Bir opera olarak müzikal açıdan bize zevk vermeye devam eden Macbeth, aynı zamanda bizi bu metafor üzerinde düşünmeye itmek gibi önemli bir işlevi de hâlâ yerine getiriyor. Günümüzde gerçekleştirilen bazı Macbeth sahnelemeleri de, izleyiciyi bu noktalar üzerinde düşündürmeye yöneliyor. Gerek bireyler, gerekse toplumlar olarak cadıları içimizden ve dışımızdan atmak ise insanoğlunu önümüzdeki yüzyıllarda da beklemeye devam eden bir görev olacak gibi görünüyor.  

Ankara Devlet Opera ve Balesi Yayınları 
(2009-2010 Sezonu, Sayı: 17, ss. 42-45.)

 

iLGiLi HABERLER / YAZILAR