
Dikmen Gürün’ün kaleme aldığı ‘Ateş Kuşu Semiha Berksoy’ kitabı, Kültür Bakanlığı’nca yayımlandı.
Dikmen Gürün’ün, Berksoy’un sesini, üslubunu duyurmaya çalıştığı kitap, Berksoy’un renkli yaşam hikâyesinin doğal bir tezahürü sanki. Kitabın adından başlayalım; “Ateş Kuşu”, Berksoy’un 80 yılında yazmaya başlayıp yarım bıraktığı opera librettosunun ve aynı adlı tablosunun adı. Kendini her seferinde küllerinden yeniden doğan ölümsüz Zümrüdüanka kuşuyla özdeşleştiriyor çünkü.
Okuyacağınız “sözlü, aryalı ve resimli bir hayat tarihi”; tam da yazarı Dikmen Gürün’ün tanımladığı, tam da kitabın öznesi Semiha Berksoy’un istediği gibi, “Ateş Kuşu Semiha Berksoy”un hikâyesi…
Kültür Bakanlığı’nca Semiha Berksoy’un doğumunun 100. yılı etkinlikleri kapsamında yayımlanan ve 410 sayfaya yayılan bu kapsamlı kitapta, Berksoy’un annesiyle ilişkisinden erken yaşta ne istediğini bilen, tutkulu bir genç kıza dönüşmesine, Darülbedayi yıllarından Almanya’ya uzanan zorlu zamanlara, dostlarıyla mektuplaşmalarından kendisinin kaleme aldığı sanat yazılarına, çığlık atan, dinamik resimlerinden onun hakkında yazılan belgelere, eleştiri yazılarına uzanıyor, bir cümbüşün, rengârenk bir hayat hikâyesinin içinde kayboluyorsunuz.
Kültür Bakanlığı bir Semiha Berksoy kitabı hazırlamaya karar verince, kızı Zeliha Berksoy’un aklına ilk gelen isim de İKSV Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Prof. Dr. Dikmen Gürün oluyor. Kasetler, sayfalar dolusu söyleşiler, onlarca anı, ortak çalışma… Semiha Berksoy’un evini, hayatını, içini açtığı dostlarından Gürün. “Semiha Hanımın bütün notları, çizimleri, evrakları, resimleri o meşhur yatak odasından başlar, diğer odalara, yerlere taşardı. Ona her seferinde ‘Semiha Hanım, hayatınızı yazmanız gerekli’ derdim, yazamadı, belki de yazmak istemedi. Zeliha kitabı benim hazırlamamı teklif ettiğinde düşünmeden, severek girdim bu işe.”
Gürün’ün kendini dışarıda tutarak Berksoy’un sesini, üslubunu duyurmaya çalıştığı kitap, Berksoy’un renkli yaşam hikâyesinin doğal bir tezahürü sanki. Kitabın adından başlayalım; “Ateş Kuşu”, Berksoy’un 80 yılında yazmaya başlayıp yarım bıraktığı opera librettosunun ve aynı adlı tablosunun adı. Kendini her seferinde küllerinden yeniden doğan ölümsüz Zümrüdüanka kuşuyla özdeşleştiriyor çünkü. “Semiha Hanım hayatı boyunca birtakım şanssızlıklarla karşılaşmış biri. Annesine âşık bir çocuk ve annesini küçücük yaşta kaybediyor, ama bu onu aşağıya çekmiyor. Tiyatroya merak sarıyor, Darülbedayi’ye gidiyor, operette çalışıyor. Opera onun hayatta en önem verdiği şey oluyor ama opera alanında yanlış anlamalara, muamelelere maruz kalıyor, zorlu savaş yıllarında yurtdışına gidiyor, orada çok takdir ediliyor, ama ülkesine geri dönmek istiyor. Hayatındaki sıkıntıları, sorunları, üzüntülerini hep resimle, notalarla anlatıyor. Yani ‘ateş kuşu’ gibi hiçbir zaman yılmıyor ve her seferinde başını yeniden kaldırarak devam ediyor hayata” diyor Gürün.
Cahide Sonku’dan Melek Kobra’ya, Fikret Mualla’dan Nâzım Hikmet’e, opera tutkusu kadar dostları da vazgeçilmez Semiha Berksoy’un. Nâzım Hikmet’le Darülbedayi’de tanışmalarından cezaevine, Nâzım ölene dek süren dostlukları mesela… “İlk karşılaşmalarında şairin ‘Kafatası’ piyesinden okuduğu dizeler büyülüyor onu. Nâzım Hikmet de ona karşı boş değil kuşkusuz ama, kısa bir zaman içinde hayatın akışı bu ilişkiyi dostluğa dönüştürüyor. Semiha Hanım’sa Nâzım’ın yaratıcı gücüne olan sevdasını hiç yitirmiyor ve bir hayat boyu onun izini sürüyor.”
Şiirler, oyunlar yazmaya daha ilkokulda başlayan, 16’sında odasını resim atölyesine çeviren, 18’inde ilk halk konserini veren, 20’sinde Darülbedayi’nin tiyatro sınavını kazanan, 24 yaşında ilk Türk operası “Özsoy”da Atatürk’ün huzurunda Ayşim rolünde oynayan, 26’sında ses eğitimi almak için Berlin’e giden ve orada Strauss’un 75. yaş kutlamalarında “Ariadne Auf Naxos” operasında başrole çıkan dirençli bir kadın o. Gürün, “Kitapta gördüğünüz, aynı zamanda bir kadının varoluş öyküsü” diyor.
Yaşadığı dünyayı bir başka dünyaya, hayatını bir sanat eserine dönüştüren, hem marjinal, hem görev insanı, hayatını bir performans gibi yaşayan bu sıra dışı kadının bir de Gürün’deki tarifini alalım öyleyse: “Semiha Hanım daha gençliğinde toplumun kadına biçtiği rolü benimsemiyor. Bunu belki bilinçli yapmıyor, ama genelde ‘aykırı’ bir duruşu var. Alışılagelen kurallara kendini bağlı hissetmeyen özel, özgür ve keşfetmeyi seven bir kadın. Kitap bittiğinde zaten bildiğim bir şeyin altını tekrar çizdim; çocukken annesiyle, kendi iç dünyasıyla ilgili yazmış olduğu hikâyelerle duygularını ne kadar yoğun yaşadığını, ne kadar duygusal biri olduğunu bir kez daha anladım.”
Özlem ALTUNOK
iLGiLi HABERLER / YAZILAR