Müzisyen Tuncay Yılmaz yeni albümünü anlatıyor
İdil Biret’in “Tuncay Yılmaz gerçek bir müzisyen ve değerli bir kemancı… Bu yeteneği ve özellikleriyle kabul görmeyi fazlasıyla hak ediyor…” sözleriyle andığı keman virtüözü Tuncay Yılmaz’ın dördüncü albümü “Rosepage” A. K. Müzik’ten çıktı.
Albümün isminden başlayalım isterseniz… Neden Rosepage?
Rosepage (Gülün Yaprağı) 12 küçük parçadan oluşuyor. Her yaprakta yenibir sayfa açılır ve bunların her birinde çeşitli duyguların anlatımı ve yepyeni bir ifade şekli var. Küçük keman parçaları, virtüöz repertuvarlarının önemli hazinelerindendir. Bu eserler, benim repertuvarımın da değerli mücevherlerindendir. En büyük ustalardan çocukluktan bu yana dinlediğim eserleri, bugün yorumluyor olmaktan mutluyum.
Albümü hazırlarken “az ama öz söylemek” anlayışını ön planda tuttuğunuzu söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Bu albümde iddia yok. Teknik ve müzikal kavramların üstündeki duygular var. Sadece duygu… Çeşitli renkler ve tozpembe küçük pırıltılarla dopdolu birkayıt. Evet, “az ama öz söylemek” anlayışıyla hazırladığımız, müziğe ve kemana olan sevgimin yansıması olduğunu düşündüğüm yeni albümdeki eserlerin çoğunu, 90’lı yıllardan beri resitallerim sonrasında bis olarak seslendirdim. Aslında bir sanatçının yeni bir albüm çıkarması, onun sadece yeni boyutunu değil, aynı zamanda üretkenliğini, kendisiyle ve dünyayla barışıklığını da somutlaştırıyor.Bartok ve Beethoven Keman Konçertoları gibi önemli eserleri çalıyorum. Ancak bu sefer böyle büyük eserler yerine, küçük parçalarda kendimi özgürce ifade etmeyi,yaşanmışlığımı ve birikimlerimi hissettiğim şekilde ve en yalın haliyle ortaya çıkarmayı arzu ettim. Eserler kolay ve basit duyuluyor, görülüyor olabilir. Çünkü buradaki amaç sadelik, güçlüklere meydan okumak değil. Ancak bunların hiçbiri basit parçalar olmayıp, tersine bazıları teknik zorluklarla da dolu. Değerli piyanistim Robert Markham’la birlikte yorumladığımız eserleri kayıt ederek “Rosepage” adıyla bir albümde toplamış olmaktan mutluyuz..
Albümde Türkbestecilerin eserlerini de seslendiriyorsunuz. Özellikle Dede Efendi’nin “Gülnihal”i ilginç. Böylece albüm Bach ile başlayıp Dede Efendi ile bitmiş oluyor… Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Albümde klasik müzik eserlerinin dışında “Gülnihal” ve “La Vie En Rose” gibi sürpriz parçalara da rastlamak mümkün. Klasik müzik severin dışındaki dinleyiciyi de çok sesli klasik müziğe çekmek ve daha çekici olduğunu düşündüğümüz şekilde sunmayı arzu ettik. Düzenlemeleri Oğuzhan Balcı’ya ait bu iki eserin dünyada ilk seslendiriliş ve yorumunu da bu albümde dinleyebileceksiniz. Örneğin, Bach’ın çağdaşı olan Dede Efendi’nin bir şarkısı “Gülnihal”, bilhassa benim için özel bir yere sahiptir. Anneannemin bana bir “ninni” olarak söylediği bu şarkı çocukluğumun unutulmazlarındandır. Bir diğer uyarlama ise “La Vie En Rose”, Guglielmi’nin bestelediği ve Fransız şarkıcı Edith Piaf’ın ününe ün katan bu popüler şarkı, aşk duygusunu çok saf haliyle ve içtenlikle tanımlar. Bana ve ikilime ithafen, değerli uyarlamalarıyla bu eserlere ayrı bir renk veren Oğuzhan Balcı’nın inceliğini unutamayacağız.
Türkiye’de klasik müzik albümlerinin daha çok ilgi görmesi için sizce neler yapılabilir?
Sanat bir ömre bedel… Değerli bir popülarizme karşı değilim, ancak popüler olmak ya da olmamak, gerçek sanatçının değeri ve gerçeğini değiştirmez! Uzun yılları yansıttığı için, sadece bir albüm deyip geçilemez. Ülkemizde maalesef büyük kitleler kalitesiz şeyleri dinliyorlar. Çünkü insanlara bu sunuluyor, ruhları kirletiliyor. Ne verirseniz onu alırsınız. Oysa iyi müziğin amacı, olumsuzlukları onarmaktır. Düşünce ve duygu zenginliğini aşılamaktır. Size gülünç gelebilir ama, insanlar dostlarına hediye olarak şarap yerine bir albüm götürmeyi tercih edebilirler. Böyle basit bir çözüm bile, başlangıç için iyi olabilir.
Bu Yarış Uzun Bir Maraton
Türkiye’de bir virtüöz olmak nasıl bir duygu? Dünyayla karşılaştırıldığında ne gibi zorlukları var?
Bana göre, hayattaki her şey neyi nasıl algıladığınız ve nasıl yaşadığınıza bağlıdır. Virtüözlük harika bir duygu. Konserlerde müziğinizi ve kayıtlarda yorumlarınızı paylaşabilmek mutluluk verici. Kendi adıma, ülkemizde “Devlet Solist Sanatçılığı“ gibi nadide bir statünün keman solist sanatçısı olmaktan da mutluluk ve onur duyuyorum. Ayrıca hayat biçimi olarak virtüözlüğü sevdiğim için, misyonumu ve önüme çıkan konser fırsatlarını değerlendirmeye çalışıyorum. Sanat, dünyanın hiçbir yerinde kolay değil. Bir işe nasıl başladığımız kadar nasıl sonuçlandırdığımız da değerlidir. Bu yarış, yüz metrelik bir koşu değil, binlerce kilometrelik uzun bir maratondur. Ünlü olmaksa ateşten bir gömlektir, yanmamak için amyant gömleğe ihtiyaç vardır ki herkes bu gömleği taşıyamaz! Başka bir gerçekse, dünya kariyeri için ana sponsorlarınız, çeşitli lobileriniz ve kendi yetiştirdiğiniz konser organizatörleriniz yoksa, dehanız ve başarınız ne olursa olsun, var olan markanızı uluslararasına taşımanız zordur. Türk sanatçısı, bu çetrefili maalesef yaşıyor. Belki bu durum bir gün değişir. Ama buna rağmen iyi bir kariyer yapabilirsiniz.
HABERTÜRK Kültür – Sanat (19.05.2010)
iLGiLi HABERLER / YAZILAR