İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın, geçen hafta İTÜ Maçka Yerleşkesi Mustafa Kemal Amfisi’ndeki konserinde, genç İngiliz şef Paul Mann’ın yönetiminde ve değerli piyanistimiz Gülsin Onay’ın solistliğinde çaldığı Ulvi Cemal Erkin’in “Piyano Konçertosu”, beni çarptı. Sözcüğün gerçek anlamıyla çarptı. Olağanüstü bir yapıt, olağanüstü bir seslendirme!
Bitmek bilmeyen alkışlar, Gülsin Onay’ın defalarca sahneye dönüp üç kez daha piyanonun başına oturması… Çok anlamlı bir coşkuydu yaşanan.
İlginç bir raslantı: Dünyanın ne yazık ki (yeterince) tanımadığı büyük bestecimizin bu çok önemli yapıtını Halide Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” başlıklı Kurtuluş Savaşı anılarını okumayı bitirdiğim günün akşamı dinledim. Yaklaşık bir aydır, döne döne, sindire sindire okuduğum bu çok önemli kitabı müziğe dönüştürmüş, bir piyano konçertosu olarak yeniden yaratmış gibi geldi bana Erkin. Adıvar’ın günü gününe tuttuğu notlarını birleştirerek ve yer yer yorumlarını katarak yazdığı bu anılarında Kurtuluş Savaşı’nın “çıplak” gerçeğiyle karşı karşıya geliyoruz. Çok yakından, Kurtuluş Savaşı’nın Onbaşı Halide’sinin kaleminden, Türklerin ölüm kalım savaşını anlatıyor kitap. O günlerin Ankara’sı, savaş öncesindeki bütün o yokluk ve güçlükler ortasında filizlenen direniş; çekilen acılar, yaşanan sıkıntılar, endişeler, kavgalar; umutsuzlukları aşmayı sağlayan bilinç, ulus olarak yaşama inadı ve üstün gelen kazanma istenci. Mustafa Kemal’in önderliğinde ulaşılan zafer…
Konçerto da, baştan sona Kurtuluş Savaşı’nı anlatıyor sanki müzik diliyle. Bölümler nerdeyse savaşın evrelerine koşut. Başta zorlukları, savaşı yansıtan inişli çıkışlı, patlamalı bir müzik, ardından zafer sevinci, sonra yine belirsizlik, kuşkular… Çünkü savaş kazanılmış ama barış gerçekleşmemiştir henüz. Dinlerken, Gülsin Onay’ın parmaklarıyla can verdiği piyanoda Mustafa Kemal’i; yaylıları, vurmalıları, üflemelileriyle orkestradaysa 1920 Meclisi’nin üyelerini, savaşa katılan komutanları, askerleri, kadınıyla-erkeğiyle tüm Türk halkını görür gibi oldum. İlk iki bölümünde yer yer makamsal müziğimizin sesi duyulan, sonra halk müziğimizin belirgin biçimde öne çıktığı, ama tümüyle bestecinin kişiliğini yansıtan bu yapıt, kesinlikle çağdaş müziğimizin başyapıtlarından biri. Atatürk’ü anma konserine bu yapıtı seçenleri kutluyor ve bütün orkestralarımız her yıl çalsa, en azından müzik seven herkes dinlese diyorum.
Egemen BERKÖZ / Cumhuriyet
iLGiLi HABERLER / YAZILAR