16 Kasım 2009

 
FRANTISEK BRIKCIUS / Çalabildiğim her dakika benim hazinem gibi…

Hayatımda çello ile ilgili birçok şey düşledim ve hepsi de gerçekleşti.Hayal etmek bir sanatçının bakış açısını ve yaratıcılığını güçlendirse de, hayal ettiklerinizin ötesine geçebilmeniz sadece istediğiniz şeye başladığınız zaman gerçekleşiyor. O zaman çok daha güçlü bir duygu size yön vermeye başlıyor.’ diyen Çek Çellist František Brikcius, Aralık ayında ilk kez Prag’da sahnelecek olan ‘Makanna’ temsiline hazırlanıyor.  Geçtiğimiz aylarda ‘”Duo Brikcius – 2 Cellos Tour” kapsamında Ankara’da da bir konser veren ve beğeni toplayan başarılı cellist, şimdilerde Çek yazar Jiří Weil’in ölümünün 50. yıldönümü anısına sahnelenecek olan, Weil’in ünlü romanı ‘Makanna’’nın heyecanını yaşıyor. Dünyaca ünlü Švanda dudák” (Švanda the Bagpiper) operasıyla Çek müziğinde silinmez izler bırakan besteci Jaromír Weinberger anısına düzenlenen ‘’Weinberger Tour”  projesinden sonra dikkatleri üzerine çeken sanatçı; müzikle dolu hayatından ve yeni projelerinden bahsetti.  

Özellikle ‘”Duo Brikcius – 2 Cellos Tour” ve ’Weinberger Tour”  ‘daki performansınız ile dikkatleri üzerinize çektiniz. Müziğin hayatınızdaki etkisini nasıl fark ettiniz ve ne zamandan beri çello çalıyorsunuz?
Aslında müziğin etkisini belirli bir dönemde farkettiğimi söyleyemem. Hala müziğin büyülü dünyasını keşfetmeye çalışıyorum. Ve birgün bu duygunun bitmesinden çok korkuyorum. Çok erken yaşlardan beri çello çalıyorum. İlk konserimi verdiğimde henüz 10 yaşındaydım.

Bugüne kadar yer aldığınız özel projelerden çok kısa bir şekilde bahseder misiniz?
Çello projemin “Prague – Brno: 6 Contemporary Composers for Cello Solo in the Interpretation of František Brikcius”  olarak adlandırılması belki de kariyerimdeki asıl başlangıç  noktası oldu.. Kompozisyonlar Prag ve Brno’dan, 6 çağdaş Çek bestecisi tarafından yazıldı. Jiří Matys, Petr Hejný, Jan Jirásek, Luboš Fišer, Miloš Štědroň ve Irena Kosíková…Her parçası inanılmaz bir haz veriyor. Kişisel fikrimce, Çek müziğinde son 25 yıldır yazılmış en iyi çello solo diyebilirim. Bütün projenin ilk sunumu 2005 yılında Brüksel’de Violoncello konserinde yapıldı. Çok beğenildi.  Bitiş parçası olan ‘Stopy’ ‘i ( Çek besteci Irena Kosíková’nın eseri) tam 3 kez çaldım. 1 sene sonra Václav Havel projeyi himaye altına aldı. Prag ve Brno’da özel konserler düzenlendi ve CD kaydı yapıldı. Sonrasında “Prague – Brno: 6 Contemporary Composers for Cello Solo in the Interpretation of František Brikcius” ve “Tartini’s L’Arte dell’Arco in the Interpretation of František Brikcius”  projelerini gerçekleştirdik. “Brikcius Cello Tour 2007″  konserleri; Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İtalya , Rusya ve İngiltere’de çok yoğun bir ilgiyle karşılandı. Dikkat çeken projelerden biri de ‘7 Candles’… Jan Talich tarafından yönetilen Talich Chamber Orkestrası ile oldu.

Tüm bu solo çello ve orkestra konserlerinizin yanı sıra son çalışmanız ise çello ve piyanonun birleştiği ’ Weinberger Tour’ oldu. Bu çalışma nasıl gelişti?
Besteci Jaromír Weinberger’in anısına hazırladığımız bir proje oldu. En ünlü operası olan Švanda dudák” (Švanda the Bagpiper) dünyanın dört bir yanında 4 bin 500 kez oynandı. Komünist rejimden dolayı ABD’ye göçmüş olsa da Çek müziğinin her zaman en önemli isimlerinden biri olmuştur. Onun müziği hakkında söylenecek çok şey var. Biz de bu projede onu yaşamaya ve onun müzikle kurduğu cümleleri tamamlamaya çalışıyoruz. Programda James Simon’s’un Lamento eseri de var. Bu eser benim için oldukça özel. Hikayesi ise şöyle; Simon’s kız kardeşinin yanına  Ortadoğu’ya gider Ama kız kardeşi çok uzun yaşamaz ve ölür. O da bu besteyi yapar. Bundan kısa bir süre sonra Avrupa’ya döndüğünde ise Nazi Gestapoları onu yakalar. Programın finali Irena Kosíková tarafından yazıldı. Piyanoda bana eşlik edecek isim ise Çek Cumhuriyeti’ndeki en iyi piyanistlerden biri olan Tomáš Víšek… ‘’Weinberger Tour” kapsamında bütün ülkede konserler vermeyi planlıyoruz.

Ailenizde başka müzisyen var mı?
Bunu sorduğunuz için memnun oldum diyebilirim. Ben müzikal geçmişi olan bir aileden geliyorum. Kardeşim benden çok daha iyi bir çellisttir. Çok ciddi projelerde olmasa da arada bir birlikte müzik yapmaya çalışıyoruz.  Farklı çello hocalarından ders aldık ve farklı müzik okullarında okuduk. Ve kesinlikle birbirimizden çok farklıyız. Bir keresinde birlikte çalmamız için Berlin’den teklif geldi. İki farklı çello kombinasyonu olmasına karşın seyircinin tepkisi oldukça iyiydi. Sonrasında “Duo Brikcius” adını verdiğimiz bir program hazırladık. Konser programında Luigi Boccherini (1743-1805), Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791), Gioacchino Rossini (1792-1863) , Paul Hindemith (1895-1963), Gideon Klein (1919-1945), Irena Kosíková besteleri yer alıyor. Nisan 2008’de başladık konserlere. Çek Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Almanya , İngiltere, İsviçre’nin yanı sıra Türkiye’de Ankara’da konser verdik. Seneye de ABD , Kanada ve diğer ülkelerde konserler devam edecek.

Konserlerinize nasıl hazırlanırsınız?
Sizi hayal kırıklığına uğratacağım belki ama yaptığım özel bir hazırlık yok. Her şey diğer günlerde olduğu gibi… Uyanırsınız, çello çalarsınız, seyahat edersiniz, çalışırsınız ve sahneye çıkmadan önce son hazırlıklarınızı yaparsınız..

Peki sahneye çıktığınız o ilk saniyelerde ne hissedersiniz? Size güç veren şey ne olur?
Sahne başlı  başına ayrı bir müzik aslında… Dinleyici ve sizin aranızda inanılmaz bir iletişim kurar.İnsanlar çoğu kez farkında olmasalarda, konserin en önemli parçaları onlardır. İlk andaki iletişim o kadar önemli ki! Sahneye çıkıp onları müzikle başbaşa bıraktığımızda başlıyor her şey… Günlük hayatı tamamen dışarıda bırakıp , müziği hissetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. O anda bunu yapabildiğimi hissetmek ise bana büyük bir güç veriyor.

Sanatınızda size besleyen ve  bu anlamda sizi geliştirdiğine inandığınız değerler neler?
Çok önemli Çello eğitmenleriyle çalışmaktan dolayı her zaman çok büyük bir gurur duydum. Bedřich Havlík (Leoš Janáček’in  müziğini yönetmiştir) ve Anna Shuttleworth (Pablo Casals ve  Enrico Mainardi’nin öğrencisidir), Evžen Rattay (Stradivari’nin çellosu üzerine çalışmaktadır )… Bütün bu değerli insanların yanında Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Almanya, İsrail, İngiltere ve Japonya’dan  da farklı seviyelerdeki çellistlerle çalışma imkanı buldum. Bu da beni her zaman besleyen bir süreç. Farklı okullarda, farklı çello tekniklerini öğrenmenin de çok önemli olduğuna inanıyorum. Bütün bunların yanı sıra iyi bir enstrümana sahip olmak da çok önemli. Ben bu konuda oldukça şanslıyım. Şu an 1904 yılında yapılmış “George Kriwalski’’yi çalıyorum.

Özellikle solo konserlerin organize edilmesinde sıkıntılar yaşıyor musunuz?
Tabiki… Solo olarak kariyerinize başlamak ve sonrasında bu şekilde devam etmek genel olarak oldukça zor. Ama yine de sanat konusunda oldukça hassas olan insanlar ve  sponsorlar sayesinde bu sıkıntıları en alt düzeyde yaşamak da mümkün.

Çalışmalarınızda sizi çok etkileyen besteciler var mı? Ve kariyerinizle ilgili neler hayal ediyorsunuz?
Hayatımda çello ile ilgili birçok şey düşledim ve hepsi de gerçekleşti.Hayal etmek bir sanatçının bakış açısını ve yaratıcılığını güçlendirse de, hayal ettiklerinizin ötesine geçebilmeniz sadece istediğiniz şeye başladığınız zaman gerçekleşiyor. O zaman çok daha güçlü bir duygu size yön vermeye başlıyor. Özellikle 17-21’inci yüzyıl eserleri üzerine çalışıyorum. Antonín Dvořák, Leoš Janáček, Bohuslav Martinů, Irena Kosíková, Jaromír Weinberger gibi Çek bestecilerin eserleri ve çağdaş bestecilerin yorumlarının beni etkilediğini söyleyebilirim. Bütün gün çalışıyorum.Ve çalabildiğim  her dakika benim hazinem gibi…

Yakın bir zamanda Türkiye’de de bir konser verdiniz. Bu konser ve Türkiye hakkındaki ilk izlenimleriniz neler oldu?
Evet birkaç  ay önce kardeşim Anna ile birlikte ‘”Duo Brikcius – 2 Cellos Tour” kapsamında Ankara’da bir konser verdik. Türkiye’de bulunmak gerçekten memnuniyet vericiydi. Her şeyden önce insanlar çok sıcak. Konserden sonra aldığımız tepkiler çok iyiydi. Farklı bir kültürünüz var. Umarım yakın zamanda tekrar böyle bir konser daha verme şansımız olur. Türk müzisyenlerle birlikte çalışmak çok keyifli. Çok özel arkadaşlarım var Türkiye’de.

Son olarak yeni projelerinizden ve yakın zamandaki konser programınızdan bahseder misiniz?
Şu an Irena Kosíková ile özel bir çalışmamız var. Çek yazar Jiří Weil’in ölümünün 50. yıldönümü anısına onun ünlü romanı ‘Makanna’ sahnelecek. Kosíková’da bu temsilde orkestra için özel bir beste hazırlıyor. ‘Makanna’ 1940 yılında yazılan ve 1941 yılında yayınlanan bir roman. Prag’ta Aralık ayında sahnelecek. Hepimize şimdiden şans diliyorum. Önümüzdeki yılın yeni projelerinden biri de “eSACHERe”.  İsviçreli orkestra şefi Paul Sacher’in 70’nci doğumgünü için düzenlenen bu konserde dünyaca ünlü Rus çellist Mstislav Rostropovich’de olacak. Conrad Beck (1901-1989), Luciano Berio (1925-2003), Pierre Boulez (1925), Benjamin Britten (1913-1976), Henri Dutilleux (1916), Wolfgang Fortner (1907-1987), Alberto Ginastera (1916-1983), Cristobal Halffter (1930), Hans Werner Henze (1926), Heinz Holliger (1939), Klaus Huber (1924) ve Witold Lutoslawski (1913-1994) gibi 20. yy bestecilerinin eserleri yer alacak. Mstislav Rostropovich 1976 yılında bu bestelerin bir kısmını tek başına çalsa da , bu konser ilk defa bu kadar geniş bir kadroyla gerçekleştirilecek. İlk konserler ise 2010 yılında Prag’da ve ardından İsviçre’de…  

Senem TEKİNKOCA

iLGiLi HABERLER / YAZILAR

  • İlgili haber / yazı bulunamadı